MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA İNSAN SURESİ 1-3

48 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA İNSAN SURESİ 1-3

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

1- İnsan, anılmaya değer bir varlıkolmadan önce uzun yıllar geçti, öyle değil mi?

2- Biz insanı sınavdan geçirmek amacıile karışım nitelikli bir sıvı damlasından yarattık. Bunun için onu işitme vegörme yetenekleri ile donattık.

3- biz ona yolu gösterdik. Artık isterşükreder isterse nankör olur.

Surenin baş tarafındaki soru edatı cümleyeolumlu yönde pekiştirme anlamı katmaktadır. Fakat insanın kendi kendine şusoruları sormasına zemin hazırlar gibidir. Acaba insan, anılmaya değer birvarlık olmadan önce uzun yıllar geçtiğini bilmiyor mu? insan bu gerçeğidüşünmez, üzerinde kafa yormaz mı? içinden bu gerçeği düşününce kendisinivarlık sahnesine çıkaran, üzerine ışık tutan, uzun bir “anılmazlık”döneminden sonra kendisini anılabilirlik aşamasına erdiren yüce“el”in farkına varmaz mı?

Bu soru işareti zihnimize birçok mesajtaşıyor. Bu mesajlar vicdanlarımızda çok sayıda düşünceyi uyandıran yumuşak veköklü mesajlardır.

Bu mesajlardan biri vicdanlarımızı insanınyaratılışından, yoktan varedilişinden önceki döneme yöneltir. Vicdanlarımız bu“insansız” dönemi evrenle birlikte hayalinde canlandırır. Acabavicdanınız o dönemi nasıl görür? Çünkü insan kendini beğenmiş bir varlıktır,değerini çok abartır. Öyle ki, bu evrenin kendisi olmadan nice uzun yıllarvarolduğunu, yaşadığını unutur. Kim bilir belki de evren “insan”denen bir varlığın yaratılacağını hiç beklemiyordu. Fakat yüce Allah’ın iradesibu canlı türünün varlık sahnesine çıkması yönünde tecelli etti de bununsonucunda varoldu.

Bu mesajların bir diğeri hayalimizi insanınvarolduğu ana doğru çeker. Bu ana ilişkin çeşitli düşünceler ve imajlarcanlandırır. Oysa bu yeni canlı türünü evrene katan o anın iç yüzünü sadeceyüce Allah bilir. Allah bu canlıyı yaratmadan önce ince hesaplı planına almış,bu evrenin uzun akış çizgisindeki rolünü çok önceden belirlemiştir.

Bu mesajların bir başkası bizi yüce Allah’ıngüçlü elini düşünmeye yöneltir. Yüce Allah, “insan” denen bu yenicanlıyı varlık sahnesine sürüyor, onu rolüne hazırlıyor, rolünü ona hazırlıyor,hayatının iplerini tüm varlığın oluşturduğu ana eksene bağlıyor, kendisi içinyaşamaya ve rolünü oynamaya elverişli şartlar hazırlıyor, arkasından onu attığıher adımda izliyor. Bu adımları atarken ipinin ucu büyük evrenin diğer bütünipleri gibi varlık bütününün eksenine bağlı kalır.

Bu ayetler bunlar gibi daha birçok mesajıvicdanlarımıza iletmekte, daha birçok düşünceyi kafamızda uyandırmaktadır. Bumesajların ve düşüncelerin sonucu olarak zihnimizde şu bilinç oluşur: İnsanınyaratılışı, hayat yolculuğu ve bu yolculuğun akıbeti bir amaca, belirli birplana bağlıdır.

Bu hayat sahnesinde belirleme aşamasındansonra varlığını sürdürmesi, hayat sürecini devam ettirmesine gelince bunun ayrıbir hikayesi vardır. Okuyoruz:

“Biz insanı sınavdan geçirmek amacıile karışım nitelikli bir su damlasından yarattık. Bunun için onu işitme vegörme yetenekleri ile donattık.”

Ayetin orjinalinde geçen “emşac”sözcüğü “çeşitli elementlerden oluşmuş karışım” anlamına gelir. Busözcük belki insan yavrusunun ana maddesini oluşturan su damlasının erkeklikhücresi ile dişilik yumurtasının döllenme sonucundaki birleşmesine işarettir.Belki de karışımı oluşturan elementlerden maksat döllenmiş hücredekikromozomların içerdiği “gen”lerdir. Bu genler birinci derecede insansoyunun karakteristik niteliklerini, ikinci derecede de ailenin niteliklerinitaşıyarak gelişecek olan insan yavrusuna aşılarlar. İnsan yavrusunu oluşturansu damlası bu genler gösterdiği doğrultuda gelişerek başka bir hayvan yavrusudeğil de insan yavrusu oluşturur. Bunun yanısıra bu genler aileden geçen özelniteliklerin de taşıyıcılarıdır. Ayrıca bu deyim, çeşitli kalıtımların ortakkarışımı anlamına da gelebilir.

Yüce Allah insanı anlattığımız karışımnitelikli su damlasından yaratırken iş olsun diye, boşuna ya da rastgeleyaratmadı. Tersine onu sınavdan geçirmek için, imtihan etmek için, denemek içinyarattı. Aslında yüce Allah insanın ne olduğunu, geçireceği sınavı ve busınavın sonunda ne not alacağını baştan biliyor. Fakat ön bilgisinin varlık sahnesindeortaya çıkmasını, varlığın özünde plâna bağlanmış olan bu ön bilgininsonuçlarının insanın eylemlerine yansımasını, bu bilginin sonuçlarının onu adımadım izlemesini ve sınavdan ortaya çıkacak sonuçların karşılıklarınaçarptırılmasını istemiştir.

Bundan dolayı o, insanı “işitici”ve “görücü” yapmış, yani onu gerekli duyu organları ve algılamayetenekleri ile donatmıştır. Amaç onun algılayabilmesi, karşılık verebilmesi,nesneleri ve değerleri kavrayabilmesi, bu algılara ve kavramalara dayanarakhüküm verebilmesi ve seçim yapabilmesi ve yaptığı tercihlere göre sınavınıbaşarı ile geçmesidir.

Demek ki, yüce Allah’ın insan soyununsürmesine ve belirlediği yöntem -ki bu karışım nitelikli bir su damlasındaninsan yavrusu yaratmaktır- uyarınca insan fertlerinin çoğalmasına ilişkiniradesinin arkasında bir hikmet, bir amaç vardır. Ortada“rastgele”lik diye bir şey yoktur. Bu surenin ardındaki amaç bu canlıtürünü sınavdan geçirmektir. Bundan dolayı ona algılama, karşılık verme, bilgiedinme ve seçim yapabilme yetenekleri bağışlamıştır. insanın yaratılışı, algıve kavrama yetenekleri ile donatılması ve hayatı boyunca denenmesi, bütünbunlar belirli ölçülere bağlıdır.

Sonra Allah, insanı bilginin yanısıra yolseçme gücü ile donatmıştır. Önce ona başarıya erdiren yolu göstermiş sonraseçme yetkisini kendisine bırakmıştır. isterse kendine gösterilen düz yoldangider, dilerse bu yoldan saparak Allah’a erdirmeyen yollar peşinde şaşkınşaşkın taban teper. Okuyoruz:

“Biz ona yolu gösterdik. Artık isterşükreder, isterse nankör olur.”

Burada “hidayet” yani doğru yolagirme kavramı “şükür” kavramı ile ifade ediliyor. Çünkü hidayete erenkalbin en doğal, en beklenen tepkisi Allah’a şükretmektedir. Sebebine gelincebu kalb iyi biliyor ki, insan uzun yüzyıllar boyunca anılmaya değer bir varlıkdeğildi. Sonra yüce Allah onun anılmaya değer bir varlık olmasını istedi. Bununiçin ona görme ve işitme yetenekleri bağışladı, kendisini öğrenme gücü iledonattı. Sonra gideceği yolu gösterip kendisini seçim yapma yetkisi ile başbaşabıraktı. Bu yüzden bu münasebetle mümin kalbde belirmesi beklenen ilk duyguşükür duygusudur. Eğer şükretmez ise nankör olur. Hem de koyu bir nankör. Çünküayetin orjinalinde yeralan “kefur” sözcüğü, aşırı dereceli birnankörlüğü ifade eder.

Bu üç dokunuştan sonra insan işinciddiliğinin ve duyarlılığının bilincine varır ve iyice anlar ki, o bir amaçuğruna yaratıldı, bir ana eksene bağlıdır, öğrenme yeteneği ile donatılmıştırve bu yeteneği gerekçesi ile hesaba çekilecektir, o sınavdan geçmek ve başarılıbir sınav vermek için dünyaya gönderildi, yeryüzündeki hayat dönemi oyun,eğlence ve sorumsuzluk dönemi değil, ciddi bir imtihan dönemidir. Okuduğumuz buüç kısa ayetten İşte bu yüce ve köklü düşünce birikimi çıkıyor. Bunun yanısırabu üç ayet, okuyucuya hayata ilişkin ağır bir sorumluluk duygusu, ciddiyet vekâr da kazandırır. İnsanı, söz konusu sınavın sonuçları konusunda bilinçliyapar, varlığının amacına, varlığının anlamına, genel olarak hayata ve değerlersistemine ilişkin görüşünü, bakış açısını değiştirir.

Bundan dolayıdır ki, ayetlerin devamında bu sınavdan veya şükür yolunu ya da nankörlük yolunu seçmesinden sonra insanı bekleyen sonuçların sunulmasına geçiliyor. Kâfirlerin karşılaşacağı sonuçlara kısaca değinilmekle yetiniliyor. Çünkü surenin havası hem somut ve hem de soyut anlamda kulluk ve nimet havasıdır, ayetlere gönül açıcı nimetlere özendiren çağrının ardından azaba kısaca değinilmekle yetiniliyor.

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yorum Yaz