sohbetlerözlü sözleryazarlarmakalelervideolar
DOLAR
8,8689
EURO
10,4740
ALTIN
499,21
BIST
1.385
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara
Az Bulutlu
24°C
Ankara
24°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
26°C
Salı Parçalı Bulutlu
24°C
Çarşamba Çok Bulutlu
23°C
Perşembe Çok Bulutlu
22°C

ALLAH’(CC)TAN UZAKLAŞTIRAN İLİM!

ALLAH’(CC)TAN UZAKLAŞTIRAN İLİM!
19.02.2021
0
A+
A-

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd; yaratan, yoktan var eden, yarattıklarını emsalsiz bir şekilde var edip onlara şekil veren yegane hakimiyetin sahibi Aziz Cebbar olan Allah (cc)’a mahsustur.

Salat ve selam; Allah Rasulu (sas)’e O (sav)’nun tertemiz ehli beytine sahabesine ve tüm müminlerin üzerine olsun.

İlim; dünya ve ahirette yegane saadet kaynağıdır. Sahibine ayrıcalık veren, onu karanlıklardan çıkaran ve mutedil bir seviyeye getiren sapkınlıklardan uzaklaştıran bir etkiye sahiptir. Hem dünya hem ahirette ayakların yere sağlam basabilmesi için hak ve batılı bilmek olmazsa olmazdır. Hak ve batılı idrak etmek de ancak ilim elde etmek ile mümkündür. İlmin insana kattığı şeyleri saymak ile bitiremeyiz. Konumuz da o değil. Öncelikle ilim derken marifetullah ilmini kastettiğimi yeri gelmişken söyleyeyim. İlim bir çok kazancı temin etmeye ve ciddi kayıplardan korunmaya neden oluyorken durum niçin tam tersine dönmektedir? Bu üzerinde düşünülmesi ve cevabının araştırılması gereken bir konudur.

Tevhid’in delillerini idrak eden ve tasdik eden herkes ilim sahibidir. Zira İmam-ı Azam kişinin ahiretin dünyadan daha hayırlı olduğunu bilmesini fıkhın en alt noktası olarak tarif etmiştir. Bu en alt noktadan daha çok bilgi sahibi oldukları halde insanların bir kısmı için neden sapmalar, düşmeler ve kaymalar oluyor? İlimin kişiyi koruduğundan bahsettik. Ki öyledir. Peki ne oluyor da bildiklerimizle amel edemiyor bildiğimiz halde o yanlışların içine düşüyoruz. Koruyan bir vasfa sahip olan ilim bizi neden korumuyor. Başkumandanımız Rasulullah (sav) tam bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmuştur;

“Kimin ilmi arttığı halde, hidayeti artmaz ise (bununla) ancak Allah’tan uzaklaşması artmış olur”[1]

İlim kuru bir bilgiden ibaret olur da davranışlara yön veren, alıcı ve vericilerini harekete geçiren bir etkiye sahip olmazsa kişi sahip olduğu ilim ile kendisini koruyamaz. İlim arttıkça hidayet artmalıdır. İlim arttıkça zühd artmalıdır. İlim arttıkça ittika artmalıdır. İlim arttıkça korku artmalıdır. İlim arttıkça azim artmalıdır. İlim arttıkça istek artmalıdır. İlim arttıkça ümitte korku ile aynı oranda artmalıdır. İlim arttıkça yakin artmalıdır. Çünkü Kur’an’ın emrettiği ilim budur. Kur’an yapısı itibariyle görülecektir ki; insanın hayatının her yönüne bir ölçü koymuştur. Bu ölçü neticesinde doğrularda istikrarı ve yanlışlardan da istifayı gerekli kılar. Daima yönlendirir. Onu boş bırakmaz. Gözünü açar, etrafına farklı bakış açılarıyla yaklaşma eyilimi verir.  Bu kişide büyük ölçüde duyarlılığa neden olur. Netice itibariyle Kur’an’ın emirlerine karşı hassas bir yapıya sahip olur. Zira Kur’an-ı Kerim’de emredilen hayat sistemini ele aldığımızda karşımıza Şehid Seyyid Kutub (rha)’in şu tespiti çıkar;

Kur’an’ın hayat sistemi dini; itici, harekete geçirici, diriltici, yükseltici bir inanç sistemi şeklinde sunuyor. Kalbe ve akla yerleştikten sonra pratik uygulamasını gerçekleştirmek için harekete iten bir güç kaynağı olarak görür akideyi. Bu akide ölü kalpleri diriltiyor, canlandırıyor, harekete geçiriyor ve ilerletiyor. İnsanın fıtratındaki alıcı-verici cihazları uyarıyor. İNSANI ALLAH’A VERDİĞİ İLK SÖZE DÖNDÜRÜYOR. İnsanın hedeflerini ve değerlerini yüceltiyor.

İlim elde eden bir kimse İslam’ın kendisi üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu bilen bir kimsedir. Eğer ilimi teslim olmak, Allah’a yakınlaşmak, ahde vefa göstermek kısacası amel etmek için öğrenirse bu ilim o kimseyi korur. Ama neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmek nelerin serbest nelerin yasak olduğunu bilmek hatta böyle yaparsa sonunun ne olacağını bilmek korunmak için yeterli değildir. Bunun en bariz delili şu ayet-i kerimedir;

“ONLARA; KENDİSİNE AYETLERİMİZİ VERDİĞİMİZ KİŞİNİN HABERİNİ ANLAT. O, BUNDAN SIYRILIP-UZAKLAŞMIŞ, ŞEYTAN ONU PEŞİNE TAKMIŞTI. O DA SONUNDA AZGINLARDAN OLMUŞTU.”  (ARAF/175)

“Bu sahne gerçekten hayret verici bir sahnedir. Bu dilin düşünce ve tasvir yönünden zenginliğine dayalı, son derece yeni bir manzara tasvir etmektedir. Burada yüce Allah bir insana ayetlerini veriyor, üstün nimetleriyle onu donatıyor, ilminden ona bir pay veriyor. Doğru yolu seçmesi, kendisi ile bağ kurması ve yükselmesi için gereken en güzel fırsatı sağlıyor. Fakat o, bunların hepsine rağmen, görüyorsunuz ya, bu işten sıyrılmak istiyor. Sanki o, etine yapışık bulunan deriden sıyrılır gibi bu ayetlerden sıyrılıyor. Çırpınarak, zorlanarak ve büyük bir çabayla ancak bunu üzerinden atabiliyor. Bedenine yapışık halde bulunan derisinden bir canlının yüzülmesi gibi bir sıyrılıştır bu. İnsanın bünyesi derinin bedeni sarması gibi Allah’a iman duygusuyla sarılmış değil miydi? İşte o, buna rağmen gördüğünüz gibi Allah’ın ayetlerinden sıyrılıyor, KENDİSİNİ KORUYAN ÖRTÜYÜ, BEDENİNİ MUHAFAZA EDEN ZIRHI ATIYOR, ARZU VE İSTEKLERE UYMAK İÇİN DOĞRU YOLDAN SAPIYOR, AYDINLIK UFUKLARDAN YUVARLANIYOR, KAPKARANLIK ÇAMURA GÖMÜLÜYOR. Ve artık şeytanın bir oyuncağı durumuna düşüyor. Şimdi artık hiçbir koruyucu onu korumuyor. Kimse şeytandan onu muhafaza etmiyor. Ve o, şeytana uyuyor. Şeytana bağlanıyor. Şeytan ona egemen oluyor.”[2]

Bu paragraf çok önemli bir konuyu içerdiği için, geniş izahlar gerektirir. Kötü örnekler olarak gösterilmiş olan şahsın, Allah’ın vahyi hakkında malumatı vardı ve Hakikati de bizzat tanıyordu. Bundan dolayı, haklı olarak sahip olduğu bilginin onu, bâtıl olduğunu bildiği yoldan koruması ve doğru olduğunu bildiği yola sevketmesi beklenmişti. Sonra, vahye uygun hareket etmesi icabınca Allah da onu, üstün insan mevkiine çıkartacaktı. Fakat o, dünya menfaatlerine, hırs ve rahatına yönelip çeşitli günahlara kapılarak bu behimî arzuların hırsına öyle yenik düştü ki, sonunda bütün yüce olan şeyleri bir kenara iterek tüm aklî ve ahlakî terakki yetilerini boşa harcadı. Böylece bilgisinin isteklerine uygun gözetmesi gereken bütün sınırları aştı.[3]

Ayet-i kerimede bahsedilen kişinin Bel’am b. Baura olduğu konusunda rivayetler vardır. Ancak; “Bu, Allah’ın kendi bilgisinden bir miktarını verdiği halde, bu bilgiden yararlanmayan, iman yolu üzerinde doğru bir istikamete yönelmeyen, horlanmış bir biçimde şeytanın peşine düşmek ve sonuçta şekil değiştirerek hayvanların mertebesine inmek için Allah’ın nimetinden sıyrılan herkesi kapsamına alan bir örnektir!”[4]

Rabbinin ayetleri kendisine anlatıldığı hatta bizzat kendisi de okuduğu halde kişi kendisini koruyamıyorsa niyetini kontrol etmesi gerekir. Eğer niyetinden emin ise geriye dinlediklerine okuduklarına göre bir davranış içerisine girmesi kalacaktır. İşte eğer böyle yapar ise elde ettiği ilim onu korur. Eğer ilmin gerektirdiği davranışı sergilemez ise o “bilgi” olarak kalır ve o da sahibini tehlikelerden korumaz.

Yazımı yine Şehid Seyyid Kutub (rha)’ın şu harika tespitleri ile bitirmek istiyorum;

Bu örnek(Belam b. Baura); sahibini şehevi arzu ve isteklerin ağırlığından korumayan, dünya hayatının ağırlığından ve cazibesinden onu kurtarmayan, heva ve hevesine uymaktan şeytana bağlanmaktan, onun yolunu izlemekten, bu heva-heves yolları ile onun peşinde sürüklenmekten alıkoymayan bilginin örneğidir.

İşte ilim insanı korumadığından dolayı, Kur’an’ın yolu, müslüman nefisleri ve İslâmi hayatı oluşturmak için kendisine has bir metod izler. Bu metod, ilmi sırf bilmek şeklinde ele almaz. Aksine, ilmi vicdan aleminde ve pratik hayatta hedefini gerçekleştirmek için hareketli, itici ve sıcak bir inanç sistemi olarak ele alır.

Kur’an’ın hayat sistemi akideyi, ilmi araştırmalar şeklinde hazırlanmış bir “teori” olarak ele almaz. Böyle bir inanç sistemi sırf bilgiden ibarettir. Vicdan dünyasında ve hayat alanında etkili olamaz. Bu kuru bir ilimdir. Sahibini keyfi arzularının peşine düşmekten korumaz, Şehevi arzuların baskısından hiçbir şeyi hafifletmez. Şeytanı da kovmaz. Aksine onun yolunu açar ve insanı ona köle haline getirir!

Devam edecek İnşaAllah…

Selam ve Dua İle

Tevfik Allah’tandır…

Velhamdulillahirabbilalemin

 

 

[1] Tefsir-i Kebir – İmam Razi (Araf/175) Hz. Peygamber (s.a.s) bu veya bu manada bir lafız kullanmıştır.

[2] Fi Zilali’l Kur’an – Seyyid Kutub/İlgili ayetin tefsiri

[3] TEfhimu’l Kur’an – Mevdudi/İlgili ayetin tefsiri

[4] Fi Zilali’l Kur’an – Seyyid Kutub/İlgili ayetin tefsiri

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.