MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA CİN SURESİ 8-10

127 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA CİN SURESİ 8-10

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

8- Göğü yokladık, orayı sert bekçilerleve göktaşları ile dopdolu bulduk.

9- Daha önce göğün elverişli dinlemeyerlerinde pusuya yatardık. Fakat şimdi hangimiz oranın seslerini işitmeyeçalışsa kendisini bekleyen göktaşları ile karşılaşır.

10- Acaba yeryüzündekiler için kötülükmü dileniyor, yoksa Rabbleri onlar hakkında iyilik mi diliyor, bunu bilmiyoruz.

Bu ayetlerde cinlerin kendi sözlerindenaktarılan olaylar bize şunu düşündürüyor: Onlar Peygamberimiz gelmeden önce-belki de Hz. İsa ile Peygamberimizin gelişi arasındaki geçiş döneminde-yüceler alemi ile ilişki kurma, meleklerin yeryüzünde yaşayan yaratıklarailişkin konuşmalarından bilgi sızdırma girişimlerinde bulunabiliyorlardı.Meleklerin bu konuşmaları yüce Allah’ın yeryüzüne ilişkin plânının ve dileğininuygulanması ile ilgili idi. Cinler sızdırdıkları bu bilgileri dostları olankahinlere ve bilgiçlere aktarıyorlar, bu kahinler de şeytanın plânları uyarıncainsanlar arasında bozgunculuk çıkarıyorlardı. Başka bir deyimle şeytanlarınkuklaları olan bu kahinler ve bilgiçler, cinlerden sızdırdıkları az miktardakigerçeğe büyük o~anda “batıl” ve eğrilik katarak bu yanıltıcı karışımıhalk yığınlar ı arasında yayıyor, iki dönem arasındaki peygambersiz boşluktanyararlanarak yeryüzünün düzenini bozuyorlardı. Bu bilgi sızdırma ve onukahinlere aktarına işleminin nasıl gerçekleştiğine gelince Kur’an bu konudabize hiçbir bilgi vermiyor. Böyle olunca bu meseleyi kurcalamak gereksizdir.Burada bize anlatılan gerçeğin özü ve içeriği ile yetinmeliyiz.

Peygamberimizin okuduğu Kur’an’ı dinlemeyegelen cinlerin bu konudaki söyledikleri şudur: Cinler artık gökten bilgisızdıramıyorlar. Şimdilerde böyle bir y ” ” “

İşe giriştiklerinde -ki bu girişimlerini“göğe dokunma , göğü yoklama olarak tanımlıyorlar- önlerindeki yolu kapalıve güvenlik ekipleri tarafından sıkı koruma altına alınmış buluyorlar. Bukoruma ekipleri tarafından göktaşı bombardımanına tutuluyorlar, alev saçan butaşlar gökten bilgi sızdırmaya kalkışanların başlarına yağarak ölmelerineyolaçıyor. Ayrıca “Acaba yeryüzündekiler için kötülük mü dileniyor,yoksa Rabbleri onlar hakkında iyilik mi diliyor, bunu bilmiyoruz” diyerekinsanların geleceğine ilişkin gayb hakkında hiçbir şey bilmediklerini ilanediyorlar. Bu sözleri ile kısaca şunu demek istiyorlar: “Gaybın sırlarınailişkin bilgi yüce Allah’ın tekelindedir, bu sırları O’ndan başka hiç kimsebilemez. Buna göre yüce Allah’ın kulları için ne gibi bir gelecek belirlediğinibiz bilemeyiz. Acaba onlara kötülük indirmeyi planlamıştır da bu yüzdensapıklığın kucağına mı atılmışlardır, yoksa onların doğru yola girmelerini,hidayete ermelerini mi planlamıştır, bu konuda hiçbir şey söyleyemeyiz.”Görülüyor ki, cinler doğru yolu, hidayeti kötülüğün karşısına, yani iyiliğinyerine koyuyorlar. Gerçekten doğru yolda olmak, hidayete ermek iyiliğin takendisi olduğu gibi getireceği sonuç da sadece iyiliktir.

Kâhinlerin, gayba ilişkin sözde bilgilerinedayanak saydıkları kaynak gayb alemi hakkında hiçbir şey bilmediğinibelirttiğine göre artık söylenecek hiçbir söz kalmamış, bu konudaki bütüniddialar havada kalmış, kâhinlik ve bilgiçlik işi son bulmuştur. Gayba ilişkinbilginin yüce Allah’ın tekelinde olduğu tartışmasız bir gerçek olmuştur. Artıkhiç kimse gaybın sırlarını bildiğini ve bu alanda kehanette bulunabileceğinisöylemeye cüret edemez. Böylece Kur’an insan aklını bu tür kuruntuların veiddiaların tümünün tutsaklığından kurtararak özgürlüğe kavuşturmuştur. O gündenitibaren insanlığın olgunluk çağına erdiğini, hurafelerin ve masalların kıskacındanyakasını kurtardığını ilan etmiştir.

Peki, gökteki bu güvenlik ekibi nerededuruyor? Kimlerden oluşuyor? Şeytanları nasıl göktaşları ile bombalıyor? NeKur’an ve ne de hadisler bu konuda birşey söylemiyor. Bu gayb konusu hakkındabu iki kaynak dışında bilgi alacağımız başka bir kaynak da yok. Eğer yüce Allahbu konularda ayrıntılı bilgi vermenin yararımıza olacağını bilseydi, mutlaka bubilgiyi verirdi. Böyle bir bilgiyi bize vermediğine göre bizim bu konularıkurcalamamız, hayat düzeyimize ve yararlı bilgi dağarcığımıza hiçbir katkısıolmayan boş bir çabadır.

Şu tür itirazlar yapmak ve bu yoldatartışmalara girişmek de yersizdir: “Efendim göktaşları, meteorlarPeygamberimizden önce de sonra da evrensel düzenin belirli kanunlarına görehareket ederler. Astronomi bilginleri bu kuralları açıklamaktadırlar.” Birkere astronomi bilginlerinin dayandıkları kuramlar doğru da olabilir, yanlışda. Doğru olduklarını farzetsek bile bu durum konumuzun dışında kalır. Çünkü bugöktaşları doğal hareketlerini yaparken aynı zamanda şeytanları da bombalamışolabilirler. Bunun yanısıra doğal kanunları dileği uyarınca yönlendiren yüceAllah’ın iradesi uyarınca bu ateşli gök cisimleri kimi zaman şeytanlarıbombalamak için ve kimi zaman da başka bir amaçla harekete geçebilirler.

Bir de Kur’an’ın bu tür açıklamalarınısembolik ifadeler sayanlar var. Onlar göre göre Allah, Kur’an’ı onunla çelişenunsurların saldırılarına karşı korumak amacına yönelik olarak bu tür sembolikifadelere yer vermiştir, buna göre bu ifadeleri,somut anlamlarına görealgılamak doğru değildir. Böylelerini bu tür düşüncelere sürükleyen sebep,Kur’an’a kafalarındaki ön yargılarla yaklaşmalarıdır. Onlar bu ön yargılarıKur’an-dışı kaynaklardan almışlardır. Sonra Kur’an’ı kafalarında önceden yeretmiş olan bu peşin yargılara göre açıklamaya kalkışırlar. Bu yüzden melekleriiyiliği ve Allah’a bağlılığı simgeleyen güçler, şeytanları da kötülüğü veAllah’a başkaldırmışlığı sembolize eden güçler olarak yorumlarlar. ÇünküKur’an’la yüzyüze gélmeden önce kafalarına çöreklenen ön yargılara göremeleklerin, şeytanların ve cinlerin ayetlerde anlatıldığı biçimde varolmaları,böylesine somut hareketlere girişmeleri ve pratik etkiler meydana getirmelerimümkün değildir.

Peki, bu adamlar bu görüşleri neredenaldılar? Kur’an’ın ayetlerini ve Peygamberimizin sözlerini değerlendirirkenkriter olarak kullandıkları bu ön yargılarının kaynağı nedir?

Kur’an’ı anlamanın, açıklamanın ve İslâm’auygun bir düşünce sistemi oluşturmanın ideal yolu şudur: İnsan böyle bir işegirişirken bütün eski düşüncelerini kafasından silip atmalı, Kur’an’a her türlüön yargıdan arınmış bir mantık ve bilinçle yaklaşmalı, varlık alemine ilişkingerçekleri Kur’an’ın ve hadislerin açıklamaları ile uyuşan yargılaradayandırmalı, Kur’an’ı ve hadisleri Kur’an-dışı kriterlere göre değerlendirmeyekalkışmamalı, Kur’an’ın “var” dediği hiçbir şeyi ne inkâr etmeli neçarpıtmalı, Kur’an’ın “yok” dediği hiçbir şeye de “var”dememelidir. Kur’an’ın ne “var” ne de “yok” dediği konularagelince o alanda herkes aklının erdiği ve bilgi birikiminin elverdiği ölçüdesöz söyleyebilir.

Biz bu sözleri, elbette ki, Kur’an’ainanmakla birlikte onun ayetleri ile kafalarındaki ön yargılar ve zihinlerindeçöreklenen doğal gerçeklere ilişkin eski düşünceler arasında uyum sağlamakamacı ile ayetleri çarpıtarak yorumlamaya kalkışanlara söylüyoruz.

Bir de Kur’an’a inanmadıkları halde sırfbilimsel buluşlar o noktaya eremedi diye Kur’an’daki bu tür kavramları inkaretme gayretkeşliğine kapılanlar var ki, bunların tutumu gerçekten gülünçtür.Sebebine gelince bilim, henüz önünde duran ve deneylerinde kullandığıvarlıkların sırlarını bilemiyor. Ama onun bubilmeyişi, doğaldır ki, buvarlıkların varoldukları gerçeğini ortadan kaldırmaz. Üstelik azımsanmayacaksayıdaki gerçek bilim adamları yavaş yavaş, tıpkı dindarlar gibi,“bilinmezlik” gerçeğine inanmaya başlamışlar, en azındanbilmediklerini inkar etmekten vazgeçmeye yönelmişlerdir. Çünkü bu adamlar dahaönce bilimin aydınlığa çıkardığını sandıkları, Üstelik gözleri önünde duranbirçok konuda bilinmezlik duvarları ile yüzyüze geldiklerini görmüşlerdir, hemde bu çıkmazlara saplanırken kullandıkları yöntem bilimsel araştırma yöntemiolmuştur. Bu yüzden soylu ve bilimsel bir alçak gönüllülüğü benimsemişlerdir.Bu alçak gönüllü tutumda ne iddialı konuşmaların belirtilerine ve ne debilinmezlik gerçeğini küstahça reddeden bir şımarıklığın damgasınarastlayamazsınız. Fakat Bilim simsarları ile bilimsel düşünce yaygaracılarıböylesine soylu bir alçak gönüllülüğün uzağındadırlar, onlar hem din kaynaklıgerçekleri ve hem de bilgimize kapalı gerçekleri pervasızca inkar etmeyisürdürüyorlar.

Çevremizi saran evren çeşitli sırlarla,güçlerle dolu, çeşitli ruhlarla donatılmıştır. Elimizdeki bu sure -tıpkıKur’an’ın öbür sureleri gibi- bu varlıklara ilişkin gerçeklerin bazı yönlerinibilgimize sunuyor. Bu gerçekler varlık alemine ve bu varlık aleminde bulunangüçlere, ruhlara ve canlılara ilişkin doğru ve gerçek bir düşünce oluşturmamızısağlayacak yeterliliktedir. Çevremizde kımıldayan bu güçlerle, ruhlarla vecanlılar ile bizim varlıklarımız ve hayatlarımız arasında karşılıklı etkileşimvardır. İşte bu düşünce Müslümanı diğer insanlardan ayrı yapan, onu saplantılarve hurafeler ile kof iddialar ve şımarıklıklar arasındaki orta noktayayerleştiren tutarlı düşüncedir. Bu düşüncenin kaynağı Kur’an ve sünnettir.Müslüman öbür bütün düşünceleri, bütün sözleri, bütün yorumları bu iki kaynağınışığında değerlendirir.

Şunu da hemen belirtelim ki, insan aklınınbilinmezin ufuklarını kurcalayacağı belirli bir araştırma alanı vardır. islambu alandaki araştırmaları ısrarla teşvik eder, aklı güçlü bir destekle o yönedoğru iter. Fakat bu belirli alanın ötesinde insan aklının araştırmaçalışmasına girişemeyeceği bir başka alan vardır. Akla bu güç verilmemiştir.Çünkü insanın bu alanı araştırmaya ihtiyacı yoktur. Yeryüzündeki halifelikgörevi için gerekli olmayan bilgiler insana kapalı tutulmuştur. Ona bu alandayardımcı olmanın hiçbir gerekçesi yoktur. Çünkü bu tür bilgiler ona göreolmadıkları gibi onun uzmanlık alanına da girmezler. Bu tür bilgilerinçevresindeki canlı ve cansız varlıklara göre evrendeki konumunu bilmesineyarayacak kadarı gereklidir ki, bu kadarlık gayb bilgisini insana açıklamaişini yüce Allah’ın kendisi üstlenmiştir. Çünkü bu bilgi onun öğrenme gücünüaşar, ayrıca yüce Allah ona verdiği bu gayb bilgisinin dozajını kapasitesinegöre ayarlamıştır. İşte meleklere, şeytanlara, ruha, ilk yaratılışa ve insanınilerde ne olacağına ilişkin gayb bilgileri bu tür bilgiler arasındadır.

Yüce Allah’ın hidayeti sayesinde doğru yolubulanlar bu konularda yüce Allah’ın indirdiği kutsal kitaplarda vePeygamberlerin sözlerinde buldukları bilgilerle yetinirler. Bu sınırlıbilgilerden yararlanarak yaratıcının yüceliğini, yaratma olayının taşıdığıhikmetleri düşünürler: bu alemler ve bu ruhlar ortasında insanın konumunuirdelerler; gerek yeryüzünde ve gerekse uzaydaki öbür gezegenlerde aklın bilgiedinme sınırlarına bağlı kalan bilimsel araştırmalar yaparlar; edindikleribilgileri davranış alanında, üretim faaliyetlerinde, yeryüzünü kalkındırmaçabalarında ve halifelik görevinin gereklerini yerine getirmede kullanırlar. Buçabalar sırasında yüce Allah’ın direktiflerine bağlı kalırlar, O’na yönelirler,O’nun yükselmesini istediği doruğa tırmanmaya çalışırlar.

Yüce Allah’ın gösterdiği yoldan saparak başkayollar tutturanlara gelince bunlar iki ana gruba ayrılırlar.

Birinci gruptakiler sınırlı akılları ile“sınırsız”ı kavramaya kalkışırlar; kutsal kitaplara başvurmaksızınyüce Allah’ın zatını ve bilgimize kapalı alemlerin sırlarını açıklamayayeltenirler. Evrenin sırlarını ve bölümleri arasındaki ilişkileri açıklamayaçalışan filozoflar bu gruba girerler. Adamlar bu çabaları sırasındatökezlerler, tıpkı doruğuna erişilmez bir yüce dağa tırmanmaya kalkışançocuklar gibi zavallılaşırlar. Ya da “varoluş” bilmecesinin sırrınıçözmeye yeltenirler. Oysa evren alfabesinin daha ilk harflerini bellemişdeğillerdir.

Ünlü filozoflar olmalarına rağmen bu adamlargülünç düşünceler ileri sürmüşlerdir. Bu düşünceler Kur’an’ın yansıttığı açık vetutarlı görüşlerle karşılaştırıldığında gülünçlükleri daha bariz biçimde ortayaçıkar. Bu düşünceler tökezlemeleri bakımından gülünçtürler, dağınıklıklarıaçısından gülünçtürler, tutarsızlıkları bakımından gülünçtürler, açıklamayakalkıştıkları varlık aleminin görkemi ile karşılaştırıldıklarında basitlikleriaçısından gülünçtürler. Bu gruba ünlü eski yunan filozofları da, onlarındüşünce yöntemlerine özenen islam filozofları da, çağdaş filozoflar dagirerler. Hiç birini bu kategorinin dışında tutmuyorum. Hepsinin düşünceleri,islamın varlık alemine ilişkin orjinal düşüncesi karşısında komiktir.

Bunlar yüce Allah’ın direktiflerine yan çizengrupların birincisidir. Bugrupların ikincisine gelince bu adamlarfelsefecilerin bilgi edinme yöntemlerinin yararsızlığını anlamışlar, bu yüzdenbilim edinme ve araştırma çabalarını tümü ile deneysel ve uygulamalı bilimleralanında yoğunlaştırmışlardır, bilgimize kapalı alemlerin sırlarını kurcalamayıkesinlikle bir yana bırakmışlardır. Çünkü bu alana girecek yol bulamadıklarıgibi yüce Allah’ın o alana ilişkin direktiflerini de umursamamışlardır. Buyüzden zaten yüce Allah’ı kavramaktan da yoksun kalmışlardır. Bu adamlaronsekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda aşırılıklarının doruklarındagezindiler. Fakat bu yüzyılın başlarından itibaren içinde yüzdükleri bilimselşımarıklığın sarhoşluğundan yavaş yavaş ayılmaya başladılar. Çünkü madde,avuçları içinden kayarak ışınlara (radyasyona) dönüştü, özü bakımındanbelirsizliğe gömüldü, hatta nerede ise hangi kanunlara bağlı olduğu bilebilinmez oldu.

Bütün bunlara karşılık islam, berraklıkkayası üzerindeki yerinde sabit duruyor. insanlığa bilinmez aleminden gerektiğive yararlı olduğu kadar bilgi sunuyor. Bunun dışında aklî enerjilerini yeryüzühalifeliğine ilişkin çalışmalar üzerinde yoğunlaştırıyor. Akıllar için güveniçinde çalışılabilecek alanlar hazırlıyor. Araştırına yeteneklerini bilgimizeaçık ve kapalı alanlarda en tutarlı ve geçerli yöntemlerle iletiyor.

MÜ’MİN VE KAFİR CİNLER

Daha sonraki ayetlerde cinler, yüce Allah’ın hidayeti karşısındaki durumlarını ve tutumlarını anlatıyorlar. Bu açıklamalarda onların da tıpkı insanlar gibi ikiz karakterli bir yaratılışta olduklarını, hem doğru yola hem de sapıklığa yatkın olduklarını öğreniyoruz. Aşağıdaki ayetlerde cinler bize daha önce kendisine iman ettiklerini açıkladıkları Rablerine ilişkin inançlarından ve doğru yolda olan ile yoldan çıkanın karşılaşacağı akıbete ilişkin düşüncelerinden sözediyorlar. Okuyalım:

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yorum Yaz