MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA CİN SURESİ 20-28

133 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ŞEHİD SEYYİD KUTUB’UN BAKIŞ AÇISIYLA CİN SURESİ 20-28

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

20- De ki: “Ben sırf Rabbimeyalvarırım, O’na hiç kimseyi ortak koşmam.”

21- De ki: “Ben size ne zararverebilirim ve ne de fayda sağlayabilirim.” 

22- De ki: “Hiç kimse beniAllah’ın elinden kurtaramaz; ben O’nun dışında hiçbir sığınak bulamam.”

23- “Benim görevim, sadeceAllah’tan gelen direktifleri, O’nun mesajını duyurmaktır. Allah’a vePeygamber’e başkaldıranları, içinde sürekli kalacakları cehennem ateşibekliyor.”

24- Onlar kendilerine yöneliktehditlerin somut olarak gerçekleştiğini gördüklerinde hangi tarafın destekbakımından zayıf ve sayıca az olduğunu anlayacaklardır.

25- De ki: “Size yöneltilen tehdityakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir vade mi belirlemiştir,bilmiyorum.”

26- Gaybın bilgisi O’nun tekelindedir.O gaybın sırlarını hiç kimseye açmaz.

27- Bu sırları sadece seçtiğipeygamberlerine açar. Onların önlerinden ve arkalarından gözcüler, korucularsalar.

28- Böylece onların, Rabblerininmesajlarını insanlara duyurduklarını belirler. O onların durumlarını vetutumlarını bilgisi ile kuşatmış, herşeyi bir bir saymıştır.

Evet, ya Muhammed, insanlara de ki:

“Ben sırf Rabbime yalvarırım, O’nahiç kimseyi ortak koşmam.”

Bu açıklama cinlerin “Artık Rabbimizehiçbir ortak koşmayacağız” biçimindeki kendi soydaşlarına yönelikaçılamalarından sonra geliyor. Bu yüzden ayrı bir tad, ayrı bir etkileme gücükazanıyor. Buna göre bu söz insanların ve cinlerin üzerinde görüş birliğinevardıkları ortak bir ilkedir. Kim -müşriklerin yaptıkları gibi- bu ilkeyiçiğnerse bu iki alemden soyutlanmış, onların oluşturdukları ortak çerçevenindışına çıkmış olur. Ayetleri okumaya devam edelim:

“De ki: `Ben size ne zararverebilirim ve ne de fayda sağlayabilirim.”

Bu ayette de Peygamberimize kulluk ettiği vekendisine hiçbir ortak koşmadığı yüce Allah’ın yetkisinde olan konularda hiçbiriddiada bulunmaması, bu konulardan el çekmesi ve uzak durması emrediliyor.Zarar verebilme ve fayda dokundurabilme yetkisi sadece Allah’ın tekelindedir.Ayetin orjinalinde “zarar” sözcüğünün karşıtı olarak “hidayet”anlamına gelen “ruşd” kelimesi kullanılıyor. Aynı kelimenin cinlerin “Acabayeryüzündekiler için kötülük mü dileniyor, yoksa Rabbleri onlar hakkında iyilikmi diliyor bunu bilmiyoruz.” Biçiminde sözlerinde de kullanılmıştır.Görülüyor ki, bu iki söz arasında hem içerik hem de sözcükler bakımından büyükoranda uyum vardır. Hikâye ile o hikayeye ilişkin değerlendirme arasındaki buuyum, Kur’an’ın birçok yerinde gözetildiği, arandığı görülen bir ifadeözelliğidir.

Bu iki ayetle bir yandan fayda ve zararverecek güçte oldukları sanıla gelmiş olan cinler, öbür yandan Peygamberimizkenara çekiliyorlar. Sonuçta bu yetki bütünü ile yüce Allah’ın tekelindekalıyor. Böylece imana dayalı düşünce ve kesin, belirgin ve kayıtsız-şartsızsoyutlanma ilkesi üzerine oturarak tutarlılık kazanıyor. Devam ediyoruz:

“De ki: `Hiç kimse beni Allah’ınelinden kurtaramaz; ben O’nun dışında hiçbir sığınak bulamam.”

Bu söz peygamberlik ve Allah’a çağrıkonusunda kalbi ciddiyetle doldurup taşıran müthiş bir sözdür. Peygamber’e bubüyük gerçeği ilan etmesi ve şöyle demesi emrediliyor: Beni hiç kimse Allah’ınelinden kurtaramaz. O’nun dışında hiçbir himaye yeri, hiçbir sığınak bulamam.Tek çarem bu mesajı insanlara duyurmak, bu emaneti yerine getirmektir. Benimiçin tek sığınak, tek güvenilir kurtuluş yolu budur. iş, benim kendi işimdeğildir. Benim bu İşte duyurmaktan başka hiçbir fonksiyonum yoktur. Bu duyurmagörevini yerine getirmek benim için kaçınılmazdır. Çünkü benden bu göreviyapmamı istiyor. O’nun elinden beni hiç kimse kurtaramaz. O’nun dışında benikoruyacak hiçbir sığınak bulamam. Buna göre O’nun bana indirdiği mesajıduyurmak, bu görevi yerine getirmek, benim için tek kurtuluş yoludur.

Aman Allah’ım, bu ne korku, bu ne dehşet, bune ciddiyet!

Çağrının önderi olan Peygamberimizin gönüllügirişimi değildir sözkonusu olan. Sözkonusu olan yükümlülüktür. Ciddi ve kesinyükümlülük. Yerine getirilmesi kaçınılmaz bir yükümlülük. Çünkü arkasında yüceAllah var.

Hidayeti ve iyiliği sırtlayıp insanlarailetmenin sağlayacağı psikolojik haz değildir sözkonusu olan. Görev, nesavsaklanabilecek ne tereddütle karşılanabilecek olan yüce bir görevdir.

İşte çağrı görevinin niteliği böyle açıklığakavuşturuluyor, böyle belirleniyor. Bu iş bir yükümlülüktür, kaçınılmaz birgörevdir. Arkasında dehşet vardır, arkasında ciddiyet vardır, arkasında yüceleryücesi Allah vardır. Devam ediyoruz:

“Allah’a ve Peygamberebaşkaldıranları, içinde sürekli kalacakları cehennem ateşi bekliyor.

Onlar kendilerine yönelik tehditlerinsomut olarak gerçekleştiğini gördüklerinde hangi tarafın destek bakımındanzayıf ve sayıca az olduğunu anlayacaklardır.”

Duyurma görevinin kesin ciddiliğinin ortayakonuluşunu izleyen bu hem açık ve hem de kapalı tehdit ilâhi mesajı aldıktansonra, duyuru görevinin yerine getirilişinin arkasından başkaldıranlarayöneliktir.

O günün müşrikleri güçlerine ve sayısalüstünlüklerine sığınıyorlar, kendi güçlerini Peygamberimizin ve yanında bulunanaz sayıdaki Müslümanların güçleri ile karşılaştırarak karşı tarafa tepedenbakıyorlardı. Ama dünyada ya da ahirette kendilerine yönelik tehditlerin somutolarak gerçekleştiğini gördüklerinde “Hangi tarafın destek yönündenzayıf ve sayıca az olduğunu” hangi tarafın perişan, güçsüz, zavallı veyüzüstü bırakılmış olduğunu öğreneceklerdir.

Bu noktada eğer cinlerin sözlerine dönersekonların “Yeryüzünde Allah ile başedemeyeceğimizi ve O’ndan kaçıpkurtulamayacağımızı kesinlikle anladık” biçimindeki açıklamaları ileyüzyüze geliriz. Böylece hikaye ile hikayeye ilişkin değerlendirmenin uyuştuğunugörürüz. Hikayenin, değerlendirmeye zemin hazırladığını ve değerlendirmenin detam zamanında ve yerinde karşımıza çıktığını belirlemiş oluruz.

Bir sonraki ayette Peygamberimize gaypaleminden el çekmesi, sıyrılması emrediliyor. Okuyalım:

“De ki: `Size yöneltilen tehdit yakınmıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir vade mi belirlemiştir, bilmiyorum.”

Bu çağrı Peygamberimizin kendi işi değildir,özünde O’nun hiçbir rolü, hiçbir katkısı yoktur. O’na düşen sadeceyükümlülüğünü üstlenerek bu mesajı duyurmak ve böylece kendini güvenlikbölgesine çıkarabilmektir. Eğer ilahî mesajı duyurma görevini yerine getirmezsesözkonusu güvenlik bölgesine çıkamaz. Allah’a başkaldıranlara, O’nun mesajınıyalanlayanlara ne gibi tehditler yöneltildiği de Peygamberin yetkisidışındadır, O’nun bu konuda ne bir rolü vardır ne de bu tehditleringerçekleşeceği zamanı bilir. Yüce Allah bu isyancıların yakasına yakındayapışır mı, yoksa onlara uzun süreli bir mühlet mi tanır, O’nun bu konuda birbilgisi yoktur. Peygamberimizin bu bilgisizliği ve habersizliği dünya azabıiçin de ahiret azabı için de geçerlidir. Bunların her ikisi de sadece yüceAllah’ın bildiği “gayb” sırlarıdır. Peygamberimizin o alanda hiçbiryetkisi yoktur, ne zaman gerçekleşeceklerine ilişkin bir bilgisi de yoktur.Gayb aleminin bilgisi Allah’ın tekelindedir, bu alan yaratıklara kapalıdır.Devam ediyoruz:

“Gaybın bilgisi O’nun tekelindedir. Ogaybın sırlarını hiç kimseye açmaz.” Böylece Peygamber her türlü sıfattan soyutlanıyor, kendisine sadece“kulluk” sıfatı bırakılıyor. O Allah’ın kuludur. Bu en yüksekderecesi ile, en üstün rütbesi ile O’nun sıfatıdır. Böylece islam düşüncesi hertürlü kuşkudan, her türlü dış sızıntıdan arındırılıyor. Çünkü doğrudan doğruyabu dinin Peygamberine “De ki: `Size yöneltilen tehdit yakın mıdır, yoksaRabbim onun için uzun bir vade mi belirlemiştir, bilmiyorum. Gaybın bilgisiO’nun tekelindedir. O gaybın sırlarını hiç kimseye açmaz” demesiniemrediyor, Peygamber de bu gerçekleri ilan ediyor.

Bu kesin ilkenin bir tek istisnası var. O dayüce Allah’ın izni ile Peygamberlere verilen gayb bilgileridir. Onlara verilenbu bilgiler, ilâhî mesajı insanlara duyurmaya ilişkin görevlerini kolaylaştırmaamacı ile sınırlıdır. Her şeyden önce onlara vahiy yolu ile indirilen mesaj,gayb biliminin bir parçasıdır. Yüce Allah zamanı gelince bu bilgiyipeygamberlerine açıyor, miktarını belirliyor, bu mesajı insanlara duyururlarkenkendilerini gözetiyor ve denetliyor. Okuyacağımız ayetlerde yüce Allah,Peygamberimize bu gerçeği ilân etmesini emrediyor. Bu emrin dilisonderece ciddi ve dehşet uyandırıcıdır. Okuyalım:

“Bu sırları sadece seçtiğipeygamberlerine açar. Onların önlerinden ve arkalarından gözcüler, korucularkoyar.

Böylece onların, Rabblerinin mesajlarınıinsanlara duyurduklarını belirler. O; onların durumlarını ve tutumlarınıbilgisi ile kuşatmış, herşeyi bir bir saymıştır.” Yüce Allah, mesajını insanlara duyurmak üzere seçtiğipeygamberlere gayba ilişkin sırların bir bölümünü bildirir. Bu bilgiler“vahiy” diye adlandırdığımız ilâhî mesajı, bu mesajın konusunu,duyurma yöntemini, onu getiren melekleri, kaynağını, “Levh-iMahfuz”daki saklanışını, Peygamberin görevleri ile ilgili ve daha öncebilmedikleri diğer gayb sırlarını içerir.

Bu arada yüce Allah, gönderdiği bupeygamberleri sıkı gözetim ve denetim altında bulundurur. Bu gözetim ve denetimişini yapmak üzere başlarına gözcüler ve denetleyiciler diker. Bu görevlilerşeytanın dürtülerine ve ayartma girişimlerine karşı nefislerinin içgüdülerineve kışkırtmalarına karşı, görev ihtimaline yolaçabilecek insani zaaflarınakarşı, unutma ve sapma tehlikelerine karşı, kısacası insanoğlunda görülebilecekolan bütün yetersizliklere ve zayıflıklara karşı peygamberleri korurlar.

İlkayetteki “Onlarınönlerinden ve arkalarından gözcüler koyar” ifade gerçekten dehşetsaçıcıdır. Bu ifade Peygamberlerin büyük görevleri sırasında sıkı ve süreklibir denetim altında tutulduklarını somut biçimde dile getirir. Arkasından şucümle ile yüzyüze geliyoruz:

“Böylece onların, Rabblerininmesajlarını insanlara duyurduklarını belirler.”

Aslında yüce Allah, peygamberlerinin neleryaptıklarını bilir. Fakat amaç, onlarınduyurma görevlerini yapmaları vegörevin pratikte yerine getirildiğine ilişkin bilginin Allah’ın bilgisinebağlanmasıdır. Sonra da şöyle buyuruluyor:

“O, onların durumlarını vetutumlarını bilgisi ile kuşatmıştır.”

Peygamberlerin iç dünyalarında, hayatlarındave çevrelerinde olup biten bütün gelişmeler yüce Allah’ın bilgi alanıiçindedir, hiçbir gelişme bu alanın dışında kalmaz. Şimdi de surenin soncümlesini okuyoruz:

“O, herşeyi bir bir saymıştır.”

Onun bilgisi sadece peygamberlere ilişkingelişmelerle sınırlı değildir, tersine akla gelen ve gelmeyen herşeyi içerir,her şeyi tek tek saymış, hesaba getirmiştir. Tek tek saymak ve hesaba geçirmek,bilgi yolu ile kapsamanın en duyarlı biçimini ifade eder.

Deminden beri okuduklarımızı zihnimizdeyeniden canlandıralım: Peygamber sıkı bir gözetim ve denetim ablukasıaltındadır. Yüce Allah içinden geçen ve çevresinde olup biten herşeyibilmektedir. O bir emir kuludur. Görevini yapmaktan başka bir seçeneği yoktur.Görev yolunu izlerken ne nefsinin içgüdüleri ile ne insanî zaafları ile nekişisel arzuları ile ne sevgileri ve sempatileri başbaşa bırakılmamaktadır.Tersine son derece kesin bir ciddiliğin bilerek hiç sağa-sola bakmadan yolundailerlemektedir. Çevresini saran gözetim ve denetim ağının farkındadır. YüceAllah’ın üzerine dönük bilgi ve keşif projektöründe haberdardır.

Bu tablo bir yandan Peygamberlerin konumunayönelik ilgiye yoğunluk yüklerken öbür yandan da bu yüce görevi ürperticidehşet duygusunun odak noktası haline getirir.

Cinlerin çarpıcı, ürpertici, sarsıcı, uzun veayrıntılı konuşmaları ile başlayan sure, bu müthiş ve ürpertici mesajınsarsıntıları ile noktalanıyor. Sadece yirmi sekiz ayetten oluşan bu kısa surebirçok temel gerçeği dile getiriyor. Bu temel gerçekler Müslümanın inançsisteminin, dengele, tutarlı ve berrak düşünce yapısının tuğlalarıniteliğindedirler. Bu düşünce yapısı her türlü aşırılıktan uzak, bilgi edinmekanallarını insanın yüzüne kapamayan, bununla birlikte insanı masalların veasılsız kuruntuların peşinden koşturmayan, sağlıklı bir düşünce yapısıdır.

Kur’an’ı dinler-dinlemez hemen iman edencinler ne kadar doğru söylüyorlar:

“Biz harikulâde bir Kur’an dinledik. O doğru yola iletiyor. Hemen inandık ona.”

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Yorum Yaz