sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
8,8689
EURO
10,4740
ALTIN
499,21
BIST
1.385
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
24°C
Ankara
24°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
26°C
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Çok Bulutlu
23°C
Perşembe Çok Bulutlu
22°C

ÇIKIŞ YOLU

ÇIKIŞ YOLU
23.11.2020
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd; mükafat olarak yaratmış olduğu Cennet yurdu için kullarına çıkış yolları gösteren ve bu yollara girmek için gerekli enerjiyi bedenlerinde yaratan, onların kalplerinde sabit tuttuğu inanç, yakin ile ayaklarını sabit kılan ve yanlışlar karşısında dik duruş veren, kalblere; itaate lezzeti, günahlara nefreti yerleştiren,  sonsuz güç ve kudret sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah’a mahsustur.

Salat ve selam; hak din ile gönderilen, insanları irşad eden, müminlere karşı pek şefkatli, kafirlere karşı da pek şiddetli olan, yeryüzünün en büyük muallimi, başkumandanı, üzerinde güzel örnekleri barındıran, yaratılmışların en kıymetlisi son rasul son nebi Hz. Muhammed (sav)’in üzerine olsun. Ve yine selam tertemiz ehli beytine sahabesine, tabiine, etbau tabiine ve tüm müminlerin üzerine olsun.

Dünyaya diğer canlılardan farklı olarak gönderilen insanoğlu birçok özelliklere sahiptir. Bu özellikleri saymak ile bitiremeyeceğimiz bir gerçektir. İşte İslam saymakla bitiremeyeceğimiz özelliklere sahip insanoğluna en mutedil talimatlarda bulunmuştur. İslam’ın emirleri ve nehiyleri insanın yaratılış mizacıyla örtüşmektedir. Bu gerçek, Onun hak din olduğunun en bariz delillerindendir. Kur’an-ı Kerim’in ve Sünnet-i Seniyye’nin muhtevasına baktığımızda bunu net bir şekilde görebilmekteyiz.

Bu bahsini vermiş olduğumuz gerçek neleri kapsamaktadır? İslam’ın insan üzerindeki böylesi etkisini bilen herkes; hayatı boyunca karşılaşacağı her meseleyi İslam’ın verdiği talimat üzerine bina eder. Üzüldüğünde ne yapması gerekir, sevindiğinde ne yapması gerekir? İnsanın kendisinde öyle özellikler vardır ki bunlar gündeme geldiğinde sağlıklı düşünemez, doğru karar veremez bu da onun nice hatalar yapmasına sebebiyet verir. Yani insanın duygu seline kapıldığı anlar ya da alışkanlık kazandığı şeyler kendisinde az önce de belirttiğimiz gibi birçok zararlara sebebiyet verir. Bu zararlar hem dünyevi hem de uhrevidir. İşte tam bu noktada insanın büyük bir yardıma ihtiyacı vardır. Bu gibi durumlar başına geldiğinde zararı defedebilmesi için bir yönlendirmeye ihtiyacı vardır.  İnsanın başına gelen böylesi durum dönem dönem tezahür eden bir şeymiş gibi değil de hayatı boyunca kendisiyle beraber devam edegelen bir olay olduğunu zihinlerden çıkarmamak gerekir. Ne demek istiyorum? Yani insan sadece üzüldüğü ya da sevindiği anlarda değil hayatının her alanında yönlendirmeye muhtaçtır…

Bu ayki yazımızda İslam’ın bu gibi durumlardan kurtuluş olarak işaret ettiği bir davranışa temas edeceğiz inşaAllah. Yalnız bu konuya geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum; Bu makaleyi okurken ne yapmanız gerektiğini öğreneceğiniz ya da hatırlayacağınız bir yazı olarak değil Neden ne yapmanız gerektiğini belirten bir din olduğunu anlamaya çalışarak değerlendirin. İslam’a bu açıdan bakmamız gerekir.

İslam’ın hayata yönelik verdiği talimatları öğrendiğimizde bu dini neyin yapılması ya da neyin yapılmaması gerektiğini emreden bir din olarak algılayabiliriz. Halbuki aynı zamanda “Neden ne yapılması gerektiğini emrediyor?” bakış açısıyla algılamak gerekir. İşte bunu sorgulamaya başlayıp cevaplandırdığımızda hayatımıza yeni bir bakış açısı getirmiş olmak ile beraber bu ayki yazımızda Allah’ın tevfikiyle vermeye çalışacağımız mesaj anlaşılacaktır.

İbn Mace ve Ebu Davud’da geçen bir hadis-i şerifte Rasulullah (sav)’in verdiği bir talimatı kendimize rehber edinerek bu soruya cevap bulmaya çalışacağız inşaAllah.

“Kim istiğfara devam ederse Allah onun her üzüntüsünü gidererek bir ferahlık, her darlıktan bir kurtuluş yolu verir. Ummadığı yerden de rızıklandırır”[1]

Hadis ilk okunduğunda istiğfar etmeye ve istiğfar edilince de nelerin olacağına dair verilmiş bir talimat olarak gözükebilir. Fakat bu hadiste insanoğlunun bir özelliğine ve bu özellikten dolayı da kendisine tavsiye edilen bir hükme bu tavsiyeyi yerine getirdiğinde de neleri elde ettiğine temas edilmektedir. Şimdi sırasıyla bu hadiste ortaya çıkan İslam-İnsan arasındaki ilişkiye değinelim;

Hadiste kim istiğfar ederse denilmeyip istiğfara devam ederse buyrulmaktadır. Bu insanın daima hataya düşebileceğine bir işarettir. Dolayısıyla devamlı hataya düşmenin neticesinde meydana gelebilecek olan bir takım zararlardan da bu tavsiye ile kurtulmuş olur. Peki istiğfar niçin emrediliyor?

Makaleye giriş yaparken insanın bir takım özelliklerinin olduğundan bahsetmiştik. Bu hadiste insanın bir özelliği olarak daima günah işlemeye meyilli olması ortaya çıkmaktadır. İşte insanda var olan bu özellik insanı hem dünyevi hem uhrevi birçok zararın içerisine yuvarlar. İstiğfarın devamlı olması ise sürekli kalbe bir ihtar gönderip maneviyatı zinde tutmaya sebep olacaktır. Bu ihtar ve zinde olmanın neticesinde insan karşılaşmış olduğu olaylarda sağlıklı kararlar verebilecek ve başına gelebilecek olan zararları defedebilecektir. İstiğfarın devamlı olması günahın şiddetinin taze kalması demektir. Çünkü haramlar işlene işlene alışkanlık haline gelir ve normalleşir. Bu da o günah için sakınma duygusunu yok eder. Fakat istiğfar sayesinde o günahın pişmanlığı zararı ve kendisine götüren sebepler taptaze kalır. Böylelikle tekrar işleme ihtimali oldukça zayıflar. Bu daha emin adımlar atmaya ve faydalı olanları temin etmeye sebebiyet verir.

İstiğfar ahirete olan inancı kalpte diri tutar. Dünya ile meşgul olmak zorunda olan insan; bu meşguliyetinde etkilenen bir yapıya sahip olmasından sebep ahirete olan yakin zedelenebilir dolayısıyla takva duygusunu yitirebilir. Dünyaya olan meyil, hırs artacağından dolayı buna dair herhangi bir önlemin olmaması sorumluluk bilincini kaybetmekle sonuçlanır. Çünkü ahirete iman, insana sorumluluk duygusu verir. Bilinçli davranmayı ve akıllıca hareket etmeyi sağlar. Ardından koşması gereken şeyler konusunda kesin bilgi verir. Ahiretin hatırda olması anlamsız dünyevi mücadelelerden korunmaya sebep olur. Boşuna kürek çekmenin önüne geçer. Ve asıl kazancı elde etmeyi sağlar. İşte bunları kazandıran şeylerden biri de istiğfara devam etmektir.

Rabbine karşı işlemiş olduklarından dolayı pişman olup, bunun acısını yaşayan kimse istiğfar ederek içindeki ümitleri yeşertir ve daha bir motive şekilde yoluna devam eder. Aynı şekilde Rabbine karşı gelmekten sakınan kimse de bu sakınma duygusundan sebep ilahi yardıma layık olur ve ummadığı bir yerden rızıklandırılır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır;

“…Kim Allah’tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır.”(Talak/2-3)

 

 İnsanoğlu yaşamı boyunca kendisini üzecek ve sevindirecek olaylar ile karşılaşır. Bu olaylar şiddetine göre insanı etkiler. İnsan aşırı derecede üzüldüğünde durağanlaşır faaliyet gösteremez hale gelir ve duygu seline kapılır. Yani bu gibi anlarda insan normalde yaptığı hareketleri yapamaz, suskunlaşır etrafındaki her şeyle irtibatını koparır. Bu yaşadığı an için böyleyse de hayatına kaldığı yerden devam ettiğinde de bu anın izleri üzerinde kalır ve kalbinde bir sızı aklında bir düşünce olarak yer eder. Bu olaydan aldığı darbe sebebince sağlıklı kararlar alamayabilir, tutarlı davranışları olmayabilir. O kalbinde bir sızı aklında bir düşünce problem olarak kaldığı müddetçe ne iş hayatında ne aile hayatında ne de sosyal hayatta sağlıklı diyaloglar kuramayacaktır. Hatta ibadetlerinde dahi sıkıntı çeker. Bu da beraberinde birçok zararı getirecektir.

Yani şunu demek istiyorum; üzüntü ve sevinç insanın yapacağı kulluk vazifesini engelleyebilir veya sekteye uğratabilir. İnsan yapısı itibariyle etkileneceğinden dolayı bundan kaçınmak mümkün değildir. O zaman bu insanın ne yapması gerekir? İşte İslam olaylardan bu denli etkilenen insanın bu gibi durumların getireceği zararlardan nasıl korunacağını hesap etmiş ve ona bir talimatta bulunmuştur; “İstiğfara devam etmek.”

İstiğfara devam eden kimse yukarıdaki hadiste müjdeleniyor. Kendisini bu kadar etkileyebilme ihtimali olan üzüntülerinden kederlerinden kurtulacağını muştuluyor. O üzüntünün giderileceğini o işin hallolacağını bir çıkış yolunun bahşedileceğini haber veriyor. Ama kim istiğfara devam ederse.

Bu makalede istiğfar tavsiyesinde bulunmuyorum. Niçin istiğfar tavsiyesi verildiğine ve bunun fıtrat dini olmasıyla olan ilişkisine temas etmeye gayet ediyorum. Bu hadiste de manadan yoksun kuru kuruya yapılan bir istiğfar emredilmiyor. Kullanılan üslup ve devamında müjdelenenler bize İslam’ı anlatıyor. Bizim sorumluluğumuzu neyden korkmamız gerektiğini ve destekçimizin kim olduğunu anlatıyor.

Ne ile karşılaşırsak karşılaşalım kul olduğumuzu unutmamız gerektiğini aşılıyor. Misak aleminde verdiğimiz sözü sadakatle yerine getirmenin ve buna mani olabilecek olayları bertaraf etmenin nasıl olacağına işaret ediyor. Açık bir şekilde bu ifade edilmese de mümine yapılmış olan istiğfar tavsiyesi ile bunları anlamak çok zor değil. İslam’ın emrettiği her talimatı bu çerçevede değerlendirdiğimizde Rabbimizi daha iyi tanır, Rasulunun talimatlarına daha sıkı tutunuruz.

Şu nasıl olacak, bu borç nasıl bitecek, o iş nasıl hallolacak, şu para gelecek mi, işler yoluna girecek mi? Bunların hiçbirini kafana takma. Bunlar hallolur. Şunu unutma Allah zenginlerin en zenginidir. Senin borcun için gerekli miktarı karşılamakla, işini halletmekle hazinesinden hiçbir şey eksilmez, kendisine herhangi bir yorgunluk da dokunmaz. Peki o halde niçin karşılamıyor düşün? O işler yoluna girer, o tarlan için yağmur yağdırılır, Allah bir evlat nasip eder, işler yoluna girer, çok güzel bir iş de bulursun ama şu şartla; “Kim istiğfara devam ederse…”

Günde kaç kere Allah’ı zikrediyorsun? Kaç kere ahireti hatırlardın? Kaç kere günahlarından dolayı istiğfar ettin? Kaç kere nefis muhasebesi yaptın? Kaç tane günahtan kaçındın? Ne kadar itaat ettin? Misak aleminde verdiğin sözü kaç kere hatırlardın? Ne kadar süre emanetin ağırlığını omuzlarında hissettin? İslam’ın hakim olması için neler yaptın? Allah’ın dinini ne kadar dert edindin? Bunları düşün bunların hesabını yap. Bunlarla dertlen. Çünkü başka başka hadislerde şöyle buyrulmuştur;

Enes b. Mâlik (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kimin kaygısı ahi­ret olursa Allah onun zenginliğini kalbinde kılar, iki yakasını bir araya getirir ve dünya ona boyun eğerek gelir. Her ki­min kaygısı da dünya olursa Allah, onun fakirliğini iki gözü arasında kılar ve iki yakası bir araya gelmez perişan olur zaten kendisine de takdir edilen şey gelir fazlası gelmez.”[2]

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Allah şöyle buyurur: “Ey Ademoğlu her durumda kendini bana ibadete ver ki; gönlünü zenginlikle doldurup ihtiyacını gidereyim fakat böyle yapmaz isen ellerini meşguliyetle doldurur ihtiyaçlarını da kapatmam.” [3]

“Kim bütün dertlerini bir tek dert haline getirirse (yalnız ahireti düşünürse),onun dünyevi uhrevi dertlerini/sıkıntılarını gidermeye Allah kafidir. Kimin dertleri, dalbudak salmışsa, Allah onun dünyanın hangi vadisinde helak olacağına aldırış etmez”[4]

Kuran-ı Kerim’de ise şöyle buyrulmaktadır;

“Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”(Taha/124)

“De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.”(Tevbe/24)

“Müminler öyle adamlardır ki, ne alışveriş ne ticaret onları Allah’ı zikretmekten, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı günden korkarlar.”(Nur/37)

Dünyayı dert edinen derdine dert katar. Ahireti dert edinen ise derdine derman bulur. Ahireti dert edinmiş olmanın bir alameti de İstiğfardır. İstiğfar deyip geçme. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır;

“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin ki, üzerinize bol bol yağmur göndersin ve gücünüze güç katsın. Günahkârlar olarak yüz çevirmeyin.”(Hud/52)

“Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. ‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.”(Nuh/10-12)

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.”(Hud/3)

“Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.”(Al-i İmran/135)

İşlerin yoğunluğu, çocukların ihtiyaçları, bazı şeylerden mahrum kalmış olmak gibi dünyalık bahanelerle Allah’ı unutmak ertelemek mazur görülecek bir şey değildir. Aklına istiğfarın gelmemesi de mazeret değildir. Bahaneler tembellerin işidir. Sana kendi nefsinden başka Allah’ı unutturacak yoktur. İstiğfar, kulluk şuurudur, sorumluluk bilincidir. En çok yaptığın şey en çok değer verdiğin ve gaye haline getirdiğin şeydir. Seni en çok meşgul eden şey senin için en mühim olan şeydir. Seni en çok üzen şey de değer verdiğin şeyler ile ilgilidir.

Can sıkan, ter akıtan, moral bozan, zor olan her şeyin bir çıkış yolu vardır. Bu çıkış yolunu da ancak İslam gösterebilir. Biz bu ay bu çıkış yolundan bir tanesinden bahsettik. Kulluk şuuru, sorumluluk bilinci ve ahirete yakin ile “İstiğfara devam etmek…”. Zira bu hayatı temizlemeye, temiz devam etmesine ve temiz olarak ölmeye apaçık bir çağrıdır…

TEVFİK ALLAH’TANDIR…

SELAM VE DUA İLE…

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

[1] İbn Mace Edeb Bölümü 57. Bab 3819 nolu hadis – Ebu Davud Kitabu’l Vitir 26. Bab 1518 nolu hadis

[2] Tirmizi – Kıyamet Bölümü 30. Bab 2465 nolu hadis

[3] Tirmizi – Kıyamet Bölümü 30. Bab 2466 nolu hadis – İbn Mâce, Zühd: 28

[4] Hakim,7934; Beyhaki Şuabu’l-İman, 1744

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.