MENÜ

BEYNE’L HAVF VE’R-RECA (ÜMİT İLE KORKU)

555 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
BEYNE’L HAVF VE’R-RECA (ÜMİT İLE KORKU)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Âlemlerin Rabbi, Aziz, Cebbar, Kahhar, Mütekebbir, Rahman, Rahim, Gafur, Rauf, olan, lütfuyla bizlere Peygamberler ve Kitap gönder, Kur’an ve Sünnet vasıtasıyla kurtuluşun yolunu gösteren Allah Azze ve Celle’ye sonsuz Hamd-u Senalar olsun.

Son Nebi cihad Peygamberi Ümmetine karşı çok şefkatli kâfirlere karşı çok çetin kendisine itibar ve ittiba edilmedikçe kurtuluşun mümkün olmadığı Hz. Muhammed (sav)’e Salat ve Selam olsun. Ehli Beytine Ashabına ve tüm Mü’min kullara da Selam olsun.

Bu ayki yazımız “Ümit ile Korku” üzerine olacak inşaAllah. Korku ile Ümit insan fıtratında var edilmiş hisleridir. Bu hislere sahip olmayan insan yoktur. Mü’minlerin ise ayrılmaz vasıflarındandır.

Havf, korku, reca ise ümit demektir.

Korku; Allah’ın (cc) Celal, Kibirya, Kahr ve Azameti karşısında haşyet duymak

Ümit; Allah’ın (cc) Lütuf, İhsan ve Kereminden daima ümit var olmaktır. Havf ve Reca yani Ümit ile korkunun bir Mü’min hayatında büyük yeri vardır. O bir yandan günahları kusurları yanlışları ve O’na hakkıyla kullukta bulunmaması sebebiyle korkacak bir yandan da O’nun sonsuz Af, Mağfiret, ihsan ve bağışını ümit edecektir.

Korku ve ümit birbirini bütünleyen ve Mü’min’i kemale erdiren iki niteliktir. Kur’an’da Mü’minler bu iki nitelik ile birlikte anılır.

“Gece namaz kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar. Korkarak ve ümit ederek Rablerine dua ederler.”(Secde 16)

Mü’min bir kulda bu iki duygunun eşit olması gerekmektedir. Allah’ın(cc) azabından emin olmak yani ümidin korkuyu geride bırakması küfürdür. Ümitsizliğe kapılıp Allah Teâlâ’nın Rahmetinden ümit kesmek yani korkunun ümidi geride bırakması da küfürdür.

“Allah’ın Rahmetinden umut kesmeyin”(Zümer 53)

“Şüphesiz Rabbin onların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir”(Rad  6)

“Rahmetim her şeyi kaplamıştır.”(Araf 156)

Bu ve benzeri ayetler ne yaparsa yapsın insanın mutlaka bağışlanacağı anlamına gelmez. Zira ümit sebepsiz ve insanı umduğu şeye ulaşmak için çalışmaktan alıkoyacak, günahları önemsiz gösterecek bir beklenti değildir.

“Onlar ki inandılar hicret ettiler, Allah yolunda savaştılar. İşte onlar Allah’ın Rahmetini umarlar.”(Bakara 218)

Gibi ayetlerde açıklandığı üzere ümit ancak gerekli şartları hazırlandıktan sonra sonucu Allah’tan ummaktır.

İnsanların en çok Allah Teâlâ’dan korkanları Allah’ı en çok tanıyanlardır.

“Kulları içinde ancak Âlimler Allah’tan hakkıyla korkalar Allah Azizdir, Gafurdur.”(Fatır 28)

“Kalp Allah’ı bilip tanıdıkça O’na karşı korku ve saygısı artar. Kalpteki bu korkunun eseri bedene ve azalara yayılır. Kalbin kontrolündeki uzuvlar bu korkuya karşı adeta tedbir oluyormuşçasına günahlardan uzaklaşır, ibadetlere yönelirler. Bundan dolayı korkan ağlayıp gözlerini silen kimse değil ceza çekeceğini bilip kötülüğü terk edendir.” Demişlerdir.

Her konuda olduğu gibi burada da “Marifetullah” ilmi merkezdedir. İnsan Allah Teâlâ’yı bildiği ölçüde O’nu sever ve o derecede korkar. Allah hakkında bilgi sahibi olmak veya edinilen bilgiyi arttırmak için ibadetleri şuurlu bir şekilde eda etmek, Kur’an’ı iyi okuyup anlamaya çalışmak, kâinat kitabını çok iyi okuyup Allah Teâlâ’nın sıfatlarının kâinat üzerindeki tecellilerini görmeye çalışıp tefekkür etmekle mümkündür. İslam’ı bizden daha iyi anlayan büyüklerimizde bunu tavsiye etmişlerdir.

Fatır 28. Ayetin tefsirinde Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (Rh.A.) şunları zikretmiştir;

“Niçin Allah’ı bilmek korkmaya sebep oluyor? Çünkü Allah Azizdir(güçlüdür), Gafurdur(bağışlayandır). Yalnız bağışlayıcı olsaydı hiç korkusuz ümit bağlamaya sebep olabilirdi. Fakat Allah Teala yalnız bağışlayan, merhamet eden değil Aziz’dir de. Hiç bir sebeple boyun eğmeyen, yenilmeyen, dilediği anda kahredip yerle bir eden çok kuvvetli, çok Azametli, Galip olduğu gibi cezası intikamı da çok şiddetlidir. Onun için Allah’ı (cc) bilmeyenler her haltı ederler. Onu bir kul ne kadar iyi bilirse o kadar çok saygılı o kadar çok hürmetli olur.”

“Cenabı Hakk’ın intikam sahibi ve Aziz olması tam korkuyu gerektirir. O’nun Gafur olması mükemmel ümidi gerektirir.”(Tefsirul Münir)

Semerkandlı Ebul Kasım da;

“Herhangi bir şeyden korkan o şeyden kaçar. Allah’tan korkan O’na kaçıp sığınır.” Demiştir.

Allah Teâlâ’dan korkmak diğer dünyevi korkulara benzemez. İnsan dünyada bir şeyden korksa korktuğu şeyden kaçar ondan kurtulmanın yolunu arar. Ondan uzaklaşır. Allah Teâlâ’dan korkmak ise kişiyi O’na (cc) yaklaştırır. Yakınlığını arttırır. Yakınlık arttıkça sevgi ve ülfette artar. Yani kişi Allah’tan severek korkar. Annesi evladına kızar bağırır çocuk ise ağlarken yine “anne” diye ağlar. Yani hem korkar hem sever ondan başkasına sığınmaz. Kulda Allah’tan severek korkar ve Allah’ın azabından yine Allah’ın Rahmetine sığınır. Zira sığınacak başka bir kapısı yoktur.

Hz. Ali’nin oğluna yaptığı şu nasihati ümit ile korku dengesi hakkında önemli bir ölçüdür; “Ey oğul Allah’tan öyle kork ki eğer sen yeryüzünde yaşayan bütün insanların sevaplarıyla O’nun (cc) huzuruna varsan bile O(cc) onları kabul etmeyecek gibi zannet. Ve Allah (cc) hakkında öyle ümitli ol ki eğer yeryüzündeki insanların bütün kötülükleriyle O’nun (cc) huzuruna gelmiş olsan O(cc) bütün kötülükleri senin için affedecek diye düşün.”

Abdullah İbni Abbas’a korku sahibi insanların hali sorulunca şöyle cevap verdi; “Onların korkudan dolayı kalpleri yaralı gözleri yaşlıdır. Onlar; “biz nasıl sevinelim? Arkamızda ölüm var” derler. Kıyamet ise bizim vaad olunduğumuz yerdir. Cehennem üzerinde yolumuz vardır. Rabbimiz Allah’ın huzurunda duracağımız yer vardır.”

Hasan Basri (Rh.A.) bir defasında kahkahayla gülen bir gencin yanından geçiyorken ona sırat köprüsünü geçip geçmediğini sordu. Cevap  “Hayır” idi.

Gence bu defa ölüm sonrası Cennet veya Cehennemden hangisine gideceğini bilip bilmediğini sordu. Cevap yine aynı idi. Bunu üzerine Hasan Basri; “o halde niçin gülüyorsun?” dedi. O genç o günden sonra bir daha hiç gülmedi.

İşte bizden öncekilerin hali böyleydi. Onlar her daim bu şuurda hareket ediyorlardı. Şimdi bizler ümit ile korkunun neresindeyiz? İnsan şuan için kendisini Mü’min olarak görse bile bunu değişmeyeceğinden nasıl emin olabilir? Kimin garantisi var ki?

“Ve onlar ki Rablerinin azabından korkarlar. Doğrusu onlar Rablerinin azabından emin değillerdir.”(Mearic 27-28)

Cennette en büyük nimet Allah’ın Cemal’ini görmektir. Ahirette en büyük azab ise Allah’ın Cemal’ini görmekten mahrum kalmaktır. Seven sevdiğinden ayrı kalmaya dayanamaz. O halde evvela Rabbimizi tanımalıyız. Zira tanıdıkça seveceğiz. Sevdikçe korkumuz artacak, sevdikçe ümit edeceğiz.

Ey Rabbim gazabından Rahmetine sığınıyoruz. Ya Rabbi korktuklarımızdan bizleri emin kıl ve umduklarımızı bize ver. AMİN…

 

Maşite GALİBTüm Yazıları
Yorum Yaz