MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

Şükranı Nimet mi ?, Küfranı Nimet mi ?..

327 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Şükranı Nimet mi ?, Küfranı Nimet mi ?..

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Sonsuz hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah ‘a mahsustur. Tümmükemmel vasıfların ona ait olduğunu bildirir, ona övgülerimizi arz eder ve onubütün noksanlıklardan tenzih ederiz. Kulluğu ancak ona yapar yardımı ancakondan dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden yalnızca onasağınırız. Rabbimiz senin hidayete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz,saptırdığını ise kimse hidayete kavuşturamaz. Bizleri hidayet verdiklerininarasına kat. ÂMİN.

Verilen herhangi bir nimetten dolayı, bu nimeti verenekarşı söz, fiil veya kalb ile gösterilen saygı ve karşılık, iyiliğin kıymetinibilme ve iyilik yapana bu hissi gösterme, nimet ve iyiliği anıp sahibini övmeanlamına gelen şükükrün müminde bulunması gereken bir vasıf olduğunu Allah c.cbildirmektedir.

Eymüminler, size verdiğimiz rızıkların tertemiz (helâl) olanlarından yiyin veeğer gerçekten sırf Allah â kulluk ediyorsanız, O’na şükredin.”(Bakara 172)

Arapça bir kelime olan şükür, “şekere”kökünden gelmektedir. Bu kökten gelen şükür, isim ve fiil olarak Kur’an-ıKerim’de yetmişe yakın yerde geçmektedir.

Türkçede kullanılan teşekkür ve şükran kelimeleri de aynı köktendir.

Hamd ve medih kelimeleri de mana itibarıyla şükürkelimesine yakındır. Bazı âlimler, bilhassa hamd ile şükrün aynı anlamdaolduğunu söylemişlerdir. Farklı görüş belirterek bunların ayrı seyler olduğunusöyleyen âlimler de olmuştur. Fatiha sûresinin tefsirinde, Hz. Muhammed(s.a.s); “Elhamdu lillahi Rabbilâlemin” dediğin zaman, muhakkak kiAllah’a şükretmiş olursun” diyerek hamd ile şükrün birbirine olanyakınlığını ifâde etmiştir. Söz ile hamdedildiginde bu aynı zamanda şükrün başısayılır. Nitekim Hz. Muhammed (s.a.s); “Hamd, şükrün başıdır. Allah’ahamdetmeyen, O’na şükretmemiş sayılır” demek suretiyle, bu hususa açıklıkgetirmiştir. Hamd ile şükrün ikisinde de kasdedilen kişi, nimeti verendir (İbnKesır, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Âzim, Beyrut 1969, I, 22 vd.; Elmalılı Hamdi Yazır,Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1971, I, 57 vd.).

Rasululullah (sav)’in şöyle buyurduğu rivayetedilmiştir:

“Allah insanları mahşer meydanına topladığı zaman , birmelek herkesin duyacağı şekilde şöyle der:

-Bu gün buraya toplananlar, ikrama en layık kimseleritanıyacaklar.

Daha sonra ikram sahipleri sırasıyla tanıtılır:

-Gece ibadet edenler sırasıyla ayağa kalsın. Bunlarınsayısı oldukça azdır.

-Ticaretin ve alışverişin,ibadetlerini engellemediğikimseler ayağa kalksın. Bunların da sayısı azdır.”

-Kıtlıkta ve bollukta Allah’a Şükredenler ayağakalksın. Bunların sayısı daha da azdır.”

 Bu hususta şunuiyi anlamalıyız ki kişinin yalnızca lafzen şükredip, hal ve hareketleriyle,Allahcc’ın emir ve nehihlerine karşı gelerek yaşaması aslen bir şükür değil,verilennimetler karşısında nankörlük etmek ve küfranı nimette bulunmak demektir.

Esasen, Şükür üç şekilde eda edilir:

1- Dil ile: Nimet vereni anmak, onu övmek ve bu hususta dil ile yapılabilecekşeyi yapmakla olur. Yüce Allah Hz. Muhammed (s.a.s)’e onun vasıtasıyla bütüninsanlara bu hususta şöyle seslenmiştir: “Rabbinin nimetine (ihsanına)gelince, onu minnet ve şükranla an” (ed-Duha, 93/11).

2- Kalp ile: Kalp ile nimeti vereni tanımak ve onu tasdik etmektir.

3- Fiil ile: Bu da, vücudun bütün organlarıyla olur. Her çeşit nimeti verenAllah’ın emir ve yasakları, vücudun hangi organını ilgilendiriyorsa, o organın,Allah’ın emir ve yasaklarına uygun hareket etmesini sağlamak gerekir.

Örneğin gözün harama bakmaması, dilin yalan gıybet vsharamlardan sakınması, hasılı verilen uzuvların veriliş gayesine uygunkullanılması da şükürdür ki. Alimler şükrü, nimeti verenene karşı itaatkarolmaktır şeklinde de tarif etmişlerdir.

Kur’an-ı Kerim’de bu konuda şöyle buyurulmaktadır:

“Gerçekten İbrãhim, Hakk’a yönelen, Allah’a itaat eden bir önder idi.Allah’a ortak koşanlardan değildi. Allah’ın nimetlerine Şükrediciydi. ÇünküAllah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti” (en-Nahl, 16/120, 121).

“Onlar Süleyman’a kalelerden, heykellerden, havuzlar kadar (geniş)leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Dâvud ailesi,şükredin! Kullarımdan şükreden azdır!” (Sebe’, 34/13).

Allah Teâlâ’nın Dâvud ailesine şükredin şeklindeki hitâbı, “Allah’a ibâdetedin, fiil ve hareketlerinizle şükrü yerine getirin” demektir.(ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Mısır 1977, V, 62; Muhammed Ali es-Sabûnî,Safvetu’t-Tefâsîr, İstanbul 1987, II 548).

Rasulullah sav’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarınınbağışlanmasına rağmen ayakları şişinceye kadar namaz kılmasının arkasındakihikmeti soran Hz. Aişe’ye ,Allah Rasulünün: “ŞÜKREDEN BİR KUL OLMAYAYIM MI” cevabını vermisi de bize şükrün, nimetiverene karşı itaat etmek olduğunu anlatan çok güzel bir örnektir.

Yüce Allah Kur’an’da insanı yoktan var ettiğini ve onaçeşitli nimetler verdiğini, dolayısıyla insanın da buna karşı Allah’aşükretmesinin gerektiğini bildirmiştir:

“Siz hiç bir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı;şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi” (en-Nahl,16/78).

Şükrün tam karşılığı küfürdür. Zaten Allah Teâlâimtihan için yaratmıştır. Allah’ın verdiği nimetlere karşı şükreden vesıkıntılara karşı sabredenlere mükâfat verir. Buna ters hareket edip küfregirenleri de cezalandırır:

“Gerçekten biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden)yaratmışızdır. Onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateşhazırladık. İyiler ise, kâfir katılmış bir kadehten (cennet şarabını)içerler” (el-İnsan, 76/1-5)

“Nezdinde o kitaptan ilim bulunan biri: “Benonu sana, gözünü açıp kapamadan getireceğim” dedi. Süleyman, tahtı yanındaduruyor görünce: “Bu, Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü, yoksa nankörlük müedeceğim edeceğimi sınamak içindir. Kim şükrederse, ancak kendisi içinşükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, şüphesiz ki, Rabbim kimsenin şükrünemuhtaç değildir; lütuf ve kerem sahibidir” dedi” (en-Neml, 27/40).

Bu âyette ifâde edildiği gibi, Yüce Allah’ın, kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur.O’nun ilâhlığı, yüceliği ve hâkimiyeti herhangi bir kimsenin şükrü veya küfrüile ne bir derece yükselir ne de eksilir. O, bizzat kendisi her şeye hâkimdir(İbn Kesir, Tefsiru’lKur’ani’l-Azîm, III, 364).

Bir kudsi hadisde de, bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

“Yüce Allah diyor ki: Ey kullarım! Geçmiş ve gelecek, siz bütün ins vecinler bir araya gelerek, aranızdaki en muttaki kimsenin kalbi gibi olsanız,sizin bu durumunuz, Benim hâkimiyetimi zerre kadar artırmaz. Gene ey kullarım!Geçmiş ve gelecek bütün ins ve cin bir araya toplansanız, aranızdaki engünahkâr birinin kalbi gibi olsanız, benim hâkimiyetime en ufak bir noksanlıkgetiremezsiniz. Ey kullarım! Hakkınızda itibar ettiğim şey, amellerinizdir.Daha sonra siz onlara göre eksiksiz olarak mükâfatlandırılacak veyâcezalandırılacaksınız. Öyleyse kim bir hayır işlemeye muvaffak olursa, bundandolayı Allah’a şükretsin. Kim de hayrın dışında başka bir şey işlerse, bundandolayı da kendi nefsini suçlasın!” (Ahmed b. Hanbel, V, 160; Müslim, Birr,55; Tirmiz, Kıyâm, 48; İbn Mace, Zühd, 30).

Şükredenlerin mükâfatlandırılacağı, Kur’an’ın başka biryerinde şöyle haber verilmiştir:

“Lût’un kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı. Biz de üstlerine taş(yağdıran bir fırtına) gönderdik. Ancak Lût ailesi müstesna, katımızdan birnimet olarak onları seher vaktinde kurtardık. Biz şükredeni böyle mükâfatlandırırız”(el-Kamer, 54/33).

Şükür ve küfür noktasında insanların iradesi hür bırakılmıştır. Yüce Allahküfrün kötülüğünü ve şükrün faziletini bildirmiştir:

“Şükreden, ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki,Allah müstağnidir, her türlü övgüye layıktır” (Lokman, 31/12).

Bu âyette belirtildiği gibi, küfreden insanın kötülüğü kendi şahsına veşükredenin faydası da kendi şahsınadır. Kişinin küfrünün de, şükrünün dekarşılığı kendisine döner (İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azım, III, 444).

Resulüllah (s.a.s.) da, tam manasıyla imân eden müminlerin, bu imtihanıkazanmış olduklarını, diğer insanlara benzemediklerini, varlıkta da yoklukta daküfürden uzak olduklarını, sabır ve şükür ile hareket ettiklerini bildirmiştir:

“Müminin durumu hayret vericidir. Her hali kendisi için hayırlıdır.Müminden başkası için böyle bir şey yoktur. Sevindirici bir durumda olduğuzaman, şükreder. Bu, onun için hayırlı olur. Sıkıntılı bir durumda olduğuzaman, sabreder. Bu da onun için hayırlı olur” (Muhammed b. Allan,Delilu’l-Falihn, Mısır 1971, I, 146 vd.).

Buna göre insanlar, genelde şükreden veya küfredenler olmak üzere iki gruptatoplanırlar. Allah ve Resulü, küfürden uzak durup şükür üzere bulunmayıistemişlerdir. Bunu tercih eden imân ehli, dünya ve ahirette kârlı çıkmaktadır.Hadiste göze çarpan diğer bir husus da, şükür ile sabrın içiçe olmasıdır.

Şunu da belirtelim ki bir toplumun Allah c.c ‘ın nazilemiş olduğu nizamdan yüz çevirip onu yaşadığı çağa uygun görmeyip lafa gelince deşükür sahibi olduklarını iddia etmeleri yalnızca asılsız boş bir sözdür. Böylebir tutum sahibini şükranı nimet değil küfranı nimet sahibi yapar. Bu gün kişiyaşadığı hayata bakarak hangisinin sahibi olduğunu rahatlıkla anlayabilir.

Rabbim bizleri kendisine gereği gibi şükredenkullarından olmayı nasip eylesin.

RABBİMİZDEN İSTEĞİMİZ BİZE HİDAYET VERMESİ AYAKLARIMIZI SABİT KILMASI VE CANIMIZI MÜSLÜMAN OLARAK ALMASIDIR.

VELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN…

Hayrun NİSATüm Yazıları
Yorum Yaz