MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

MALİK BİN DİNAR (RH.A)

205 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
MALİK BİN DİNAR (RH.A)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

 

Hamd âlemlerin Rabbi Rahman veRahim, ölüden diriyi- diriden ölüyü çıkartan, geleceğinde hiç şüphe bulunmayan gününsahibi, mümin kullarına merhametli, inkârcılara şiddetli, indirmiş olduğu Kur’anile bizlere izzet bahşeden ALLAH(CC) aittir

Salât ve selam âlemlere rahmetolarak gönderilen kendi döneminde ve kendisinden sonra var kılınanmükelleflerin ona(sas) itaatten başka kurtuluşunun mümkün olmadığı, bizler içinhayatının her alanında en güzel örnekler bulunan, önderimiz komutanımız Hz.Muhammed sas’e âline ashabına, bugünden önce yaşamış bugün yaşamakta olan vekıyamete kadar yaşayacak, tevhidi benimsemiş ve her alanda uygulamakta tereddütetmeyen mücahid müminlere selam olsun.

Geçmişinde asi olup sonrasında istikamet üzere yaşamakisteyen kimselere yaşantısıyla dersler veren bir alimin hayatından kesitlerpaylaşacağız İNŞAALLAH.

Malik bin dinar Meşhûr âlim ve velîlerden.Künyesi Ebû Yahyâ’dır. Doğum târihi kesin olarak bilinmemektedir. 131 (m. 748)senesinde Basra’da vefât etti. Babası bir rivâyete göre Sicistân diğer birrivâyete göre Kabil esîrlerindendi. Mâlik bin Dînâr (Rah) Enes bin Mâlik,Ahnef, Hasen-i Basrî, İbn’i Sîrîn, İkrime ve daha birçoklarından hadîs rivâyetetmiştir.

İlmi Hasen-i Basrîden ( radıyallahü anh ) öğrendi veO’nun sohbetinde kemâle geldi. Hattatlık yaparak geçimini temin ederdi.Gençliğindeki sefîh (kötü) hâline tövbe edip, dîne uyma hususunda son derecetitiz davranmış ve yükselmiştir. Duâsı kabûl olanlardandı. Kerâmetleri vemenkıbeleri meşhûr olan bu zâta, Mâlik-i Dînâr (Dînâr sahibi) da denilmiştir.Bu ismin verilmesinin sebebi şöyle rivayet edilmektedir Bir defasında gemiyebinmişti. Gemi ilerleyince gemici ondan ücret istemiş, o da parasınınolmadığını söyleyince, bayılıncaya kadar dövmüşlerdi. Ayılınca, ücretivermezsen seni denize atacağız diyerek tutup kaldırdıklarında, suyun yüzündebir çok balıkların ağızlarında birer dinar (altın) olduğu halde gördüler. Bununüzerine o, balıkların ağzından iki dinar alıp gemicilere vermiştir. Gemicilerbu hâli görünce onun veli bir kul olduğunu anlayarak özür dilemişler. O ise buhâdise üzerine gemiden inip, deniz üzerinde gözden kayboluncaya kadar yürüyüpgitmiştir.

Birgün Basra vâlisi Mâlik bin Dinar’a ( radıyallahü anh) der ki: “Ey Mâlik, bize karşı bu kadar ağır konuşabilmen için sana cesaretveren ve bizi mukâbele etmekten âciz bırakan şey nedir biliyor musun? Dünyayahiç değer vermemen ve bizden beklediğinin olmamasıdır.”

Mâlik bin Dînâr kira ile bir ev tutmuştu. Komşusu Yahudiidi. Bu evin güney tarafı yahudinin evinden yana idi. Yahudi yaptığı pisliği buduvara atarak devamlı kirletmeyi âdet haline getirmişti. Uzun bir zamangeçmesine rağmen bir şikâyet gelmediğine hayret eden Yahudi, Mâlik bin Dinar’agelerek, “Halâdan, pis kokudan rahatsız olup olmadığını sordu. Mâlik bin Dînârise rahatsız olduğunu, fakat yıkayıp temizlediğini bildirdi. Yahudi hayretiçinde bu sıkıntıya niçin katlandığını sorduğunda, cevaben; “Allahü teâlânınrızâsı için.” Çünkü o buyurdu ki: “Ve öfkelerini yutup insanları affedenler.”(Âl-i İmrân 134) Yahudi bunun üzerine “Ne iyi bir din ki, Allah’ın dostu,Allah’ın düşmanının verdiği eziyetlere katlanmakta, asla feryâd etmemekte,kimseye söyleyip şikâyet etmemektedir” diyerek müslüman oldu.

Kur’an ve hadis müstesnaiki şey de ahmaklıktır: Acaib görmeden gülmek, sormadan haber vermek. “Her kimdünyâya evlenme teklifinde bulunursa, dünyâ ondan nikâhının bedeli olarakdîninin tamamını ister.”

Mâlik b. Dînar rahmetullahi aleyh bir gün talebeleriyleotururken: “Ehl-i dünya tatların en güzelini tadamadan göçüp gitti” dedi. Sordular: Yâ Ebâ Yahyâ, nedir en büyük zevk? Buyurdu:Marifet-i ilâhî, yani Hakk’ı tanımak. O, Hakk’ı tanıma, marifetulah hakkında daşöyle buyururdu: “Köpeğin önüne altın ve gümüş konsa kıymetini bilmediği içiniltifat etmez. Ama kemik atılınca hemen o tarafa koşar. Hakk’tan gafil olanbeyinsizler de böyledir. Marifet-i ilâhinin tadını bilemedikleri için onarağbet etmezler.”

Bedbahtlık nişanesi beş şeydir. Biri gönül  katılığı, ikincisi, göz yaşarmaması, üçüncüsühayasızlık, dördüncüsü dünyayı sevmek, beşincisi dünya için candan endişe  eylemektir. Mü’min olanın gönlü haktankorkulu olur ve işe yaramaz sözden lisanını muhafaza eder ve o korku hasebiyleşehvet ateşini söndürür, dünya sevgisini içinden çıkarır. Her kim haktankorkarsa herkes ondan korkar. Kulun, Allah korkusu, Allah’ı bildiği kadardır.Ahiret mahrumluğuna razı olan dünyalığı toplasın, dursun. Dünyada güzelelbiseye ve tatlı yemeklere alışan tat bulamayacaktır. Alçak gönüllü olalım.Hak Teâlâ alçak gönüllü olanı sever. Üç şey gönlü öldürür: çok yemek, çokuyumak ve  çok  söylemek.

Mâlik b. Dînar rahmetullahi aleyh’in bir çocuklakarşılıklı olarak hikmetli konuşması meşhurdur. Mâlik (rh.) kendisi şöyleanlatır:

“Bir gün toprakla oynayan bir çocuğa rastladım. Bazengülüyor, bazen ağlıyordu. Önce ona selam vermek istedim fakat nefsim beniengelledi. Çocuktur anlamaz diyerek vazgeçtim. Sanki nefsim onu hor görüpaşağıladı. Kibir ve gururum, enâniyetim çocuğa selam vermeme mâni oldu. Budavranışın yanlış olduğunu anlayıp kendi kendime nefsime şöyle seslendim: “-Eynefis! Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz, büyük küçük ayırmaksızınherkese selam verirdi.” dedim ve çocuğa selam verdim. O da bana:  “ “Ve aleyküm selâm ve rahmetullahi veberekâtüh ey Mâlik b. Dînar!” diye ismimi söyleyerek hitab etti. Allah’ınselâmı, rahmeti ve bereketi senin de üzerine olsun ey Malik! diye karşılıkverdi çocuğa şöyle bir soru yönelttim: “Nefisle akıl arasındaki fark nedir?” Oda: “Nefis, seni bana ilk önce selam vermekten alıkoyandır. Akıl ise, seni bunateşvik edendir.” diye cevap verdi. Ona ikinci bir soru yönelterek: “Niçintoprakla oynuyorsun?” dedim. O da şöyle cevap verdi: “Biz toprakdan yaratıldıkve yine onun bağrına döneceğiz” dedi. Bu sefer ona şöyle dedim: “Peki! Ben senibazen gülerken, bazen de ağlarken görüyorum. Bunun sebebi nedir?” Çocuk şuibret dolu cevabı verdi: “Rabbimin azâbını hatırlayınca ağlar, rahmetinihatırlayınca gülerim.” Ona gülümseyerek: “Ey oğul, senin ne günahın var daağlıyorsun? Sen henüz mükellef bile değilsin.” dedim. O da bana: “ Ey Mâlik!Böyle söyleme. Çünkü ben ateş yakarken anneme bakıyorum. Görüyorum ki büyükodunları küçüklerle tutuşturuyor. Bundan ibret almak lazım.” dedi.

Belki de daha on yaşında olmasına rağmen verdiği cevabı okudukça anlamakta zorlanabiliyoruz. Daha da zor olanı sayısını herkesin kendisinin bildiği ilim sohbetleri ve sayısı bir o kadar da çok olan okuduğumuz kitapların fazlalığına rağmen aynı haşyeti ve hazzı yaşayamaktır. Aslında asıl hedef itaat ve ibadeti halisane olmak kaydıyla sadece Allah’a muradı üzere yapabilme olayıdır. Bu mana kaçırılarak, yapılanlar ne kadar çok olursa olsun yüz senede geçse hep zayıf ve yetersiz kalacaktır. Allah’u Teala kendisini tanıttığı şekilde tanıyabilmek için çalışan, muradı üzere kulluk eden ve Allah’ın değer verdiklerine değer verip, değer vermediklerine değer vermeyen kullarından eylesin İNŞAALLAH.

Selam ve dua ile

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

Eymen GÜÇLÜTüm Yazıları
Yorum Yaz