sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
18,8197
EURO
20,3115
ALTIN
1.128,47
BIST
4.997,63
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Kar Yağışlı
1°C
Ankara
1°C
Kar Yağışlı
Pazartesi Çok Bulutlu
-1°C
Salı Çok Bulutlu
-1°C
Çarşamba Az Bulutlu
1°C
Perşembe Az Bulutlu
1°C

ASHAB’IN İNFAK ANLAYIŞI

ASHAB’IN İNFAK ANLAYIŞI
06.12.2022
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Övgülerin tamamına layık, tüm noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah Azze ve Celle’nin zatı celaline Azim olan egemenliğine, hakimiyetine yakışır şekilde hamd olsun, salat ve selam kutlu yolun yolcusu nurlu yolda verdiği mücadeleyle bütün Müslümanlara örnek olan örneğimiz ve önderimiz Hz. Muhammed’e s.a.v, onun ehli beytine ve ashab-ı kiramına, gerek geçmişte yaşamış, bugün yaşamakta olan ve bundan sonra yaşayacak olan bütün Müslümanların üzerine de salat ve selam olsun inşallah.

Allah yolunda harcama yapma, birini besleme, geçimlik (nafaka) verip geçindirme anlamlarına gelir.

Bir kavram olarak ‘nafaka’; gerek yakın akraba gerekse diğer insanlardan fakir ve muhtaç olanlara para ve geçimlik vermek, onların geçimini sağlamak, beslemek demektir.

  1. Kerimoğlu – kelimeler ve kavramlar`, İnfakın olabilmesi yani yerine gelebilmesi için ilk rükün “iman”dır. Demektedir. Çünkü iman olmadan hiçbir amel makbul yani Allah c.c katında kabul edilmeyecektir, bunlar kat-i naslarla da sabittir, bizler de bunlara şahitlik etmekteyiz. Allah c.c Kur’an’ı Kerim’de Müslümanların sıfatlarını açıklayan ilk ayet-i kerimelerde bunu bizlere bildirmektedir.

Bakara – 1 -3 /

1- Elif lâm mîm.                                                                                       

2- O kitap (Kur’an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.                                                                      

3- Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar.

Hadis-i Şeriflerde de Resulullah s.a.v bizlere bildirmektedir`, Nitekim Hz. Aîşe (r.anha) validemizden rivayet edilen bir hadis-i şerifte bu mahiyet açıkça beyan edilmiştir: “Bir gün Resûl-i Ekrem (sav); `Yâ Rasûlallah!.. Cahiliyye devrinde Abdullah İbn-i Ced’an, misafiri ağırlar, akrabayı ziyaret eder, köleleri kölelikten kurtarır ve komşularına iyilik ederdi. Bunların kendisine bir faydası olur mu?’ diye sordum. Resûl-i Ekrem (sav): `Hayır! dedi. `O hiç bir zaman Allah’ım, ceza gününde beni bağışla!’ demedi.”

Kur’an ve sünnetten de anladığımız üzere iman olmadan infak hiçbir yarar sağlamayacaktır. Kur’an’ı çok iyi bir şekilde anlayan Ashab-ı Kiram önce iman ettiler sonra imanlarının gereği olan infak amelini yerine getirdiler.

Al-i İmran – 92 / Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe, asla birr’e erişemezsiniz. Ve her ne infak ederseniz şüphesiz Allah onu bilir.

İbni Kesir rh.a / İmam Ahmed dedi: Bize Revh… Enes İbn Mâlik’den rivayet etti ki o şöyle demiş: Medine’de ansârdan; hurma malı en çok olan kişi Ebu Talha idi. O’nun en sevgili malı da mescid’in karşısında bulunan Beyrühâ idi. Rasûlullah (s.a.) oraya girer ve tatlı suyundan içerdi. Enes anlatıyor: «Sevdiğiniz şeylerden Allah için infâk etmedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz.» âyeti nazil olunca Ebû Talha şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü, Allah Teâlâ : «Sevdiğiniz şeylerden Allah için infak etmedikçe asla iyiliğe erişemezsiniz.» buyuruyor. Benim de en sevgili malım Beyruhâ’dır. Ve o Allah için sadakadır. Ben Allah katında onun iyiliğini ve Allah katında bana azık olmasını istiyorum. Ey Allah’ın Resulü burayı Allah’ın sana gösterdiği yere koy. Rasûlullah buyurdu: Mâşâallah! Bu kazançlı bir maldır, bu ka­zançlı bir maldır. Burayı akrabalarına bırakmanı uygun görüyorum. Ebu Talha; o halde öyle yap ey Allah’ın Rasûlü, dedi ve Rasûlullah da orayı Ebu Talha’nın akrabalarına ve amcaoğullarına bölüştürdü.

Taberi rh.a / Amr b. Dinar diyor ki: “Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça as­la iyiliğe erişemezsiniz.” âyeti inince Zeyd b. Harise “Sel” diye adlandırılan atı­nı alıp Resulullaha getirdi ve “Ey Allahın Resulü, sen bunu sadaka olarak ver.” dedi. Resulullah, atı alıp Zeydin kendi oğlu Üsameye verdi. Bunun üzerine Zeyd “Ey Allahın Resulü, ben bunu sadaka vermenizi istediydim.” dedi. Resu­lullah da: “Sadakan kabul edilmiştir.” buyurdu.

Hz. Ali’nin ağabeyi Cafer b. Ebu Talib’in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir
kabilenin hurmalığına inmişti. Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça ekmek geldiğini gördü.

Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki, birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi. Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi. Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü. Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu: – “Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?” Köle sıkılarak cevap verdi: – “İşte bu üç parça ekmek.” – “O halde neden kendine hiç ayırmadın?”  – “Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim.” – “Peki, sen ne yiyeceksin şimdi?” – “Oruç tutacağım.” Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı. Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi: “Seni Azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum.” Cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve: “Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin” dediklerinde, şu karşılığı verirdi: “Ama o elindeki her şeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını…

Hz. Osman r.a / Efendimiz’in (sav) Medine’ye hicret etmesi ile birlikte burada yaşayan Yahudilerle nasıl mücadele ettiğini anlamaya o günlerden ilham alarak bugünün dünyasında nasıl hareket etmemiz gerektiğini kavramaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hicret yurdu olan Medine yada o günkü ismi ile Yesrib coğrafi olarak Mekke’den oldukça farklı bir yerdi. Yeşilliği sulaklığı ve dağlar arasında kalan düz vadisi ile Hicaz bölgesinin en güzel yerlerinden biriydi. O gün için Yesrib’de birçok su kuyusu vardı. Hatta kaynaklarımız daha sonraları Efendimiz (sav) ile çeşitli hatırları olan 14 su kuyusunun isimlerini ve orada geçen hatıraları bize aktarırlar. Ama bu kuyuların hepsinin suyu o günler için içme suyu olarak kullanılamazdı. Şehir halkı içme sularının büyük bir bölümünü Rûme kuyusu olarak bilinen bir kuyudan sağlarlardı. Bu kuyu Yahudi bir tüccara aitti ve o bu kuyunun suyunu çok ciddi paralar karşılığında Araplara satardı. Efendimiz (sav) hicretten sonra bu sıkıntılı durumu görünce bundan çok rahatsız oldu ve bir an önce bu soruna kalıcı bir çözüm getirmek için yollar aramaya başladı. Çünkü su insanın asli bir ihtiyacı idi; böyle önemli bir ihtiyaçtan dolayı Yahudilere bağımlı yaşamak kabul edilecek bir durum değildi. Efendimiz (sav) daha ilk günlerde yaslanmadan yaşamayı öğrenmişti. Özellikle ekonomik bağların doğru tesis edilmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Çünkü bu alanda ipler birilerinin elinde olduğu müddetçe onlar istedikleri gibi Müslümanları yönlendirmeye devam edeceklerdi. İşte Efendimiz (sav) bu gerçekten dolayı daha hicretin ilk aylarında bir gün Mescid-i Nebevî’de “Kim cennet karşılığında bize Rûme kuyusunu satın alacak” demişti. Efendimiz’in (sav) bu sözünü duyan Hz. Osman bunu bir görev olarak kabul etmiş ve bu konuda sağa sola bakmadan yapması gereken ameli ortaya koymak için harekete geçmişti. Hz. Osman infak medresesinin en büyük talebelerinden biriydi. O her zaman bu alanda ilk olacaktı. Vermeye doymayacak ıskatını varislerine bırakmadan adeta kendi günahlarının kefaretini defaatle bizzat eliyle ödeyecekti. Hz. Osman Efendimiz’in (sav) bu talebi gereği doğruca Rûme kuyusuna gitti ve kuyunun sahibi olan Rûmetü’l-Gifârî’ye kuyusuna talip olduğunu ve onu satın almak istediğini söyledi. Yahudi tüccar fırsat bu fırsat diyerek kuyunun ederinin neredeyse iki katı bir fiyat çekerek kuyuyu 50.000 dirheme satacağını söyledi. Hz. Osman işin aslına bakarsanız 100.000 dirhem istenseydi de verecekti. Çünkü O Efendimiz’i (sav) memnun etmek o büyük müjdesine nail olmak için elinden geleni yapmaktan bir an geri durmayacaktı. Ama Hz. Osman heyecana kapılıp da Yahudi’yi memnun edecek bir tavra girmedi. Hz. Osman orada da bir büyüklük yapacak ve adeta bize önemli bir ilke öğretecekti. Hz. Osman’ın bize öğreteceği ilke şu idi: “Yapacağınız İslami bir hizmet dahi olsa israf etmeye hakkınız yoktur. Çünkü İsraf Kur’an’ın beyanı ile Şeytanlara Kardeşler olmaktır.” İsra Sûresinin 27. ayetinde Rabbimiz israf edenlere; İhvane’ş-Şeyâtin/ Şeytanların Kardeşleri demektedir. İşte Hz. Osman bu ilke gereği hemen heyecana kapılmayacak büyük bir ticari deha ile Yahudi tüccara şunu teklif edecekti: “Gel sen bu kuyunun tamamını satma işletim hakkının yarısını bana sat. Bir gün ben işleteyim diğer gün sen işlet!” Bu teklif Yahudi tüccarın çok hoşuna gidecekti. Öyle ya hem kuyu elinden tamamen çıkarmayacak hem belli bir miktar para alacak hem de yine kuyudan para kazanmaya devam edecekti. Hz. Osman’ın bu teklifi kabul görünce Yahudi tüccardan yeni bir fiyat istemesini talep edecekti. O da kuyunun yarısının fiyatını önce 25.000 dirheme sonra 20.000 dirheme indirecekti. Hz. Osman bu miktarında çok olduğunu söyleyerek sıkı bir pazarlık ile kuyunun yarısını 12.000 dirheme satın alacaktı. Daha sonra Mescid’e dönecek ve karşısında duran Müslümanlara kuyuyu nasıl satın aldığının haberini verecekti. Hz. Osman orada şu uyarıyı da yapacaktı: “Kuyunun bir gün kullanım hakkı bizde diğer günü ise Yahudi’dedir. Sakın siz sıranın onda olduğu gün gidip para ile su satın almayasınız.”

Elbette Müslümanlar o gün söz ve amel birliği ortaya koyacaklardı ve tabir caiz ise sıra Yahudi’de olduğu gün kuyuyu boykot edeceklerdi. Hz. Osman Müslümanlara bu uyarıları yapınca o günün yürekleri ve zihinleri berrak olan Müslümanlar kuyunun işletim sırası kendilerinde olduğunda su ihtiyaçlarını karşılayacak sıra Yahudi’de olduğunda ise büyük bir boykot ile hiç biri gidip su satın almayacaktı. Yahudi tüccar birkaç gün sonra gelen giden olmadığını görünce nasıl bir duruma düştüğünü anlayacak ve kendi Hz. Osman’ın yanına gelerek kuyunun diğer yarısını da satmak istediğini söyleyecekti. Hz. Osman “eğer makul bir fiyat istersen alırım” diyecekti. Yahudi tüccar kuyunun diğer yarısı içinde 12.000 dirhem isteyecek ama Hz. Osman bu fiyatı yüksek bulup fiyatı 8.000 dirheme indirtip sonra satın alacaktı. Böyle olunca da Hz. Osman Yahudi tüccarın işin başında 50.000 dirhem istediği kuyuyu 20.000 dirheme satın alacaktı.

Bu tarihi olaydan alınacak derslere gelince; Efendimiz (sav) Müslümanlara bağımlı yaşamamayı öğretmiştir.

1.Müslümanların asli ihtiyaçlarında asla ipleri başkalarının eline vermemesi gerektiğini öğretmiştir.

2.Hz. Osman İslami bir hizmet dahi olsa israfa kapı açılmaması gerektiğini öğretmiştir.

3.Hz. Osman Müslüman tüccarlara zekânın ve kabiliyetin ticaretin olmazsa olmazı olduğunu göstermiştir.

4.Müslümanların söz ve amel birliğinin ne kadar önemli olduğunu yapıldığı takdirde nelere kapı açacağını göstermiştir

Allah c.c bizleri  malları va canları ile kendi yolunda mücadele eden kullarından eylesin inşallah. AMİN…    ÇALIŞMA BİZDEN , TEVFİK ALLAH”TANDIR.        SELAMIN ALEYKUM.            

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.