MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

ZEYNEP BİNTİ ABDULLAH (R.ANHÂ)

364 defa okunduYorumlanmadı, kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ZEYNEP BİNTİ ABDULLAH (R.ANHÂ)

MEŞHUR ÂLİM, YİĞİT SAHABİ ABDULLAH İBNİ MESUD’UN EŞİ ZEYNEP BİNTİ ABDULLAH (R.ANHÂ)

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hamd Âlemleri yoktan vareden ve idare eden yarattıkları üzerinde tek kanun koyma yetkisine sahip olan Rahman ve Rahim Allah azze ve celle’ye mahsustur.

Salat ve selam Âlemlere rahmet olarak gönderilen kendisine tabi olunmadığı gösterdiği yoldan gidilmediği takdirde kurtuluşun mümkün olmadığı son peygamber Hz. Muhammed(sav)’e ehli beytine ve tüm müminlerin üzerine olsun inşallah…

Mekkelilere karşı Allah Resulünden (sav) sonra ilk sesli Kuran okuma cesareti gösteren meşhur âlim yiğit sahabe Abdullah b. Mesud’un hanımı…

El emeği göz nuru zarif el işleri yaparak para kazanan, kazandığı parayla ev işlerini karşılayan ve bu şekilde kocasına yardımcı olan, onun rahat bir şekilde ilimle uğraşmasını ve İslam’a hizmet etmesini sağlayan becerikli, çalışkan, cömert ve sanatkâr ruhlu hanım sahabe…

Hem dini hem de dünyevi işleri bir arada yürüterek İslam’ı öğrenmek konusunda bilmediklerini Fahri Kâinat Efendimize (sav) sorarak öğrenmeye çalışan muttaki, mümine bir âlime…

İnfak etmeyi seven, zekâtını vermekte titizlik gösteren fedakâr ihlaslı bir iman eri…

Medine’de doğup büyüyen Zeynep Hatun, Sakif kabilesine mensuptur. Annesi hakkında farklı bilgiler mevcuttur. O yüzden kaynaklarda Zeynep Binti Muaviye, Zeynep Bİnti Ebu Musa, Zeynep Binti Abdullah gibi farklı şekilde ismi geçmektedir. İslam nuru ile tanışması Medinelilerin İslam’a akın akın girdikleri zamana rastlar. Müslümanlar Medine’ye hicret edince oda her Ensar gibi muhacir kardeşine kucak açtı. Kazandıklarıyla onlara yardımda bulundu ve ellerindekileri onlarla paylaştı. Çünkü o sanatkâr biriydi,  kendi zamanlarında çok az sanatkâr hanımlardan biri sayılırdı. El işlerinde ince bir el işçiliği zarifliği vardı. Becerikli ve titizdi. Ürettiği malları pazarda satarak gelir elde eder, ailesinin geçimini bu yolla sağlardı. El emeği ve göz nuru ile yaptığı çeyizlik işleri, piyasada ciddi bir yer tutmuştu. Bu nedenle el emeği ile önemli ölçüde para kazanırdı. Zeynep Hatun, fakir; ama ashabın ileri gelenlerinden olan Abdullah İbni Mesud ile evlendi. Abdullah İbni Mesud Mekke’den Medine’ye hicret etmişti. Hiçbir şeyi yoktu. Mescid-i Nebevi’de kalan Ashab-ı Suffanın arasında kalıyordu. Allah Rasulunden (sav) eşyalarını gözetir, abdest suyunu hazırlardı. Bu nedenle geçinmesini sağlayacak bir geliri de yoktu. Fakir sahabilerdendi. Onun fakir haline bakmayan Zeynep Hatun eşiyle mutlu bir yuva kurdu. Evliliklerinin ilk meyvesi olarak oğlu Ubeyde oldu. Zeynep Hatun eşini severdi, ona büyük bir sevgiyle bağlıydı. Eşi her şeyden önce ihlaslı bir Mümin ve ashab içinde Rasulullah’a (sav) çokça yakın olanlar arasındaydı. Nebi (sav)’in yanında önemli bir konumu vardı. Nebi(sav) ne zaman isterse yanına girebileceği konusunda izin vermişti.

Bir keresinde Rasulullah(sav):

-Perdenin kalkık olması benim yanıma girmen ve içerde ki özel konuşmaları duyman benim için sana izindir. Sana çıkan gerekeni bildirene kadar, demiştir.

Bu ilişkiler o dereceydi ki, sahabeden kimileri, Rasulullah’ın çokça yanına girip çıkmasından dolayı başlangıçta İbni Mesud’un ev halkından biri olduğunu sanmışlardı. Bunun da ötesine inancı uğruna yaşayan, yüceliğiyle yıldızları kucaklayan bu inanç için hareket eden insandı. O, sahabenin en güzel Kuran okuyan, manasını en iyi bilen(anlayan) biriydi. Tefsir, Hadis, Fıkıh ilimlerinde kendisinden sonraki âlimlere kaynak olan sahabeydi. Eşinin hassas durumu, hizmete yönelik çalışması ve ilme düşkünlüğü nedeniyle Zeynep Hatun ondan evi geçindirmesini beklemezdi. El emeğiyle elde ettiği kazancını ailesi için harcayarak ev ihtiyaçlarını karşıladı. Kocasına bu şekilde yardımcı olarak rahat bir şekilde ilimle uğraşmasını ve İslam’a hizmet etmesini sağladı.

Bugünün hanımları bizler aynı durumda olsak ne yapardık acaba? Eşimiz ilim öğrenmek için bırakın eve bakmamasını, eve biraz geç gelse bir dünya laf eder destek olacağımız yerde köstek oluruz. Bizim derdimiz para getirsin rahat harcayalım, istediğimizi alalım, gezelim, resimler çekip el aleme hava atabileceğimiz güzellikte ve bollukta sofralar kuralım. Tabi o resimdeki sofralar için yeni şekil şekil tabaklar, bardaklar, örtüler olması lazım yani bizim bunları yapabilmemiz için e adamların çalışması lazım bizim bu isteklerimizi karşılayabilmesi için bir maddiyat lazım. Zaten ilim öğrenmekte Âlim’in işi sanki bu din hacıya, hocaya inmiş onlar öğrenip yaşayınca bizler mesul olmuyoruz! İslam düşmanları olanca gücüyle bu din yaşanmasın diye mücadele etsin. Bizler de bugün nereye gitsem, kimi çağırsam, ne yapsam o çarşı senin bu Pazar benim… Yazık! Bu dini ilk kadını kullanarak tahrif ettiler. Çünkü bizler bu dünyaya daha meyilliyiz. Dünyanın boş gösterişine çabucak aldanıyoruz. Şeytan ve onun yardakçıları ilk olarak kadını bozdular. Eğer hakkı öğrenmez isek şeytana ve dostlarına kolay lokma olur farkında olmadan onlara hizmet ederiz.

Sahabe hanımları da kadındı. Onların arzu istekleri yok muydu? Vardı tabi olmaz mı ama onlar bu isteklerini cennete saklıyorlardı. Çünkü Allah’ın en değerlisi olan cennet için bedel ödemek lazımdı. Onlar bu bedeli en güzel şekilde ödeyenlerdi…

 

İbni Mesud, kendisine bu hizmeti yapan vefalı eşine her zaman merhamet ve şefkat etti. Onun gibi vefalı davrandı. Onunla bir ömür mutlu bir şekilde yaşadı.

Zeynep Hatun’da kocası gibi ilime düşkündü. İslam’ı öğrenme konusunda azimliydi. Diğer bayan sahabilerle birlikte Allah Rasulunun sohbetlerine katılır can kulağıyla dinler istifade ederdi. Dini konulara kendisine lazım olacak bilgileri araştırır, bilmediği veya kafasını kurcalayan konuları sorarak öğrenmeye gayret ederdi. Bilmediği bazı hususları bizzat Rasul’(sav) gidip sorar öğrenirdi.

Bunun yanı sıra dini hizmetleri hem de dünyevi işlerini birlikte yürütürdü. O sebeple kocasına çocuklarına değil aynı zamanda kardeşinin yetim kalmış çocuklarına da yardım ederdi. Kendisi kazancını bu şekilde harcamasından dolayı sadaka veremiyordu. Bu durumu kocasına açıp üzüntüsünü dile getirdi. Yaptığı harcamalardan sebep almadığını düşünüyor ve bu düşünce onun kalbine ve hislerine de hakim oluyordu. Eşinden bunu Rasul’e sormasını istedi yalnız eşi bizzat kendisinin gitmesini istedi.

Kocasından izin alan Zeynep Hatun hemen Rasul’un (sav) evine gitti. Ona:

-Ya Rasulullah! Ben el işi yapan bir kadınım. Yaptıklarımı satarak para kazanıyorum. Ne benim ne eşimin ne çocuklarımın bundan başka malı varır. Bu yüzden sadaka veremiyorum. Acaba ailem için harcadıklarımdan bana sevap verilir mi? Allah Rasulu:

-Elbette onlar için harcadıklarından dolayı sevap verilir. Kazancını onlar için harca buyurdu.

Zeynep Hatun böylece gönlünü tırmalayan bu suale cevap bulmanın sevinciyle oradan ayrıldı. Hayra ve fazilete çok düşkün olan bu hanım sahabi, İslam’ın güzelliklerini öğrenmede dikkatli ve meraklıydı. Öğrendiği bilgilere göre hayatını şekillendirdi.  Allah Rasulunden bir emir duysa hemen yerine getirir, nehiy duysa ondan kaçınırdı. Efendimiz onun bu huyunu bildiğinden karşılaştığında mutlaka tavsiyelerde bulunurdu. Onu bir tebliğ eri gibi yetiştirmeye çalışırdı. Rasulullah bir gün hanımlarına yönelik bir çalışma yapıyordu. Zeynep Hatun’a mesciddeydi. Allah Rasulu(sav)

-Ey hanımlar topluluğu takılarınızla bile olsa tasadduk edin, buyurdu.

Zeynep Hatun oradan ayrılır ayrılmaz evine gitti. Takılarını aldı. Onları fakirlere vermek üzere evden çıktı. Kapıda eşi İbni Mesud ile karşılaştı eşi elindeki takıları sordu. O da niyetini anlattı. Abdullah İbni Mesud elindeki takıları kendisi ve oğluna zekât olarak vermesini ve buna ihtiyaçları olduğunu ayrıca bunu da yaparsa aynı sevabı alacağını bildirdi. Zeynep Hatun elindeki takıları eşine verdi.

-Bunları alıp, Allah Rasulu(sav)’in evine git bunları zekat olarak infak etmenin konusunu sor! Eğer zekâtı size harcarsam sevabı varsa onu kendin için harca. Yoksa başkasına tasadduk et dedi. Eşi de git ve kendin sor dedi.

Zeynep Hatun Allah Rasulunun yanına geldi. Orada kendiyle aynı soruyu paylaşan bir Ensar hanımıyla karşılaştı. Ancak Allah Rasulunu rahatsız edeceklerini düşünerek tereddüt ettiler. Soruyu Bilal Habeşi’ye anlattılar.

-Allah Rasulunün yanına gidip kendisine şu soruyu sorduklarını bildir. “Zekâtlarımızı eşlerimize ve evimizde kalan yetimlere verebilir miyiz? Ona bizim kim oluğumuzu söyleme.”

Bilal Habeşi Allah Resulünün yanına girdi. Soruyu iletti.  Allah Resulü(sav)

– Soruyu kimler soruyor? dedi.

Bilali Habeşi Efendimizin sorusu üzerine açıkladı.

-Ensardan bir hanım ile Zeynep.

-Hangi Zeynep?

-Abdullah’ın hanımı.

-İçeriye girmeleri için izin ver, buyurdu Rasullah.

İki hanım içeriye girdiler. Zeynep

-Ya Rasulullah! Benim takılarım var, onları fakirlere vermek istedim. Ancak İbni Mesud bana engel olup, kendisinin ve çocuklarının buna daha azla hak sahibi olduğunu söyledi. Zekâtlarımızı onlara tasadduk etmemiz konusunda ne dersiniz?

-Evet, eşiniz ve çocuklarınız bunun için daha hak sahibidirler. Bunu yaparsanız size iki sevap vardır. Biri zekât sevabı diğeri akrabalık sevabı, buyurdu.

Zeynep Hatun cevabını aldı. Bir kadın kocasının ve çocuklarının geçimini sağlamakla yükümlü değildir. Bunun üzerine böyle bir sorumluluk olmadığı için kişi malını ailesine harcaması infak zekatını onlara vermesi tasadduktur. Çünkü onu gönüllü onlara yapmaktadır. Bu şekilde akrabayı da gözettiğinden iki sevap alır.

Zeynep Hatun yaşadığı ve şahid olduğu olayları ve hadisleri gelecek kuşaklara aktardı. İlimle çok iç içe olmasına rağmen uyduğu hadisleri aktarmada çekinmemiştir.

Eşi Abdullah İbni Mesud, Irak tarafında kadı olarak tayin edildiğinde oda oraya gitti. Kadınlara ilim öğretmede ciddi hizmetleri oldu. Eşi İbni Mesud hicretin otuz ikinci yılında vefat ederken onun vefatıyla ilgili bilgi yoktur. Allah azze ve celle ondan razı olsun inşallah.

Elhamdulillahi Rabbil Âlemin

Mürşide YOLCUTüm Yazıları
Yorum Yaz