MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA İNSAN SURESİ 4-10

51 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA İNSAN SURESİ 4-10

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

4- Biz kafirler için zincirler,kelepçeler ve çılgın alevli cehennem hazırladık.

Ayetin orjinalinde yeralan“selâsil” ayakları ve “ağlâl” da elleri birbirlerinebağlayacak zincirler ve demirden yapılmış aygıtlar anlamına gelir. Bir deayakları zincire vurulmuş ve elleri kelepçelenmiş Kafirlerin içine atılacaklarıçılgın alevli cehennem ateşi vardır.

Sonraki ayetlerde bu azap tasvirininin hemenarkasından bol nimetlerin tanıtımına geçiliyor.

5- İyiler kâfur karışımlı bir içeceğitastan içerler.

6- Bu Allah’ın iyi kullarınınistedikleri yere akmasını sağlayarak içebilecekleri bir pınardır.

Bu ayetlerin ilkinde cennetteki iyi kullarıniçeceğinin kafur karışımı bir sıvı olduğu belirtiliyor. Cennetlikler yerdenoluk oluk kaynayan bu bol ve gür akışlı içeceği kâse kâse içerler. Eski araplariçkilerine kimi zaman “kâfur” kimi zaman da “zencefil”katarak onun lezzetini artırırlardı. Bu yüzden onlara cennette, içine“kafur” karıştırılmış bol ve gür bir içecek pınarının olduğu, Üstelikbu içeceğin “temiz” yani sarhoşluk vermeyen bir nitelik tanıdığıhaber veriliyor. Bu içeceğin dünya içkilerinden daha tatlı olduğunu, vücudaverdiği hazzın dünya içkilerinin sağladıkları hazdan üstün ve kat kat fazlaolduğunu söylemeye bile gerek yok. Biz dünyalılar, cennet nimetlerinin lezzetdüzeyini ve türünü kavrayamayız. Belirtilen niteliklerin amacı, anlamayıyakınlaştırmaktır. Çünkü yüce Allah biliyor ki, insanlar bu niteliklerolmaksızın, o bilgilerine kapatılmış gayb alemini hayallerindecanlandıramazlar.

Cennetlikler ilk ayette “iyikullar” ikinci ayette ise “Allah’ın kulları” olaraktanımlanıyorlar. Bu nimet ve onurlandırma sergisi ortasında ilk tanımın amacıcana yakınlık, ağırlama ve ayrıcalık ilanı iken ikinci tanımlamanın amacı yüceAllah’a yakınlık imajını pekiştirmektir.

ALLAH’IN İYİ KULLARI

Arkasından sözkonusu nimetlerleödüllendirilecek olan bu “iyiler”in, bu “Allah’ın haskulları”nın tanıtımına geçiliyor. Okuyoruz:

7- Onlar verdikleri sözleri tutarlar vekötülüğü yaygın günden korkarlar. 8- Onlar içleri çektiği halde yemekleriniyoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler.

9- Yemek ikram ederken derler ki;“Biz size sırf Allah rızası için yemek veriyoruz. Sizden karşılık ya dateşekkür beklemiyoruz.”

10- “Çünkü biz asık suratlı veçetin bir günde Rabbimizden korkarız.”

Bu tablo parlak, kalplere hoş gelen, içten,ciddi bir tablodur. İnanç sistemlerinin yükümlülüklerini yerine getirmeyeazimli, yoksullara karşı kalpleri ılık merhamet duyguları ile dolu,başkalarının dertlerini kendi problemlerinden önceye alan, Allah’tan çekinen vekorkan, O’nun hoşnutluğunu ısrarla arayan insanları gözlerimizin önünegetiriyor. Aynı zamanda Allah’ın azabından şiddetle sakınan bu insanlarda buduyguyu kötülüklerden sakınma ve duyarlı görev bilinci geliştirmiştir.

Evet, “Onlar verdikleri sözleritutarlar.” Yani görev edindikleri ibadetleri yaparlar, üstlendikleriyükümlülükleri yerine getirirler. Başka bir deyimle bu işi ciddiye Alırlar, onaiçten sarılırlar; sorumluluklarından kaçmaya yükümlülüklerinden sıyrılmayakalkışmazlar; bu inanç sistemini benimsedikten sonra ondan yan çizmeyeyönelmezler. İşte bu anlamda “verdikleri sözleri tutarlar”. Yoksasadece “adaklarını yerine getirirler” denmek istenmiyor. Devamediyoruz:

“Kötülüğü yaygın gündenkorkarlar.”

Onlar o günün yaygın alanlı, çok sayıdagünahkarı ve suçluyu kapsamına alan kötülüğünü iyi kavramışlardır. Bu yüzden okötülüğün kendilerine de dokunacağından korkarlar. İşte takva sahiplerininkarakteristik özelliği budur. Onlar ne kadar çok ibadet ve iyi amel birikiminesahip olsalar da kusur ve günah işlemiş olmaktan çekinirler. Çünkü görevlerininağırlığının ve yükümlülüklerinin çokluğunun bilincindedirler. Devam ediyoruz:

“Onlar içleri çektiği haldeyemeklerini yoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler.”

Burada “yemek yedirme” eylemindesomutlaşan onurlu bir iyilikseverlik, yardımseverlik, hayırseverlik tablosuçiziliyor. Düşünelim ki, adamlar başkalarına yedirdikleri yemeklere aslındakendileri muhtaçtırlar. Bu anlamda ikram ettikleri yemeklere karşı içlerindebir sevgi vardır. Yoksa bu özverili kalplerin çeşitli yoksul gruplarayedirdikleri yemekleri bilinen anlamda “sevdikleri” söylenemez.Sadece bu yemeklere kendilerinin de muhtaç oldukları belirtilmek isteniyor.Buna rağmen bu asil ruhlu iyilikseverler yoksulları kendilerine tercih ederler.

Bu övgülü vurgulama müşrik Mekke toplumundaegemen olan katı yürekliliğe dikkatlerimizi çekiyor. O günün insanları zavallıyoksulların yüzlerine bile bakmazlardı. Fakat nam olsun diye çok şeylerinisaçıp savururlardı. Yalnız yüce “Allah’ın seçkin kulları” bu kızgınçöl güneşi ortasında adeta serin ve gölgeli bir “vaha”yıandırıyorlardı. Onlar gönülden coşan bir özveri ile, kalplerinden kaynayan birmerhametle, iyi niyetle, yüce Allah’a yönelik bir ibadet aşkı ile yemekyedirirlerdi. Bu soylu cömertliklerine hem ayetlerde anlatılan durumları ve hemde kalplerinden geldiği belli olan sözleri tanıklık ediyor. Okuyalım:

“Yemek ikram ederlerken derler ki;’`Biz size sırf Allah rızası için yemek veriyoruz. Sizden karşılık ya dateşekkür beklemiyoruz:

`Çünkü biz asık suratlı ve çetin bir gündeRabbimizden korkarız.”

Görüldüğü gibi, burada ince ve cana yakınkalplerden taşan bir merhametle karşı karşıyayız. Bu merhamet yüce Allah’ayöneliktir, O’nun hoşnutluğunu arıyor, insanlardan ne ödül ve ne de teşekkürbekliyor, yoksullara tepeden bakmak, onlara hava atmak gibi bir amacı da yok.Ayrıca bu seçkin kullar, bu merhametlerini son derece çatık kaşlı bir günekarşı kalkan olarak düşünüyorlar. O günden korkuyorlar, çekiniyorlar ve elaçıklıkları sayesinde onun kötülüğünden korunmaya çalışıyorlar. ÇünküPeygamberimiz şu sözü ile onları böyle davranmaya özendirmiştir:

“Yarım hurma ile bile olsa cehennemateşinden kendini koru.”

Bu şekilde yoksulların doğrudan doğruyakarnını doyurmak o günün şartlarında o soylu iyilikseverlik duygusunu, ifadeetmenin ve yoksulların ihtiyacını gidermenin geçerli bir yolu idi. Fakat iyilikyapmanın biçimleri ve yöntemleri şartlara ve ortamlara göre değişir. Her zamanböylesine dolaysız ve ilkel biçimde olması gerekmez. Fakat bu uygulamadamutlaka korunması gereken motifler vardır. Bunlar kalp duyarlılığı, coşku,iyilikseverlik tutkusu, Allah’ın hoşnutluğunu kazanma arzusu; ödül gibi,teşekkür gibi, dünya çıkarı gibi yeryüzü kaynaklı endişelerden arınmışlıktır.

Sosyal güvenlik amacı ile yoksullarınihtiyaçlarım karşılamak gayesi ile birtakım vergiler konabilir, varlıklılaramalı yükümlülükler bindirilebilir ve fonlar oluşturulabilir. Fakat buuygulamalar, yukardaki ayetlerin amaçladığı sonucun sadece bir yönünü, islamınzekat aracılığı ile çözüme bağlamak istediği yönünü gerçekleştirebilirler. Bu“tek yön” yoksulların ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bu işin yarısıdır.Öbür yarısı “veren”lerin, iyilik yapanların ruhların eğitmek, onlarısoylu bir düzeye yükseltmektir. İşin bu “öbür yarısı”nı da aslagözardı etmemeli, küçümsememelidir. Fakat sosyal güvenlik amaçlı uygulamalarda,ne yazık ki, değerler alt-üst edilmekte ve işin bu ayrılmaz “yarı”sıkaralanmakta, kötülenmekte, gölgelenmekte ve “alanları küçük düşüren veverenlerin ahlâkını bozan bir uygulama” damgası ile damgalanmaktadır.

İslam hem kalpleri besleyen bir inanç sistemive hem de bu kalpleri arındırmayı amaçlayan bir eğitim yöntemidir. Kalplerdegeliştirilen soylu duygular hem sahiplerini eğitirler hem hedef aldıklarıkardeş Müslümanlara yarar sağlarlar. Böylece islamın amaçladığı eğitim her ikiyanı ile gerçekleşmiş olur.

İşte okuduğumuz ayetlerin o yüce duyguyu böylesine özendirici somut biçimde ifade etmeleri bu yüzdendir. Devam edelim:

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yorum Yaz