MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

NE KADAR GÜZEL MÜSLÜMANSIN ?

166 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
NE KADAR GÜZEL MÜSLÜMANSIN ?

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

NE KADAR GÜZEL MÜSLÜMANSIN ?

Hamd, gökleri yeri ve ikisi arasındakileri yaratan,belirli bir nizam ve intizam koyan, yarattıklarınahiçbir şekilde haksızlık etmeyen, göklerin yerin ve ikisi arasındakilerin tek ilahı, kayıtsız ve şartsızhâkimiyet sahibi,korkulması gereken tek varlık, Rahman, Rahim, Aziz, Cebbar, Kahhar olan Allah(c.c)’yamahsustur.

Salat ve Selam âlemlere rahmet olarak gönderilmiş, yaşayan Kur’an, Hatemu-l enbiya, ümit ve korkunun ölçüsünü yaşayarak anlatan, ulu önderimiz, başkomutanımız Hz.Muhammed (s.a.v)’e, onunâline,ashabına, ehli beytine, bugüne kadar yaşamış, bugün yaşamakta olan ve kıyamete kadar yaşayacak olan derdi Allah (c.c) ‘ın rızası,rehberi Kur’an, önderi Hz.Muhammed (s.a.v) olan bütün mümin, muvahhid, mucahid ve mucahide olan kulların üzerine olsun.Amin.

EbuHüreyre Radıyallahu anh’ den
Resul
üllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu,demiştir:
“İnsanın (dini ve dünyası bakımından) ihtiyaç duymadığı şeyleri(malayani) terketmesi onun Müslümanlığının güzelliklerindendir.”Tirmizi: 2318, İbni Mace: 3676

Allah(c.c.) bizlere müminlerin kurtuluşaereceğini ve müminlerin özelliklerinibildirirken şöyle buyurmaktadır;

Gerçektenmüminler kurtuluşa ermiştir.(Mu’minun-1.)

Onlarki, namazlarında huşûiçindedirler.(Mu’minun-2.)

Onlarki, boş veyararsız şeylerdenyüz çevirirler. (Mü’minûn-3.)

Hasan-ı Basrî (rh.) “Allâhü Teâlâ’nın bir kuldan rahmetiniuzaklaştırdığının alameti onu mâlâyânî ile meşgul kılmasıdır” demiştir.Mâlâyânî, konuşmada daha çok olur.

Hadis-i şerif’ten veAyet-i kerime’den anlaşılacağı üzere kişinin müslümanlığının güzelliğinin şartlarından bir tanesi boş ve yararsızişleri terketmesidir. Çünkü mü’minin kalbini boş şeylerden, oyun ve eğlenceden,gereksiz ve yakışıksız şeylerden alıkoyan uğraşları vardır. Allah’ı anmak,O’nun ululuğunu tasavvur etmek, O’nun iç ve dış alemde yeralan ayetlerinikavramaya çalışmak gibi uğraşları vardır. Evrensel sahnelerin herbiri, insanaklını bütünüyle kaplayacak niteliktedir. İnsanın düşüncesini uğraştıracak,vicdanını harekete geçirecek özelliktedir. Sonra, mü’minin kalbinin inancınyükümlülükleri gibi uğraşıları da var. Kalbi arındırmak, ruhu ve vicdanıtemizlemek gibi uğraşıları vardır. Hayat tarzında yerine getirmesi gerekensorumlulukları, imanın öngördüğü yüce hayat düzeyini koruma çabaları vardır. İyiliğiemretmek, kötülükten sakındırmak, toplumsal hayatı bozulmaktan ve sapıklıktankorumak gibi yükümlülükleri vardır. İnancını korumak, zafere ulaştırmak ve herzaman üstün tutmak için cihad etmek, düşmanların komplolarına karşı gece gündüzuyanık bulunmak gibi görevleri vardır… Bunlar hiçbir zaman bitmeyen, sonugelmeyen sorumluluklardır. Mü’min bunları görmezlikten gelemez, kendini bunlarakarşı sorumsuz sayamaz. Bunların hepsi de farzdır, ya farz-ı ayn ya da farz-ıkifayedir. Bütün bu görev ve yükümlülükler insanın tüm emeğini, tüm ömrünükaplayacak yeterliliktedir. İnsanın gücü, enerjisi sınırlıdır.. Bu güç veenerji ya insan hayatını iyileştiren, geliştirip kalkındıran bir yöndeharcanacak ya da gereksiz şeyler uğruna, boşu boşuna, oyun ve eğlence içinharcanacaktır. Oysa mü’min inancının gereği olarak bu enerjiyi yapıcı biramaçla dünyanın kalkınma ve ıslahı için harcamak zorundadır.

Bu durum mü’minin kimi zaman dinlenmeyeceği anlamına gelmez. Fakat bubaşka, gereksiz ve yakışıksız davranışlar, boş ve anlamsız hareketler başkadır.

Hz. Eşlem rahmetullahi aleyh diyor ki: Hz. Ömerbin Hattab radıyallahu anh’in gözü Hz. Ebû Bekr radıyallahu anh’a ilişti. Baktıki, o dilini tutmuş çekiyor. Hz. Ömer radıyallahu anh,

“Ey Allah’ın Rasûlü’nün Halifesi! Ne yapıyorsun?”dedi. Hz. Ebû Bekr radıyallahu anh,

“İşte bu dil beni, helak edici yerlere getirdi.Halbuki Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu; “Bedenin hiçbirazası yoktur ki, dilin keskinliğinden ve kötü konuşmasından şikayet etmesin.” (Beyhaki)

“Bir gün padişahın huzuruna bir adamgetirmişler…Adamın bir hüneri varmış. 10adım öteden fırlattığı ipliği, 10 adım ötedeki iğnenin deliğine geçiriyormuş.Bunu başarmak için tam 40 yıl çalışmış.Padişah; “göster bakalımhünerini” demiş…Adam iğneyi bir sehpaya saplamış, sonra 10 adım geriyegitmiş ve ipliği fırlatmış. İplik iğnenin deliğinden geçmiş…Padişah;“tekrarla, tesadüf olmasın yoksa” demiş.Adam tekrarlamış, yine tamisabet…Padişah ne kadar tekrarlattıysa, iplik yine hedefini bulmuş…Padişahvezirini çağırmış ve “şu adamı ödüllendirin” demiş…”100 altınverin 100 de sopa vurun”…Adam; “aman padişahım bu nasıl ödül?”demiş…Padişah da cevabını vermiş: ” 100 altın hünerin için,100 sopa daböyle lüzumsuz bir işe yıllarını harcadığın için…”

İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında gözetleyen, dediklerini zaptedenbir melek hazır bulunmasın. (Kaf-18.)

Bizler bugün -görülen beşeri bilgi alanımız içinde- atalarımızın akıllarınınucundan bile geçmeyen kayıt araçları tanıyoruz. Bu araçlar hareket ve seslerikaydetmektedir. Teyp kasetlerini, sinema ve video kasetlerini bunlara örnekolarak verebiliriz. Tabii bütün bunlar beşer olan bizlerin ellerinde olanaraçlardır. Kaldı ki, meleklerin kayıt yöntemlerini, bizim beşeri ve sınırlıdüşüncemizin ürünü olan belirli tescil yöntemi ile sınırlandırmamız için hiçbirneden olmaması haydi haydi gereklidir. Çünkü bizim beşeri tasavvurlarımız bizimiçin meçhul olan o alemden nihayet son derece uzakta bulunmaktadır. Biz oalemden ancak Allah’ın bizlere haber verdiği kadarını bilmekteyiz. Fazla değil.

Bu canlandırılan gerçeklerin ışığı altında yaşamak ve yapacağımız herharekete ve söyleyeceğimiz her söze karar verir vermez, yüce katında hiçbir şeyve kırıntının asla zayi olmadığı yüce Allah’ın huzurunda hesap defterimizde yeralsın diye, sağımızda ve solumuzda her hareket ve sözümüzü bir kaydedeninbulunduğunu hissederek yaşamak, yeter bize. Evet, bu korkunç gerçeğin ışığı altındayaşamamız yeter. Bizler nasıl olduğunu bilmesek bile bu bir gerçektir. Bugerçek herhangi bir şekle bürünmüş kendine göre şekli olan bir varlıktır. Bununvarlığını inkar etmeye imkan yoktur. Yüce Allah bu gerçeği bizlere habervermiştir ki ona göre hesabımızı yapalım diye, yoksa onun nasıl ve ne şekildeolduğunu öğrenmek için boşu boşuna enerjimizi harcayalım diye değil.

Doğrusu bu Kur’an’dan ve Kur’an’la ilgili gerçeklere dair Resulullah’ın-salât ve selâm üzerine olsun- eğitiminden yararlananların izledikleri yol buidi. Onların yolu hissetmek ve duyduklarını yaşamaktı.

İmam Ahmet der ki: “Bana Ebu Muaviye anlattı. Ona Leyskabilesinden Alkame oğlu Amr oğlu Muhammed anlatmış. Alkame’nin oğlu babasından,o da Alkame’nin dedesinden (kendi babasından) duymuş. Alkame’nin dedesi de Müzenkabilesinden Haris oğlu Bilal’den, Bilal de Resulullah’tan -salât ve selâmüzerine olsun- duymuş.

Resulullah der ki: “Şüphesiz bir kişi yüce Allah’ı hoşnut edecekbir kelime söylediği zaman bu kelimenin nereye ulaşacağını tahmin bile edemez.Yüce Allah o söz sayesinde o kişiye, kendisine hoşnud olarak kavuşacağınıyazar. Ve şüphesiz bir kişi de yüce Allah’ı öfkelendirecek bir kelime söylediğizaman onun nereye ulaşacağını tahmin edemez. Busöz nedeni ile, AllahTeala o kişiye kendisine öfkeli olarak kavuşacağını yazar:” İmam Ahmed’innakline göre Alkame dermiş ki: “Haris oğlu Bilal’in naklettiği bu hadisbenim nice sözlerime engel olmuştur.” (Hadisi Tirmizi, Nesai ve ibn MaceAmr oğlu Muhammed zinciri ile nakletmişlerdir. Tirmizi hadis için sahih ve hasendirdemiştir).

Hikaye edilir ki, İmam Ahmet ölüm anı yaklaşınca inlemekteyken,inlemenin yazıldığını duyar ve ruhu yüce Allah’ın hoşnutluğuna akana kadar birdaha inlemez, susar.

İşte o insanlar bu gerçekleri böyle alıyorlar ve bunlarla yakini(kesin) bir iman içinde yaşıyorlardı.

Öyleyse nefsinizi temize çıkarmayınız. Yüce Allah (c.c.) ihlas ile amel edeni, gizli ve açıkta Rabbinden korkanı bilir. (Necm-32.) ayetini yaşayanlardan olalıminşaALLAH.

Gayret bizden tevfik Allah (c.c.)’tan.

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Hamza KORKMAZTüm Yazıları
Yorum Yaz