MENÜ

ALLAH’IN “OL“ EMRİYLE KENDİSİNE BİR BEŞER DOKUNMADAN ÇOCUĞU OLAN “HZ MERYEM” 2

148 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ALLAH’IN “OL“ EMRİYLE KENDİSİNE BİR BEŞER DOKUNMADAN ÇOCUĞU OLAN “HZ MERYEM” 2

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيم

 Hamd Alemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, Din gününün sahibi Allah azze ve celle’ye mahsustur. Salat ve Selam kendisine itaat edilmediği sürece kurtuluşun asla mümkün olmadığı yaşayan Kuran, son rasul, son nebi Hz Muhammed(s.a.v)’e, Onun Ehli Beytine ve sahabesine, derdi yalnızca Allah’ın rızası olan bütün mümin kulların üzerine olsun inşAllah.

Geçen ay Allah’ın kıyamete kadar geçerli olarak göndermiş olduğu Kuranı Kerimde, bizlere örnek olsun diye anlattığı, alem kadınlarına üstün kılınan, değerli kadınlardan Hz Meryem’in hayatına biraz olsun değinmeye çalışmıştık ve bu ayki yazımızda onun hayatına değinmeye devam edeceğiz inşAllah.

Hani melekler, “Ey Meryem! Allah, seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.” (Ali İmran 42)

Bu öyle bir seçmedir ki, bunu sadece seçme sözcüğü ifade edemez. Yaratılışın başında Hz Adem’i annesiz ve babasız yaratan Allah azze ve celle, yine babasız olarak yaratacağı bir insan için Hz Meryem’i sebep kılmıştı. Onun vasıtasıyla ve Onun yoluyla insanlara göstereceği bu olağanüstü olay nasıl bir olaydı. Bu insanlık tarihinde eşine rastlanmayan bir seçilmeydi. Onun büyük bir olay olduğu tartışma götürmezdi.

“Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (O’nun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et” demişlerdi. (Ali İmran 43)

 

(Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem’i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur’a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin. ( Ali İmran 44)

Bunların hepsi Rasulullah’ın (salât ve selâm üzerine olsun) görmediği, ilmini elde etme imkânına ulaşmadığı gayb konularındandı. Kur’an bunları -o zamanki ehli kitabın ileri gelenlerine karşı- bir delil olarak kullandı. O’nu doğru sözlü peygamberine Allah’tan vahiy geldiğine bir işaret olarak gösterdi. Ehli Kitabın bu delili red ettiğine dair hiçbir kayda rastlanmamıştır. Eğer bu mesele tartışma konusu olsaydı peygamberle tartışırlardı. Zira kendileri tartışmaya gelmişlerdi! Rasulullah’ın her söylediği bütün peygamberler gibi muhakkak ki vahiydir ve tersi asla iddia edilemez hatta düşünülemez. Ümmi bir peygamberin, okuma ve yazma bilmeyen bir peygamberin gayb haberlerinden, kendisinden yıllar önceki olaylardan bildirmesi, Allah’ın izniyle kıyamete kadar gelecek bütün insanlar için mucizedir.

Hani melekler dedi ki:“ Meryem kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesihtir.” (Ali İmran 45)

Kendisine evlat bahşedileceği ve Allah tarafından üstün kılındığını melekler müjdelemişlerdi. Babasız bir çocuğun doğumunu hayretle karşılamıştı. Kendisinin kocası da yoktu, o zaman kendisiyle evlenecek kimsede mevcut değildi.

“Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl olurda çocuğum olabilir?” dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir işin olmasını dilerse, yalnızca ona «OL» der, o da hemen oluverir. (Ali İmran 47)

 

O meleklerin böyle demesi üzerine Rabbine teslim oldu. O’nun emri karşısında boyun eğip itaat etti. Bakınız sadece meleklerin bunu demesi yetti ona. “ ALLAH OL DER VE HEMEN OLLUVERİR.” Teslim olmak için başka şeyler beklemedi. Hemen teslim oldu Alemlerin Rabbine. Biz acaba teslim olmak için daha kaç ayet duyacağız? Melekler bu ayetleri Meryem validemize söylemişlerdi ama şuan bunları duyan bizlere de söyleniyor. Aynı ayetler hem ona hem bizlere söylenirken Meryem validemiz ile aramızda bunca büyük fark olmasının sebebini düşünmemek elde değil. Demek ki mesela çok bilmek meselesi değil mesele duyulanların hayatlara geçme meselesi, mesele teslim olma meselesi…

 

Meryem validemiz ancak hayız kanaması gördüğü zaman yada su getirmek veya gıda maddelerini elde etmek gibi zaruri ihtiyaçları için mescid dışına çıkardı. Çünkü o kendini adamıştı Allah’a. Boş vakit için, gezmek için, boş işler için, gereksiz, fayda sağlamayacak konuşmalar için çıkmazdı dışarı. Yine günlerden bir gün bazı ihtiyaçlarını görmek için mescid dışına çıkıp Allah ona Cebrail aleyhisselamı gönderdi. Cebrail ona insan şeklinde göründü.

 

Demişti ki “ Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” (Meryem 19)

 

O bir kadın ve karşısında bir Melek var. Düşünebiliyor musunuz? Hayal etmesi bile ne kadar zor. Peki bu olağan üstü bir durum karşısında, duygusal olarak bildiğimiz kadınlar aleminden olan Hz Meryem sizce nasıl bir tavır takınmıştır? O anın heycanıyla, ağzından ciddi duruşunu, vakarını, ağır başlılığını bozacak sözler mi çıkmıştır?

 

Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi. (Meryem 20)

 

Subhanallah! Biz kadınlar durup Müslüman, Muvahhid, İffetli bir kadın nasıl olmalı görelim. Konuşması gerektiği kadar konuşan, ağzını evirip çevirmeden söylemek istediğini söyleyen, ciddiyetini bozmayan, olağan üstü durumlarda dahi Müslüman kimliğini, iffetini bozmayan bir kadın. Olağan üstü durumları şöyle bir kenarı koydum da, olağan hallerde bile, günlük hayatımızda bile bu kadının duruşu, vakarı bizlerde var mı yok mu düşünmeden geçemedim. Rabbim bizlere de Meryem validemiz gibi iffetli olabilmeyi nasıl etsin!

 

Cebrail dedi ki; Allah, söyle diyor: “Bu iş benim için kolaydır. Bu olayı insanlara gücümüzü kanıtlayan bir mucize ve oğlunu da onlara rahmet kaynağı olarak sunmak istiyoruz. Bu olay kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 21)

 

Şimdi bütün dünyanın içinde ki insanlar toplansınlar ve bütün güçlerini, almak istedikleri ne varsa yanlarına alsınlar Allah’ın gücünün üzerinde güç sahibi olan bir kimse var mıdır? Yoktur, olamaz, olmamıştır ve olmayacaktır. Muhakkak ki bizim Rabbimiz her şeye gücü yetendir. O’nun “OL” emri karşısında olmayacak olan hiçbir şeyin olmadığı RAB’tir. Şimdi Allah’tan başka Rabler edinenler düşünsünler, o ilah edindikleri, rab edindikleri kimseler mi hayırlıdır, güçlüdür yoksa ALEMLERİN TEK RABBİ ALLAH MI?

 

Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. (Meryem 22)

 

Hz Meryem’in hamileliği görünce; kendisinin son derecede dindarlığını, iffet ve nezahetini ve ibadetini yakından bildiği için, hayretten hayrete düşen ve bu hususta ilk tepkiyi gösteren amcasının oğlu Marangoz Yusüf oldu.

Yusüf Meryem validemizin hamileliğini, çok ağır ve aşırı derecede işlenmiş bir kötülük sayarak ne yapacağını bilemiyor; onu suçlamak istediği zaman kendisinin iyi halliliğini ve bu kötülüğü işlemekten uzak bulunduğunu ve yanından hiçbir zaman uzaklaşmamış olduğunu düşünerek kendisini temize çıkarmak istiyordu.

Bu düşünce ve kuruntular kendisine ağır gelmeye başlayınca onunla konuşma kararı aldı.

 

İki Müslüman kardeşin şuurunu burada görmemek elde değil. Arkasından konuşmuyor veyahut kafasına takılan bu mesele karşısında konuyu göz ardı edip geçmiyor. Kendi kulağıyla duymadığı, kaynağından açıklamayı almadığı mevzuyu kimselere anlatmıyor. Peki ne yapıyor? Aslında bizlerin yapmadığını. Karşısına geçip kafasına takılan konuyu, üslubuna uygun bir biçimde konuşuyor. Olması gerekeni yapıyor. Bizler de aynı kardeşlik şuuruna sahip olmak istiyorsak, kestirip atmadan, kafamız da olayları kurmadan, kalbimizi tırmalayan mevzuları birbirlerimizle konuşmalı, şeytana fırsat vermemeliyiz.

 

Ve ilk söz olarak:

Amcasının oğlu: Ben, senin işin hakkında kalbime düşen şüpheyi, ölünceye kadar kalbimde gizlemeyi, çok arzu etmiştim. Fakat bu iş beni yendi de kalbimi ferahlatmak için bu hususta seninle konuşmayı uygun gördüm.

 Meryem Validemiz: Öyle ise güzel bir söz söyle

 Amcasının oğlu: Bende ancak böyle söyleyeceğim.! Haydi söyle bana. Tohumsuz ekin biter mi?

 Meryem Validemiz: Evet biter

 Amcasının oğlu: Bir ağaç ona yağmur düşmeksizin yetişir mi?

 Meryem Validemiz: Evet yetişir

 Amcasının oğlu: Hiç erkek olmadan çocuk olur mu?

 Meryem Validemiz: Evet olur.

Sen Allah’ın ekini ilk yarattığı gün tohumsuz olarak yarattığını bilmiyor musun?

Allah’ın ilk defa ağacı yağmursuz olarak yarattığını, O’nun ağacı da yağmuru da her birini ayrı ayrı yarattıktan sonra, yağmuru ağacın hayatına vesile kıldığını bilmiyor musun?

Yahud, suyun yardımını istemedikçe Allah’ın bitirmeye güç yetiremediğini söyleyebilir misin?

Eğer öyle olsaydı, Allah ilk ağacı bitirmeye güç yetiremezdi.

 Amcasının oğlu: Ben öyle demiyorum. Ben çok iyi biliyorum ki Allah’ın dilediğini yapmaya gücü yeterdir. Bunun içinde Ol! Demesi yeter ve o şey oluverir.

 Meryem Validemiz: Sen Yüce Allah’ın, Adem’i ve zevcesini de erkeksiz ve kadınsız yarattığını bilmiyor musun?

 Amcasının oğlu: Evet. Biliyorum.

 

Meryem Validemiz bunu söyleyince amcasının oğlunun kalbinde Meryem deki şeyin Yüce Allah tarafından gelen bir şey olabileceği ve herhalde onu bunun için kendisinden gizlediği ve bu hususta kendisi bir şey söylemedikçe kendisine bir şey sormamak gerekeceği hissi uyandı. Çünkü o “daha fazlasını bilmem gerekseydi bilirdim” şuurunda. Müslüman olmak bunu gerektirirdi çünkü, kendisini ilgilendirmeyen meseleleri terk etmeyi.

 

Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, iyi Müslüman oluşundandır. (Tirmizi)

 

Şu kıssaya bakın! Meryem validemizin ilmine, Allah’ı tanımasına bakın. Kainat kitabını okumasına bakın.! Ne kadar da muhtacız onun gibi olmaya. Allah’ı hakkıyla tanımaya, kainat kitabını okumaya.

 

Meryem validemiz çok iyi anlamıştı, sebepler birer perdedir. Mümin kul sebeplere tapmaz, onları sadece sebep olarak görür. Asıl sonucu yaratan, sebeplere bağlı kalmayan, sebepsiz de sonuçları yaratabilecek olan Allah azze ve celle’dir. Nasıl ki bir çocuğun dünyaya gelmesi için anne ve babayı sebep kılıyorsa Rabbimiz, yine aynı Rabbimiz, anne ve baba sebebi olmadan da aynı çocuğun dünyaya gelmesini sağlayabilecek Kudrettedir..

 

Bunun üzerine amcasının oğlu Mescid’in bütün hizmetlerini üzerine aldı. Meryem validemizin yapacağı işleri de kendisi yapmaya başladı.

 

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Erva ŞAHİDTüm Yazıları
Yorum Yaz