ALLAH’IN EMRİ PEYGAMBERİN KAVLİYLE;
Hamd Sena övgü Kalplerin arasında sevgi yaratan Allah azze ve celleye mahsustur. Salat ve selam hayatın her alanında insanlara örnek bir yaşam süren Resulullah(S.a.v)’e onun ehli beytine ve onu önder edinenlerin üzerine olsun.
بِسْــــــــــــــــــمِ االلهِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Allah (c.c) Hz. Davud’a (a.s) şöyle vahyetti:
“İsrailoğulları’na şunu söyle: Kim bir kadına, bir çocuğa veya akıl erdirmeyen birine – ki bu bir terazideki bir zerre ağırlığında da olsa – zulmederse, ona yaptığı zulüm miktarınca ateşte azap ederim.” (İbnu’l Cezeri (rah)
İslam dininde sevgi; nice cimriyi cömert, asık suratlıyı güler yüzlü, korkağı cesur, kabayı zarif, cahili görgülü, kirliyi temiz, fakiri bakımlı, yaşlıyı genç, tutucuyu gözü kara yapmıştır.” (İbn hazm)
Sevgi, insanın elinden gelen her şeyi cömertçe vermesi ve daha önce değerli gördüğü şeyleri bile tereddüt etmeden sunabilmesidir.
Batıl bir şey üzerinde birbirine yardımcı olan ve bu yüzden birbirini seven herkesin sevgisi, sonunda mutlaka nefret ve düşmanlığa dönüşür. Fakat sevgisinin Allah(c.c)’ın rızası için olduğunu ifade eden her erkek, Özellikle Allah (c.c)’ı tevhid edip, “Muhammedün Resûlullah” diyerek Resûlullah (s.a.v)’i önder edindiğini iddia eden bir Müslüman erkeğin, evlilik hayatında da O’nu örnek alması gerektiği apaçık ortadadır. “Nikâh benim sünnetimdir.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 1/1846) hadisini gerçekleştiren bir adam, evlilikte kadına karşı sorumluluklarını sünnet üzere yerine getirmekle yükümlüdür. Fakat yine o sevginin gerektirdiği davranışlarda rol modelini babalarından, atalarından, ataerkil toplumun dayattığı aşağılık kompleksin getirdiği şekilde evlilik hayatı süren bunun dışındandır çünkü o sandığının aksine sünnet üzere olduğu tek şey “Evliliği gerçekleştirin.” hadisiyle sınırlı kalmıştır.
Eşler arasında ise sevginin temeli; kalplerin birbirine yönelmesi, ruhların kaynaşması, nefislerin birbirine ısınması, uzak kalındığında bedenlerin yalnızlık hissetmesi ve sık görüşmeyle neşenin ortaya çıkmasıdır.
Niteliklerdeki uyum ise, özlerin (yaratılışların) benzerliğine göredir.
“Birisi senden bir ihtiyacını gidermeni isterse, onun istediği şekilde yap; kendi istediğin gibi değil. Aksi hâlde, hiç yapma. Eğer bu sınırı aşarsan, iyilik etmiş olmazsın; bilakis yanlış yapmış olursun.” (İbn Hazm)
Bu söz, ilişkilerdeki en temel hassasiyeti hatırlatıyor: İyi niyet, doğru biçimde sunulmadığında fayda değil, zarar doğurur. Özellikle kadın ve erkek arasında kurulan duygusal bağda, karşılıklı anlayışın en saf hâli, ihtiyaçlara gösterilen saygıyla biçimlenir.
İmâm Malik rahimehullah;
Erkeğin ailesine karşı iyi olması gerekir, ta ki onlara karşı insanların en sevimlisi olsun.”
Günümüzde birçok erkek, kadına değer verdiğini zannediyor ama aslında eşini tanımadan, anlamadan, sadece ezber davranıyor. Oysa bir kadın için değer görmek, sadece “verilen”le değil, “hissedilen”le ölçülür çünkü kadının sezgisi, erkeğin samimiyetini kelimelerden önce hisseder.
Hz. Muhammed s.a.v), her bir kadını tek tek tanıdı.
Hz. Hatice’ye sevgiyle ve sadakatle bağlandı.
Hz. Aişe’ye mizahıyla yaklaştı, onunla yarış yaptı.
Hz. Sevde’ye şefkatle yaklaştı.
Hz. Zeynep’in hakkaniyetini gözetti.
Hz. Meymune’nin sessizliğine, Hz. Hafsa’nın dirayetine kulak verdi.
Yani her kadını kendine göre değil, onun fıtratına göre sevdi.
Peygamber’in birden fazla kadına eş olmasını örnek alıp, tek bir kadına Resûl’ün sünneti gibi davranamayan erkekler, İslam’ın kendilerine tanıdığı hakları savunurken, kadına hak ettiği değeri vermekten kaçınırlar.