MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

KELİMELER VE KAVRAMLAR – 9) BELÂ-İMTİHAN

207 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
KELİMELER VE KAVRAMLAR – 9) BELÂ-İMTİHAN

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

BELÂ

Belâ; Anlam ve Mâhiyeti

Belâ’nınsözlük anlamı, denemek, yapmak, bitkin hale getirmek demektir. İmtihan içinbaşa gelen musibete de belâ denir. Elbisenin eskidiğini ifade etmek için de bukelime kullanılır. Denenmek veya bir sınamaya uğramak insanı yıprattığındandolayı ‘belâ’ kelimesiyle ifade edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de daha çokdenemek, sınamak, imtihan etmek anlamlarında kullanılmaktadır.

Aynı köktengelen ‘belaya’ Türkçedeki belâ ve musibet anlamına gelir.[1]

Terimanlamı; Gerek darlıkta ve gerekse genişlikte insanın denenip imtihana tâbitutulması, imtihan maksadıyla başa gelen musibet ve meşakkat bulunan olay demektir. 

Başagelen belâlar, musibetler birer deneme ve sınama olduğundan ve insanı çeşitlibiçimlerde eskitip yıprattığından dolayı, başa gelen olaylara “belâ” denmiştir.Bu bakımdan, dinin emirleri ve yasakları, çeşitli yönleriyle belâdır. Râgıpel-İsfahanî, bu yönlerin bazılarını şöyle belirtir:

1) Bazıları bedene zorluk verdiğinden,

2) İnsanların içindeki hayırlıları şerlilerden,temizleri kirlilerden, mü’minleri münafıklardan ayırmak için bir deneme, sınamavasıtası olduklarından. NitekimKur’an’da şöyle buyrulmaktadır:

“Sizdenmücâhidleri ve sabredenleri bilelim (ortaya çıkaralım) diye sizi deniyoruz.” (Muhammed: 47/31)

3) İnsanlar şükretsinler diye sevinçlerle venimetlerle, sabretsinler diye de zorluklarla denenirler. İnsanların bu şekildedenenmesi de “belâ”dır. Nitekim Hz. Ali (r.a.): “Kimin dünyası genişletilir de,bunun bir imtihan olduğunu bilmezse, o kişi akıldan yoksundur.” buyurmuştur. Yani, kişi başına gelen bolluğun da darlığın da Allah’tan birdeneme vasıtası olduğunu bilmeli ve ona göre davranmalıdır.[2]

Dininemirleri  bir bakıma ‘belâ’dır, yani sınamadır. Çünkü bazı dinî emirlerinsan bedenine zorluk verir, insanların iyilerinin ve kötülerinin ortayaçıkmasına sebep olur.  Şükredenler veya nankörlük edenler bununla belliolur. Zorluklara kim sabredecek, nimetlerin değerini ve sahibini kim bilecek?Bütün bunlar bir ‘belâ’dır/sınamadır.

İnsanlaraverilen nimetler bir deneme amacına yöneliktir.

“Yeryüzününzinetleri (süsleri) insanların denenmesi içindir.” (Hûd: 11/7)

Hayat veölüm, doğma ve yaşama birer sınamadır.[3]

Rabbimiz,herkese farklı şeyler, farklı nimetler, farklı yetenekler vermiştir. Her birinsan farklı bir imkâna sahiptir. Herkes kendine göre bir iş yapar veya mesleğiyerine getirir. Aralarında müslüman olanı vardır,  müslüman olmayanıvardır. Ancak Rabbimiz bütün insanları onlara verdiği nimet, kabiliyet veimkânlarla denemektedir.[4]

Allah(c.c.) verdiklerinin karşılığını kulluk ve şükür olarak ister. Her bir nimetin teşekkür borcu, her bir kabiliyetinsorumluluğu vardır. Rabbimiz kişilere ve toplumlara bazen sıkıntı verir, bazenmusibetler gönderir, bazen zorluklara ve darlıklara düşürebilir. Bununsebebi  onların akıllarını başlarına almalarını, yanlış yolda olanlarındüzelmelerini ve  isyan içerisinde olanların Allah’a itaate dönmelerinisağlamaktır. Bazen de müslüman kullarına sıkıntı, musibet veya zorluklar verir,onları sabırla dener. Böylece onların daha çok sevap kazanmasını, dereceyönünden daha çok yücelmesini sağlar.[5]

Rabbimizbütün insanları dener. Herkesin denenme şekli, imtihanı ve araçları farklıolabilir. İyi insanlar sabırla ve Allah’ın dinine yardımla; kötü insanlarhidayete, iyiliğe, Allah yoluna dâvetle sınanırlar. Başına ‘belâ’nın, yaniimtihanın nereden geldiğini anlayanlar onun gereğini yaparlar. Böyle birdenemenin karşısında mü’min olanlar sabreder, Rablerine tevekkül ahlâkıkuşanarak O’na teslim olurlar.[6]

Kur’ân-ı Kerim’de Belâ-İmtihan

Kur’ân-ıKerim’de “belâ” kelimesi çoğunlukla “denemek, sınamak” manalarındadır. Kur’an’da “belâ” kelimesi, türevleriyle birlikte 37 yerde geçmektedir. Çoğuâyette aynı anlamda kullanılan “fitne” kelimesi ise, türevleriyle birlikte 60yerde kullanılır. Kur’an’ın nazarında, hayat bir imtihan, daha doğrusu birimtihanlar silsilesidir. Semâvât ve arzın yaratılışının gayesinin de zateninsanın imtihana tâbi tutulması olduğu bildirilmektedir[7];ölüm ve hayatın yaratılışı da aynı gayeyi taşır.[8]  Cenneti  kazanabilmek  için, insanın  hayatı boyunca tâbi tutulacağı imtihanlarda cennete lâyıkolduğunu ispatlaması lâzımdır.[9] İmtihanlar, hakikaten iman edenler ile etmeyenleribirbirinden ayırır.[10]

Kur’an’da Belirtilen İmtihan Şekilleri: 

İmtihanbirçok şekilde olabilir. Bir fert ya da topluluk bollukla, yoksullukla veyasıkıntıyla[11]; belli bir varlıkla, nesneyle veya olayla[12]; hayatın ve malın-mülkün kaybıyla, kıtlıkla veaçlıkla, hastalık ve yaralarla, hasımların aşağılamasıyla[13] imtihan edilebilir. Azabın gecikmesi inkârcılarıdaha da şüpheye düşürür ve bu onlar için başka bir imtihan olur.[14]İnsanlar bir başka insan için imtihan olabilir. İnkâr edenler tarafındanişkence ve zulme uğratılan mü’minlerin imanı, şiddetli bir imtihana tâbitutulabilir[15]; bir kişinin ailesine duyduğu sevgi, onu Allah’ınemirlerini ihlâl etmeye sevkedebilir[16] ve iki topluluk arasındaki bir antlaşma ile ikitarafın samimiyet ve sadâkati imtihan edilebilir.[17] Kur’an,insanlar için bir imtihan haline gelen birkaç belirli olay sayar. Meselâ,altından bir buzağı yapmaları İsrâiloğulları için bir imtihan olmuş[18]; kıblenindeğiştirilmesi de imanı zayıflar için bir imtihan haline gelmiştir.[19] İnsan, sık sıkAllah tarafından imtihan edilir. Bu imtihanlar pek çok biçimde görünse de,hepsinin maksadı aynıdır: İmtihan insanı Allah’a yaklaştırıyor mu, yoksa O’ndanuzaklaştırıyor mu, bunu görmek.

Evrensel Bir İlke:

Kur’an’dananladığımıza göre, imtihan kuralı herkes için geçerlidir. Yani, bütün insanlarimtihan edilmektedir. İnsanın imtihana tâbi tutulması Allah’ın bir sünnetidir.Kötüler kadar iyiler de imtihan edilir. Peygamberler bile bu kurala istisnateşkil etmez. Meselâ Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmesi için emredildiği rüyaylaimtihan edildi[20]ve Hz. Yusuf, azizin karısının cinsî arzularıyla imtihan edildi.[21] İmtihanı başaranların imanı daha güçlenir,başaramayanlar ise sapkınlıklarında daha da ileri giderler.[22]

“O (öyleyüce Allah) ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü vehayatı yaratmıştır.” (Mülk:67/2)

“Biz,insanların hangisinin daha güzel amel işleyeceğini deneyelim diye yeryüzündekiher şeyi, dünyanın kendine mahsus bir zînet/süs yaptık.” (Kehf: 18/7)

“O,hanginizin amel bakımından daha güzel olduğu hususunda sizi imtihan etmek içinArş’ı su üzerinde iken gökleri ve yeri altı günde yaratandır.” (Hûd: 11/7)

“Hercanlı ölümü tadacaktır. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihanederiz. Ve siz, ancak Bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ: 21/35)

“İnsanlar,imtihandan geçirilmeden, sadece ‘iman ettik’ demeleriyle bırakılıvereceklerinimi sandılar? Andolsun ki, Biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir.Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortayakoyacaktır.” (Ankebut:29/2-3)

“Yoksa,Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadancennete gireceğinizi mi sandınız?”  (Âl-i İmran: 3/142)

“Andolsunki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye kadar ve haberleriniziaçıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.” (Muhammed: 47/31)

“(Eymü’minler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş kavimlerin başlarına gelenlersize de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlaraöylesine dokundu ve öyle sarsıldılar ki Peygamber ve onunla beraber imanedenler nihayet ‘Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?’ dediler. İşte o zaman(onlara), ‘Şüphesiz Allah’ın yardımı yakın’ (denildi).” (Bakara: 2/214)

“Andolsunki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz ve sizden öncekendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözlerişiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu,(yapılacak) işlerin en değerlisidir.” (Âl-i İmran: 3/186)

“Bilinizki, mallarınız ve çocuklarınız birer fitne/imtihan sebebidir. Büyük mükâfatAllah’ın katındadır.” (Enfâl:8/28)

“Siziyeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemekiçin, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur.” (Enâm: 6/165)

“Andolsunki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma(fakirlik) ile imtihan eder, deneriz. (Ey Peygamber!) Sen sabırlı davrananlarımüjdele. İşte o sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman ‘Biz Allah içinvarız ve biz sonunda O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara: 2/155-156)

 “Allah’ınizni olmaksızın hiçbir musibet, (hiç kimseye) isâbet etmez. Kim Allah’a imanederse, Allah onun kalbini hidâyete/doğruya yöneltir. Allah her şeyi bilendir.”(Teğâbün: 64/11)

“De ki: Eğer ölümden veyaöldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz! (Ecelinizgelmemiş ise,) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok değildir. De ki: Allahsize bir kötülük dilerse, O’na karşı sizi kim korur, ya da size rahmet dilerse(size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine Allah’tan başka ne bir dostbulurlar, ne de bir yardımcı.” (Ahzâb: 33/16-17)

“İnsan,Rabbi onu imtihan edip de ikramda bulunur ve bol nimet ve zenginlik verirse,‘Rabbim bana ikram etti’ der (kendisinin bu ikrama ve nimete lâyık olduğunudüşünür). Ama onu imtihan edip rızkını daraltırsa, ‘Rabbim bana ihanet etti’der (kendisinin buna lâyık olmadığını sanır).” (Fecr: 89/15-16)

“İnsanabir zarar dokunduğu zaman Bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan birnimet verdiğimiz vakit, ‘Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir’ der.Hayır! O bir imtihandır, fakat çokları bilmezler. Bunu onlardan öncekiler desöylemişti; ama kazandıkları şeyler, onlara fayda vermedi. Bunun içinişledikleri kötülükler, onları musibete uğrattı. Bunların içinde zulmedenlerinde işledikleri kötülükler, başlarına gelecektir. Bu hususta Allah’ı âcizbırakamazlar. Bilmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğindende kısar. Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için ibretler vardır.” (Zümer: 39/49-52)

“Allahbir kasabayı size örnek verir ki, o, korkudan emin ve sâkindi. Rızkı da,kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat bu kasaba halkı, Allah’ınnimetlerine karşı nankörlük etti de, Allah onlara, işledikleri kötülükleryüzünden açlık ve korku elbisesini giydirip acıları tattırdı.” (Nahl: 16/112)

Hadis-i Şeriflerde Belâ-İmtihan

“Sevabın çokluğu, belânınbüyüklüğüyle beraberdir. Allah, bir toplumu sevdiği zaman şüphesiz onları(sıkıntı, musibet ve belâlarla) imtihan eder. Artık kim bir (imtihan edildiğibelâ ve musibetlere) rızâ gösterirse, Allah’ın rızâsı (ve sevabı) o kimseyedir.Kim de (imtihan edildiği belâ ve musibetlere) öfkelenir (ilâhî hükme rızâgöstermez) ise, Allah’ın gazabı (ve azâbı) o kimseyedir.”[23]

“Mü’min kişinin benzeri, bir sapüzerinde biten taze ekin gibidir. Rüzgâr, ona hangi taraftan gelirse, onu eğer de yaprağı diğer tarafa döner,meyleder (fakat o, yıkılmaz). Rüzgâr sakinleştiğinde yine doğrulur. İşte mü’minkişi de böyledir. O da, belâ sebebiyle eğilir (fakat yıkılmaz). Haktan yüzçeviren kâfir kişinin benzeri ise, sert ve dimdik duran çam ve dağ servisigibidir. Nihayet Allah onu, dilediği zaman (bir seferde) kırar, devirir.”[24]

Sahabelerden Sa’d rivayetediyor: Dedim ki:

‘Ya Rasulallah, insanlarınbelâsı/imtihanı en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki:

“Peygamberler ve sonra da derecederece mü’minlerdir. Kişi, dini oranında belâgörür/imtihan edilir. Dini kuvvetli ve sağlam ise belâsı ağır olur. Dinindezayıflık söz konusu ise, dini kadar belâ görür/imtihana tâbi tutulur. Belâinsanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar peşini bırakmaz.”[25]

“İnsanların belâ/imtihanyönünden en şiddetlisi, en çok belâya mübtelâ olanları peygamberlerdir, sonrasâlihler, sonra da derece derece iyi hal sahibi diğer mü’minlerdir.”[26]

“Allah, sevdiği kavmi daha çokbelâya/sınava uğratır.”[27]

“Nefsim kudret elinde olanAllah’a yemin ederim ki O, bir mü’min için hayrına olmayan bir şeyle hükmetmez.Bu, ancak mü’minler içindir. Şayet mü’mine bir iyilik isâbet ederse o bunaşükreder ve kendisi için hayırlı olur. Şayet bir sıkıntı isâbet edersesabreder. Bu da kendisi için hayırlı olur.”[28]

“Yüce Allah buyuruyor ki:‘Mü’min bir kulumu bir hastalığa müptelâ ettiğim zaman Bana hamd ederseanasından doğduğu günkü gibi günahlarından temiz olarak yatağından kalkar. YüceAllah buyuruyor ki: ‘Ben kulumu bağladım, sınadım (şimdi ey meleklerim:) sağlamiken ona yazdığınız sevaplar gibi hastalık zamanı için de aynı sevaplarıyazın.”[29]

Sahâbelerden Abdullah diyorki:

‘Rasulullah’ın huzurunagirdim; Yâ Rasulallah, dedim, çok ateşin var.

“Evet dedi, “Ben sizden iki kişinin hastalığı kadar hastalanırım.” Ben:

‘Şu halde, senin için ecirvardır’ deyince buyurdu ki:

“Evet, aynen öyle. Hiçbirmüslüman yoktur ki, ona bir diken ve daha küçük bir şey de olsa eziyet verenbir şey isâbet etsin de, Allah o şeyi, ağacın yapraklarını dökmesi gibi, omüslümanın günahlarına keffâret kılarak günahları ondan dökmesin.”[30]

“Şüphesiz, dünya tatlıdır,yeşildir ve şüphesiz Allah, sizi dünyaya halife kılmıştır. Ama ne yapacaksınızdiye bakar. Bundan dolayı dünyadan korunun, kadınlardan da korunun! Çünkü Benîİsrâil’in ilk fitnesi kadınlardan idi.”[31]

“Allah, bir kulu sevdiği zamanonu dünyadan korur. Tıpkı sizden birinizin hastasını sudan korumaya devametmesi gibi.”[32]

Ebu Said el-Hudrî (r.a.)rivâyet ediyor:

“Rasulullah (s.a.s.)minbere oturdu, biz de etrafına hemen oturduk; buyurdu ki:

“Sizin hakkınızda enbüyük korkum; Benden (vefatımdan) sonra dünya hayatının debdebe, parıltı ve zînetlerininsize açılması ve sizin onlara gönlünüzü kaptırmanızdır.”[33]

“Allah’a yemin ederim ki,ben sizin fakirliğinizden korkmuyorum. Fakat, sizden önceki (ümmet)lere olduğugibi size dünya (zenginlikleri)nin açılmasından, böylece başkalarınınelindekilere özenip din yönünden ziyana uğramanızdan ve öncekileri dünyazînetlerinin helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum.”[34]

“Düşmanlakarşılaşmayı arzu etmeyiniz. Çünkü siz, düşman vasıtasıyla imtihan olduğunuzubilmelisiniz. Fakat, ‘onlara karşı bizi koru, onların zararlarını def et!’ diyedua ediniz.”[35]

“Düşmanlakarşılaşmayı arzu etmeyin. Allah’tan sağlık ve âfiyet isteyin, düşmanlakarşılaştığınız zaman da sabredin.”[36]

“Mü’mininkendini aşağılaması doğru değildir.” Denildi ki:

‘Mü’minkendini nasıl hakir düşürür (aşağılar)?’ Buyurdu ki:

“Gücününyetmediği belâya/imtihana hedef olur.”[37]

“Cennet zorluklarla; Cehennemise aşırı arzularla çevrilmiştir.”[38]

Habbâb İbnu’l-Eret (r.a.)anlatıyor:

“Rasulullah (s.a.s.)Kâbe’nin gölgesinde bir bürdeye yaslanmış otururken, gelip (müşriklerinyaptıklarından) şikâyette bulunduk:

“Bize yardım etmiyormusun, bize duâ etmiyor musun?” dedik. Şu cevabı verdi:

“Sizden önce öylelerivardı ki, kişi yakalanıyor, onun için hazırlanan çukura konuyor, sonragetirilen bir testere ile başının ortasından ikiye bölünüyordu. Bazısı vardı,demir taraklarla taranıyor, vücudunda sadece et ve kemik kalıyordu. Buyapılanlar onları dininden çeviremiyordu. Allah’a kasem olsun Allah bu dinitamamlayacaktır.  Öyle  ki,  bir  yolcu devesine  bindimi   San’a’dan  kalkıp  Hadramût’e   kadar gidecek, Allah’tan başka hiçbir şeydenkorkmayacak, koyunu için de sadece kurttan korkacak. Ancak siz aceleediyorsunuz.”[39]

“İki günü müsâvi/eşitgeçen aldanmıştır. Bu günü dününden kötü geçen kişi lânete uğramıştır. Kârdaolmayan kişi  ziyandadır.  Ziyanda  olan  kişi için  ise  ölüm  daha  hayırlıdır. Cenneti arzulayan,hayırlara koşar. Ateş azabından korkan haram şehvetleri terkeder. Ölümü gözetenkişiye dünya nimetleri önemsizleşir. Dünyayı âhiret gayesiyle yaşayan kişiye defelâketler basitleşir.”[40]

Peygamberlerin Denenmesi

Sahabelerden Sa’d rivayetediyor: Dedim ki:

‘Ya Rasulallah, insanlarınbelâsı/imtihanı en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki:

“Peygamberler ve sonra da derecederece mü’minlerdir. Kişi, dini oranında belâ görür/imtihan edilir…”[41]

İnsanlararasında en fazla belâya/denemeye peygamberler uğratıldılar. Allah yolunda hiçkimsenin dayanamayacağı eziyet ve sıkıntılarla karşılaştılar. Azgın düşmanlarla,anlamaz ve inatçı topluluklarla, hasetçi kişilerle yıllarca uğraşmak zorundakaldılar. Onlar bu denemeleri başararak daha büyük makamlara ulaştılar.

Rabbimizbazen sevdiği toplulukları da benzer denemelere tâbi tutar. Hz. Musa ve kavmi(İsrâiloğulları); Firavun’un baskı ve zulmüyle denenmişti. Firavun, zulmünü,baskısını ve sömürüsünü onların erkeklerini ve çocuklarını öldürmeye kadargötürmüştü. Şüphesiz bu ve Hz. Musa’nın onu tanrılık dâvâsından ve buzulümlerden vazgeçirme mücadelesi bir deneme idi.[42]

Allah(c.c.) Hz. İbrahim’i de birtakım kelimelerle denemişti.

“HaniRabbi, İbrahim’i bir takım denemelerden geçirmişti. O da bunları tam olarakyerine getirmişti. (O zaman Allah İbrahim’e:)  ‘Seni şüphesiz insanlaraimam (önder, kılavuz, nur) kılacağım’ demişti.  (İbrahim); ‘Ya soyumdanolanlar?’ deyince (Allah:) ‘Zâlimler benim ahdime erişemezler’ demişti.” (Bakara: 2/124)

Bilindiğigibi İbrahim (a.s.) ateşe atılmak, oğlunu kurban etmek, Kâbe’yi inşâ etmek gibisınamalardan geçirilmişti.

Süleyman(a.s.) kuşların mantığını (konuşmalarını) anlayabiliyor, cinleri, şeytanları verüzgârı emrinin altına alabiliyordu. Çok büyük bir mülkü ve dünyalık gücüvardı. Allah (c.c.) bütün bu nimetlerle onu denemişti. O da,  bu nimetlerekarşı aynen şöyle demişti:

“…Rabbim! Bana, ana ve babama verdiğin nimete sükretmemi ve râzı olacağın salihamelde bulunmamı bana ilham et ve beni rahmetinle sâlih kullarının arasınakat.” (Neml: 27/19)  

Kur’an,bir başka âyette, yine deneme anlamına gelen ‘fitne’ kelimesini kullanarak Hz.Süleyman’ın denendiğini ve tahtının üzerine bir ceset bırakıldığını söylüyor(Sâd: 38/34).[43]

Süleyman(a.s.) kendisine verilen nimetlerin tümüyle sınav olduğu şuurundadır ve bubilinç, örnek olarak gösterilmektedir:

“… Bu,dedi, şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzereRabbimin (verdiği) lutfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur,nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnîdir, çok kerem sahibidir.” (Neml: 27/40)

Mü’minlerin Sınanması:

Allah(cc) bütün müslümanları, onların arasında kendi yolunda sabırla cihad edenleri(kendi yolunda çalışıp-gayret edenleri) bilip ortaya çıkarıncaya kadar onlarıdenemeye tabi tutacaktır.[44]  Allah yolunda çalışma yalnızca kuru bir iddiaile değil; bizzat pratik faaliyetlerle olması gerekiyor.

Mü’minlerbazen zorluklar, felaket  çile ve sıkıntılarla karşılaşırlar. Vahyeinanmayanlardan incitici sözler işitirler. Bazen hakları ellerinden alınır,bazen alay edilirler. Kimi zaman ambargoya uğratılırlar, kendilerine yüzverilmez. Hatta işkenceye uğrarlar. Malları, rahatları ve hatta canları bilegidebilir. Bütün bunlar onlar için şer gibidir. Bazen de Allah (cc)müminlere  hayır yönünden nice şeyler nasib eder. Onlara dünyalıklar,imkanlar, rahatlıklar ve zaferler verebilir. Bütün bunların sebebi ‘belâ’ dır,yani denemedir.[45]

Allah(cc)’ın insanlar ve toplumlar için bir takım yasaklar ve sınırlar koyması, bazıhükümleri bildirmesi de bir imtihandır. Bakalım kim bu hükümlere uyacak? Kim buyasakları çiğnemeyecek?[46]Yeryüzünde süs ve geçimlik olarak yaratılan her şeyin yaratılış sebebi; hangiinsanın daha güzel amel işleyeceğini, daha güzel davranışta bulunacağınıdenemek içindir.[47]

Allah(cc), Hz. Muhammed’e (sav) Kur’an’ı hak olarak indirdi. Bundan dolayı O ve O’nun ümmeti insanlar arasında Allah’ın indirdiği ile hükmetmekdurumundadırlar. Bunu yaparken Peygambere gelen haktan sapanların hevalarına,istek ve tutkularına uymazlar. Allah (cc) dileseydi insanlar aynı dine inanantek bir ümmet olurlardı. İslâmdan başka din olmazdı. Ancak Allah (cc),insanlara gönderdiği Peygamberlerle ve ilâhí hükümlerle onları denemekistemektedir.[48]

İnsanların Denenmesi:

İnsanlararasında yetenek, bilgi, mal ve makam yönünden var olan farklılıkların sebebide yine ilâhí sınavın bir gereğidir. Allah (cc) insanlara verdiği bu gibiözelliklerle onları denemektedir.[49]

İnsanlaraemanet olarak verilen mallar ve canlar da birer deneme aracıdır. İnsan malınerede kazanıp nereye harcamaktadır? Yine kendisine emanet edilen canı neyinuğrunda geçirmektedir?[50]

Karmaşıkbir sudan yaratılan insan Allah (cc) tarafından devamlı denenmektedir. Hayatagelişin amacı da budur.[51]

Kur’an, nimet verilerek denemeye tabi tutulan nankör insanın yanlış tutumunu şu şekildesergiliyor:

“Fakatinsan, ne zaman onun Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir ikramdabulunsa, onu nimetlere koysa; ‘Rabbim bana ikramda bulundu’ der. Ama ne zamanonu deneyerek, rızkını kıssa, hemen der ki: ‘Rabbim bana ihanette bulundu’.” (Fecr:89/15-16)           

Mü’mininsan, nimetin azlığının, veya çokluğunun bir deneme olduğunun şuurundadır. Bu yüzden nimet bol olduğu zaman şımarmaz, malı ilekibirlenip yoldan çıkmaz. Ni’met az olduğu zaman da Allah’a şikâyette bulunmaz.O nankör değil, şükredici olmaya çalışır. Bilir ki, geçici olan dünya hayatıbir imtihan yurdudur. Bu hayatının devamını sağlayan her şey de birsınama/imtihan aracıdır.

Bu sınavınhikmetini anlayanlar ve gereğini yapanlar kazanacaklardır.[52]

Mü’minleringünlük normal ibadet, tâat ve amelleri yanında, zaman zaman ağır sıkıntı vemusibetlerle karşılaştıkları olur. Bu yeni durumlar ve olaylar karşısında onunetkisi ve tepkisi ölçülür, sabır ve tahammül gücü, kin, intikam, haset ve gururduyguları eğitilir. Mal, mülk, para, kadın, çocuk, kazalar, hastalıklar,yangın, sel, zelzele ve tabiî âfetler, insanoğlunun denenip sabrettiği vesonucu Allah’a havale ederek ağırbaşlılıkla  kabullendiği  takdirde mânevî dereceler kazandığı başlıca imtihan konularıdır. Ancak kimi zaman busıkıntı ve felâketler dünyada yapılan haksızlık, zulüm ve azgınlıklar yüzündenilâhî bir ceza olarak da ortaya çıkabilir.

Müslümanlar için sadace imanetmek yeterli değildir. İmanın kökleşmesi ve sağlamlaşması için mü’minlerçeşitli denemelerden geçirilirler.[53] Allah (c.c.) müslümanları,içlerinde kim kendi yolunda cihad ediyor,  bu  yolda  kimsabrediyor ortaya çıksın diye onları dener.[54]

Hz. Musa, kendisi Tûr dağındaiken kavminin altın buzağıya tapması üzerine onların içerisinden Allah’tan afdilemek üzere yetmiş kişi seçmişti. Onlarda gördüğü tereddüt üzerine Allah’adua etti ve bu olayın kendileri hakkında bir imtihan (deneme) olduğunu söyledi.[55] Ayrıca inkâr edenlerinmüslümanlara karşı tavırları bir fitnedir. Böylece müslümanların İslâm’abağlılıkları denenmiş olur.[56]

Mü’minlere yapılan bu azap veişkence onları dinlerinden döndürmeye yöneliktir. Mü’min böyle bir azaplaimtihan edilebilir. Tıpkı madenin kazanda kaynatılıp iyisinin kötüsünden ayırtedilmesi gibi, mü’min de dünyada eziyetlerle karşı karşıya getirilir. Böylecesamimi müslümanla gevşek müslüman ortaya çıkar. Bu konuda Kur’an şöylebuyurmaktadır:

“İnsanlardan öylesi vardır ki,‘Allah’a iman ettik’ der; fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların(kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah’ın azabıyla bir tutar. AmaRabbinden ‘bir yardım ve zafer’ gelirse, andolsun; ‘biz gerçekten sizlerlebirlikteydik’ demektedirler. Oysa Allah, âlemlerin sinelerinde olanı daha iyibilen değil midir?” (Ankebût: 29/10)

Allah’ın azabı şüphesizinsanlardan gelecek fitnelerden daha büyüktür. Mü’minler sürekli bir biçimde butür fitnelerle karşılaşacaklar. Bu denemeyi başaranlar, imanlarında samimiolanlar sonsuz mükâfatı kazanacaklar. Kur’an, mü’minlerin bu şekilde denemeyetabi tutulduklarını haber veriyor.[57]

Kâfir Toplumların İmtihanı

Allah’ın kâfir toplumları eziyetve sıkıntılarla denemesi, onlar hakkında sürekli bir kanundur. Belki budeneme/imtihan, küfür ve inatlarından vazgeçmelerini sağlar da Rablerinedönüverirler. Bu da olmazsa, onları sıkıntılarla, harp ve darplarla sınar. Sıkıntıların,onları böyle bir sınava çekmesi gibi, belki bu sınama da onları tevbeyesevkeder.

“Biz hangi ülkeye bir peygambergönderdiysek, onun halkının yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk vedarlıkla sıkmışızdır. Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik de(insanlar) çoğaldılar ve: ‘atalarımıza da darlık ve sevinç dokunmuştu’ dedilerve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.” (A’râf: 7/94-95)

Yani, peygamberlerini yalanlayantoplumlar hakkında Allah’ın kanunu (sünnetullah), canlarına, bedenlerine, rızıkve mallarına verdiği zâyiatla onları cezalandırmasıdır. Allah bunu yapıyor ki,kendisine boyun eğsinler. Çünkü şiddetli bir belânın, fıtratı ikaz etmesi veinatçıları yaratıcılarına yöneltmesi tabiidir. Böylece O’na boyun eğer, rahmetve afvını isterler.

Bunu da yapmayınca, Allah onlarıdenemek için verdiği rahatlık ve bollukla cezalandırır. “Sonra kötülüğüdeğiştirip yerine iyilik getirdik…” buyruluyor. Yani, şükredip tevbe veinkıyadla Rablerine dönsünler diye, onların sıkıntılarını rahata,hastalıklarını sıhhat ve âfiyete, fakirliklerini de zenginliğe çevirdik. Şükürve tevbe de yapmadılar. Ne bu, ne öteki; hiç biri onlar hakkında fayda vermedi.Üstelik, bize gelen sıkıntı ve darlık, sonra da genişlik, aynen geçmişteatalarımıza da dokundu. Demek ki, bazen sıkıntı, bazen de rahatlık, zamanın,doğanın bir kanunudur. Din ve amelimizden ötürü bize Allah’tan bir azap sözkonusu değildir, derler. Böylece kendileri hakkındaki Allah’ın emrineuymadılar, ibret ve öğüt almadılar. Darlık ve bollukla her iki haldeki imtihanıanlamaya yanaşmadılar. Neticede azabı hak ettiler. Allah ansızın yakaladık,diyor. Yani, onları ansızın, işin farkında değillerken azapla yakaladık,buyruluyor.

Allah, yine şöyle buyuruyor:

“Allahbir kasabayı size örnek verir ki, o, korkudan emin ve sâkindi. Rızkı da,kendisine her bir yandan bol bol geliyordu. Fakat bu kasaba halkı, Allah’ınnimetlerine karşı nankörlük etti de, Allah onlara, işledikleri kötülükleryüzünden açlık ve korku elbisesini giydirip acıları tattırdı.” (Nahl: 16/112)

“Sendenönce de ümmetlere elçiler gönderdik. (İnkârlarından dönüp Bize) boyuneğsinler/yalvarsınlar diye onları darlık ve çeşitli hastalıklarla yakalayıpcezalandırdık. Hiç olmazsa kendilerine böyle azabımız/baskınımız geldiği zamanyalvarsalardı! Fakat kalpleri (inatları yüzünden, iyice) katılaştı ve şeytan daonlara yaptıklarını süslü (câzip) gösterdi.” (En’âm: 6/42)

Yani onlara peygamberler gönderdikde yalanladılar. Biz de onları fakirlik ve hastalık gibi meşakkatlerleyakaladık ki, tevbe edip, Rablerine dönsünler. Yapmaları gerekeni, âfet ve belâhalinde bile yapmadılar.

Müslüman Cemaatin İmtihanı 

İmtihan, fert ve toplumlar içingeçerli olduğu gibi, Allah’a dâvet eden, emr-i bi’l ma’ruf yapan müslümancemaat için de geçerlidir. Allah yolunda cihadları esnasında mü’min bireylerinbaşlarına gelen belâ ve musibetler aynen müslüman cemaatin de başına gelir.Müslümanlar fert veya cemaat olarak, ellerinden mallarının cebren alınması,hapsedilmeleri, asılsız suçlamalarla işkencelere mâruz kalmaları türündeneziyetler görebilirler. Özellikle zamanımızda, bu konuda aleyhteki propagandaaraçları artmıştır. Hele bir de müslüman cemaatin hasmı; malı, nüfuzu veyetkisiyle etkili biri ise veya yöneticilerin kendileri cemaatin hasmı ise…Bu durumda müslüman cemaatin, hasımlarını istedikleri gibi, etkisiz halegetirebilmeleri için sabır ve takvâya sımsıkı sarılmaları gerekmektedir.

“Andolsunki, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz ve sizden öncekendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözlerişiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvâ gösterirseniz, muhakkak ki bu,(yapılacak) işlerin en değerlisidir.” (Âl-iİmran: 3/186)

Müslümancemaat bilmelidir ki, başına gelen her türlü imtihan, ilâhî dâveti kendisinedâvâ edinmiş müslüman cemaatleri  hazırlamada  geçerliliğini koruyan  Allah’ın  bir  kanunudur, yani sünnetullahtır. Bu zorluve meşakkatli imtihan, cemaat için büyük bir hayırdır; çünkü bu imtihansayesinde fertlerinin metânetli olanı zayıf olanından, iman dâvâsında dürüstolanı yalancı veya iki yüzlü olanından ayrılır.

“Allahmü’minleri (şu) üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir; temizi pistenayıracaktır. Ve Allah sizi gaybe vâkıf kılacak değildir…” (Âl-i İmran: 3/179)

Gaybe vâkıfolamadığımızdan, kimin münâfık, kimin samimi mü’min olduğunu anlamamız içinâfetler, sıkıntılar, musibetlerle imtihan oluruz ki münâfık mü’minden ayrılmışolsun.

Müslümancemaatin saflarını arındırmak; fert ve üyelerinin imanlarında sahtekâr,ikiyüzlü veya metânetsiz olanın bilinmesi; dürüst ve sağlam olanlarınınseçilmesi,  ancak cemaatin eziyet ve sıkıntılara mâruz kalması sonucundagerçekleşebilir. Sıkıntılar, dayanıklı ve tutarlı olanı olmayandan ayırdığıgibi, dürüst olanlarla olmayanların birbirine karışmalarını, aralarında biryanlışlık ve hatanın olmasını önler. Bu seçim/ayırım, müslüman cemaat içincidden zaruridir. Çünkü, cemaate birtakım insanlar katılır, cemaatin üyesigörünür. Bazen dürüst mü’min, bazen yalancı ikiyüzlü, bazen imanında metânetsahibi, bazen zayıf ve korkak, bazen de cemaate aşırı ve samimi mensubiyetarzeden tavırlarla dengesiz bir görünüm sergilerler. Yine, cemaatin gerçekmaksatlarına ters düşen istismar, parsa ve ganimet toplamak, fitne çıkarmak,casusluk ve başka sebeplerden dolayı da topluluğa katılmış olanlar daçıkabilir. İşte burada, gerçek cevherin, içine karışan metal parçalardanayrılması için ateşin gerekliliği gibi, cemaat üyelerinin iyi ve kötüsünüayırmak için de sıkıntı ve zorlukların olması zaruridir.

Müslümancemaatin denenmesindeki hikmet: Müslüman cemaatin sıkıntılarla denenmesisayesinde cemaat, gerçek gücünün ölçüsünü anlar. Cemaatin gücü, doğruluk, ihlâsve sebatı çeşitli sınavlardan geçerek belli olan üyelerin gücü ile doğruorantılıdır. Aslolan cemaatin üye sayısı değil; gerçek gücüdür.

Ni’met veya Külfetle Deneme

Belâ/fitne/imtihan, gerçek olanısahte olandan, iyi olanı kötü olandan, kirliyi temiz olandan ayırmak olduğunagöre, hayatın akışında olumlu ve olumsuz tarafıyla ortaya çıkabilir. Kur’an’ınişaret ettiği gibi insan bazen risk taşıyan, mal, mülk, evlat ve sağlık gibini’metlerle; bazen de yokluk, hastalık, şeytan ve düşman saldırısı gibişeylerle denemeye uğratılır. Bu bakımdan çekilen zorluk, mal, zulüm, kadın,çocuk, saptırma, azap, silahlı çatışma, kalbe gelen vesvese gibi şeylerin hepside fitnedir/imtihandır.

“Onlardan bazı zümrelerekendilerine denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözlerini dikme.Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.” (Tâhâ: 20/131)

Kur’an, insanın imandakisamimiyetini denemek için hayır ve şerr ile imtihan olunduğunu haber veriyor.[58] İnsan, hayatın geçicigüzellikleriyle de sınava çekilir.[59] Mal ve evlat insan için birfitnedir, deneme aracıdır.[60] Bol rızık ve verilen nimetler[61] birer fitne/imtihan olduğu gibi,başa gelen üzüntü ve kaderler[62], belâ ve musibetler de birer sınavdır.[63]

İnsanlardan bazılarına Allah’tangelen rızık, iman ve mağfiret gibi iyiliklerin sebebini bilmek mümkünolmayabilir. Allah (c.c.) bu şekilde insanları birbiriyle deniyor ve şükredenlerin belli olmasını istiyor.[64] Dinde iki yüzlü davranan münafıklarçeşitli olaylarla ibret almaları ve hatalarını terketmeleri için süreklidenenirler. Ancak onlar çoğu zaman bu fitnenin (denemenin) farkında olmazlar.[65] Allah (c.c.) doğru yola girenkimseler için rızkı bollaştırır. Bunun sebebi de onların şükredipşükretmeyeceklerini, takva sahibi olup olmayacaklarını denemektir.[66]

Hz. Musa’nın kavmi, firavunun vemeleinin, yani ileri gelen seçkinlerin kendilerini bir fitneye/imtihanadüşürmelerinden, fenalık yapmalarından korktukları için iman etmekte tereddütettiler. Onların içlerinden pek azı hariç Firavun’u desteklemeye devam ettiler.[67] Bugün de bu gerçekdeğişmemiştir. İnsanlardan pek çoğu İslâm’a gönül vermek, İslâm’ı hakkıylagünlük hayatında ve sosyal alanda yaşamak istemektedir. Ancak çağdaşfiravunların, firavun düzenlerinin, bu düzenleri sürdüren mele’ takımınınfitnelerinden, sıkıntı vermelerinden, haklarını ellerinden almalarından, kötüdamga vurmalarından korkmaktadırlar.

İnsanlardan bazıları gerçek birşekilde değil de iman-küfür sınırındaymışcasına ibadet eder. KendisineAllah’tan bir ‘hayr’ dokundumu, bununla sevinir. Ancak başına hikmetin gereğibir fitne (belâ veya deneme) geldiği zaman yüz üstü döner gider. Böyleleridünyayı da ahireti de kaybeder.[68]

Peygamber’in dâveti sıradan birinsanın daveti gibi değildir. Onun davetine uymamazlık edilemez, emrine karşıgelinemez.

“…Rasûlün emrine aykırıdavrananlar, kendilerine bir belânın (fitnenin) çarpmasından, yahut onlara acıbir azabın uğramasından sakınsınlar.” (Nûr: 24/63)

Dünya Ni’metleri İle İmtihan:

Allah’ın (c.c.) insanlara verdiğihem iyilikler, hem de kötülükler birer deneme (fitne) aracıdır.[69] İnsan ni’metlere karşı şükürle;zorluk, darlık ve belâlara karşı sabırla denenir. Fakat insan çoğu zamannankörlük yapar. Üstesinden gelemeyeceği bir sıkıntıyla karşılaşınca hemenRabbine yalvarır. Geniş bir ni’mete, mala ve zenginliğe kavuşunca dakibirlenir, malını kendi bilgisi ve kurnazlığıyla elde ettiğini zanneder. Böylebir tavra karşı Kur’an şu açıklamayı yapıyor:

“…Hayır o bir fitnedir(imtihandır), fakat çokları bunu bilmiyorlar.” (Zümer: 39/49)

Rabbimizin dünya ni’metlerini vedünyaya ait bütün göz kamaştırıcı güzellikleri insanların hizmetine sunması,bir deneme sebebidir. Ancak inanan kişi bu geçici güzelliklere ve zenginliklerealdanmamalı. Çünkü Allah’ın katında olan güzellikler, ya da iman edip salihamel işleyen kulları için hazırladıkları, daha çok ve daha kalıcıdır.[70]

Âfiyet ve iyiliklere karşıimtihan; belâ ve musibetlere karşı sabırdan daha güçtür. Para ile, zenginlikleimtihan; fakirlikle imtihandan daha zordur. Ashâb-ı kiramdan bazılarının şöylesöyledikleri rivayet edilir: “Sıkıntı ve güçlüklerle imtihan edildik,sabrettik; ama bolluk ve genişliğe müptelâ olduğumuzda, rahatla denendiğimizdesabredemedik.” Bu sözün Hz. Ömer’e ait olduğu da rivâyet edilir.[71]

Dünya ni’metlerinin belâ vefitne/deneme olarak nitelendirilmesi insan için eğitici bir hatırlatmadır. O,insanın iç kuvvetlerini geliştirir, dikkatini keskinleştirir, yaşadığırealitenin boyutlarını kavramasına yardımcı olmak üzere onu uyarır. Kur’an,varlığı âyetler (ibret ve işaretler) olarak değerlendirir ve ni’metleri bile bubağlamda fitne ve belâ, yani sınav olarak nitelendirir.

Mal ve Evlâtla İmtihan

İnsana emanet olarak verilenmallar ve çocuklar da onlar için bir fitnedir, belâdır, deneme ve sınamaaracıdır. Mala ve çocuğa olan tutku ve aşırı bağlılık; kişiyi Allah yolundan,O’na olan kulluktan alıkoyabilir. İnsan mal ve dünyalıklar peşinde koşarkenRabbine karşı görevlerini unutabilir. Hatta malla şımarabilir, kibirlenir vehaddi aşabilir. Malın helâlinden kazanılması ve yine helâl yollarda harcanması,mal üzerinde hakkı olanların haklarının verilmesi, İslâm’ın getirdiğiölçülerdir. Bu açıdan mal insan için denemedir. Çocuk sahibi olmak, onlarıfıtratlarına uygun olarak terbiye etmek, onları salih insan olarak yetiştirmekkişinin görevidir.

Mala ve çocuklara karşı olantutku, onları ve aileyi koruma ve kollama duygusu insanı bazen adalettenuzaklaştırabilir, haddi aşıp haksızlık yapmaya sürükleyebilir. Böyle yapmak dailâhî ölçülerden sapma sonucunu doğurur. Bu da insan için bir fitnedir.

“Ey iman edenler! Mallarınız veçocuklarınız birer fitnedir (imtihandır). Allah’a gelince; büyük mükâfat O’nunyanındadır.” (Enfâl: 8/28)[72]

Bugün mü’minlerin karşılaştıklarıbütün güçlükler ve ellerinde bulunan bütün ni’metler ve imkânlar birerfitne-deneme sebebidir. Günümüzde, eskiye oranla insanların ellerinde dahafazla imkân ve eşya var, insanlar, çokça şikâyet etmelerine rağmen eskiye göredaha fazla ni’metlere sahipler. Eskiden karşılaşılan pek çok zorluklar vedarlıklar giderek azaldı. İşte bütün bu imkânlar ve ni’metler hep imtihandır.Bazı müslümanların karşılaştıkları baskılar, işkenceler, zulümler, haksızlıklarda birer sınavdır. Müslüman ülkelerin zorbalar, diktatörler, tâğutlar, zâlimlerveya zulüm düzenleri tarafından ele geçirilmesi bir fitne/imtihandır. Onurlumü’minlerin bu zorbalarla ve zâlimlerle mücadele zorunda kalmaları kendilerihakkında bir sınav sebebidir. Özellikle modern toplumlarda ortaya çıkan vegiderek bütün dünyaya yayılan; şirk, ilhad, ahlâksızlık, sapıklık, sapmalar,isyan ve günah rüzgârları birer fitne, belâ ve imtihandır. 

Her bir müslüman; içindebulunduğu şarta, elindeki ni’mete ve karşılaştığı güçlüğe göre denemeye tâbitutulmaktadır. Müslümana düşen, varlık tablosundaki âyetlerden, oluşlardan vekarşılaştığı denemelerden ibret alması, Allah’tan gelen sınavı kazanmayaçalışması ve bizzat kendisinin fitnelere sebep olmamasıdır.

Fitne; Anlam ve Mâhiyeti

Belâ ilebazı âyetlerdeki kullanımıyla aynı anlamları paylaşan “fitne” kelimesi Kur’an-ıKerim’de 60 yerde geçmektedir. ‘Fitne’ kelimesinin aslı‘fetn’dir. ‘Fetn’ sözlükte, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin saflığınıanlamak için onları ateşte eritmek demektir. Fitne sözlükte, deneme ve imtihanatabi tutmak, sınamak, maddî ve manevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketleimtihan etme gibi anlamlara gelir.

Fitne kelimesinin bunlardanbaşka, küfr, azgınlık, sapıklık, günah, ayrılık, iç ihtilaf ve kargaşa, kavga,delilik, azap, musibet, aklını çelmek, gönlünü çalmak, kandırma (iğvâ),kışkırtma, nifak, ihtilaf, baştan çıkarma, birbirine düşme, çekişme, zulüm,baskı, karışıklık ve kalbin bir şeye fazla meyletmesi gibi manaları da vardır.Bu anlamlarıyla fitne, konumuz dışındadır.

İnanç uğruna belâ ve sıkıntılarauğrama anlamındaki fitne, olumsuz bir anlam taşımamaktadır. Bu gibi sıkıntılar,mü’min kişiyi kararlı kılar, iradesini güçlendirir, ahlâkını arındırır. Böylebir fitne, kişiyi ve toplumu dinî yönden geliştirir, onların hatalarınıgösterdiği gibi, din uğruna sabırlarını da ortaya koyar. Böylece Allah’ınvereceği karşılığı almalarına zemin hazırlar. Kur’an, insanların sürekli olarak‘fitne’ ile denendiklerini açıklar:

“İnsanlar, (yalnızca) ‘imanettik’ diyerek, fitneye uğratılmadan (denenmeden) bırakılacaklarını mısandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınamadan geçirdik (fitneye uğrattık);Allah, gerçekten doğruları da bilmekte, yalancıları da bilmektedir.” (Ankebût: 29/2-3)

Kur’an’da yaklaşık aynı anlamlaragelen belâ ve fitne kelimeleri aynı âyette de geçer:

“Her nefis ölümü tadıcıdır;Biz hayır ve şerle fitne olarak sizi belâya uğratıyoruz.” (Enbiyâ: 21/35).

Bu bağlamda ‘fitne’ ile ‘belâ’,aynı anlamdadır. Ne ki ‘fitne’nin kapsamı biraz daha geniştir. ‘Belâ’ yalnızcaAllah’tan geldiği halde, ‘fitne’ hem Allah’tan hem de kullardan gelebilir,insan kendisini olduğu kadar başkalarını da fitneye uğratabilir. ‘Fitne’kelimesinde azap, zorluk ve kötülük yönü daha fazladır.

‘Fitne’ öncelikli olarak birsınav yolu olduğuna göre, hem nimet sebebiyle, hem de zahmet ve perişanlıktandolayı olabilir. İnsan, karşılaştığı bütün değerlerle imtihana tâbitutulabilir. Nitekim Kur’an şöyle diyor:

“Biz sizi bir imtihan olarakhayır fitnesiyle de şer fitnesiyle de deniyoruz. Ve eninde sonunda Bizedöneceksiniz.” (Enbiyâ: 21/35)

Demek ki fitne/imtihan, birhikmete bağlı olarak bazen Allah’tan gelir, bazen de kulların bir hatasısebebiyle, meydana gelir. Böyle olunca da ‘fitne’, bizzat o fitneyi meydanagetiren için bir uyarı, bir düzelme veya aklını başına alma imkânıdır.[73]

İmtihan Bilinci

İmtihan: Kazanmakla kaybetmeyiaynı anda hatırlatan esrarlı bir kelime… İçinde hem ümidi saklıyor, hemkorkuyu. Lezzetle elem onda birbirine karışmış. İnsanı ne güldürüyor, neağlatıyor. Zevk ve sefa onu takip edecek, azap ve cefa ondan sonra gelecek.Bütün bu sayılanlar, aynı zamanda, dünya imtihanının da özellikleri değil mi?İnsan da bu dünyada imtihan olmuyor mu?

Bülûğa erinceye kadar, imtihanöncesi: Kâğıt-kalem hazırlama safhası. Bülûğa ermekle, insan imtihan kâğıdını,amel defterini doldurmaya başlar ve ölünceye kadar aralıksız kalem oynatır. Buimtihanın herkes için günün birinde sona ereceği mâlûm; ama kimin elindenkâğıdının ne zaman alınacağı belli değil. İmtihan denilince, insanın hatırınaçok şeyler geliyor. Bazılarını sıralayalım:

İmtihanda önemli olan çok yazmakdeğil, doğru yazmaktır. On kâğıt doldurup, “bir” alamayanlar da var, birkâğıtla “yüz” alanlar da. Öyle ise, uzun ömür, güzel şeylerden daha fazlayazmak için istenmeli. İmtihan salonunda en önde oturmak, elbiselerin engüzelini giyinmek, kalemlerin en kıymetlisini kullanmak neticeye zerre kadartesir etmez. Bunların hepsi câiz, ama hiçbiri vâcip değil. Vâcip olan, şartolan: Sorulara doğru cevap vermek.

Bahtiyarlık da, bedbahtlık daimtihan süresince belli olmaz. Âkıbetini bilmediğimiz kimsenin dünyevîimkânlarına heveslenmemiz doğru değil. İmtihan süresince kimseye müdâhaleedilmiyor. Dileyen dilediğini yazmakta serbest. Ama doğru yazmaya teşvik,yanlış için tehdit var. Her ikisi de adayların menfaatine.

Bu dünya imtihanının en önemlibir özelliği de, adaylara doğru cevapların önceden bildirilmiş olması. Öyledeğil mi? Neleri yapıp, nelerden sakınacağımızı hepimiz bilmiyor muyuz? Diğerimtihanların aksine bu imtihanda, başkalarıyla yardımlaşmamız serbestbırakılmış; hatta sevap kılınmış. Çalışkan bir öğrencinin yanına gidip,kâğıdına bakıp, biz de doğruyu yazabiliriz. Ve cevabımız kabul görür. Gerçekte,doğruda, hakta ve güzelde yardımlaşma serbest. Başkalarına yanlış cevapyazdırmak veya yanlışı taklit etmek yasak! Kim bu imtihanda kendisi kadar başkalarınınkazanması için de gayret gösterirse, ihsana mazhar oluyor. Öğrettiği kadar dakendi notuna ilâve ediliyor. Ve yaptığı bu işe büyük pâye veriliyor: Cihad!

Sadece kendini gözetmek makbuldeğil, beğenilmiyor. Bu kazanma ve kaybetme dâvâsı, dünya ticaretine hiç mi hiçbenzemiyor. Bu imtihanda bizler rakip firmalar değiliz. Komşumuzu ne kadarmethedersek, kazancımız o kadar bereketli olur. Kendimizi övdüğümüz nisbette dezarara düşeriz. Bu ticarette verenin malı artar, cimrilik edenin değil.Bildiğimizi başkalarına anlatınca kendi bilgimizi de perçinlemiş olmuyor muyuz?

Dünya imtihanında doğruyu yazmakkolay ve rahat. Zor olan, yanlış yazmak. Bu ise, bize büyük bir ilâhî lütuf.Aksi olsaydı, bizim için gerçekten çetin bir imtihan olurdu. Doğru söylemeninnefes almak kadar doğal ve kolay olduğunu hepimiz biliriz. Bir insan, günboyunca doğru söylese yorulmaz, ama her cümlesi yalan olmak şartıyla yarım saatkonuşmaya mecbur tutulsa perişan olur. Su içen, yüzünü buruşturmaz, ekşitmez;içki içenin ise yüzüne bakılmaz. Helâl kazanç ruhu rahat ettirir; haram isevicdana azap çektirir…

İlk bakışta bu imtihanı herkesinkazanacağı akla geliyor. Ama gel gör ki, insanların çoğu, yine de yanlış yolasapıyorlar. Bunun sebebini, akı kara, karayı ak gösteren iki aldatıcıda aramaklâzım: Nefis ve şeytan.

Dünyada imtihanlar çok çeşitli.Kimi servetinden imtihan oluyor, kimi servet düşmanlığından. Kimi sıhhatinden,kimi hastalığından… Kimi borçlu kalmaktan, kimi alacaklı olmaktan… Herkesimtihan olduğu içindir ki, gerçek manada, kimse rahat değil. “Dünyada rahatyoktur” hadis-i şerifi bir umman. Onun bir manası da şu olabilir:“İmtihanda rahat yoktur; çalışma ve gayret vardır, endişe ve ümit vardır,üzüntü ve sabır vardır…” 

Daha önce bu imtihan salonunazengin-fakir, işçi-işveren, âmir-memur, erkek-kadın, güçlü-zayıf nicelerigelmiş, bir süre oturmuş, kalkmış gitmişler. Şimdi sıra bu asrıninsanlarında.         

Hayatımız boyunca güzel bir şeyielde etmek için hep bir çaba ve emek sarf etmişizdir. Eğitim hayatımızıdüşünelim. O dönemden aklımızda en çok yer eden şeyler, büyük ihtimalle, sıksık karşılaştığımız sınavlardır. Bunların içinde en önemlisi, kuşkusuzüniversite sınavlarıdır. Çoğu genç, üniversite sınavını hayatının dönüm noktasıolarak tanımlar. Çünkü geleceklerini nasıl şekillendireceklerini bu birkaçsaatlik imtihanın sonucunda belirleyeceklerini düşünürler. Bu nedenle yıllarcaçalışır, uykusuz kalır, pek çok sosyal faaliyetten, tatil ve eğlenceden uzakdurup, kendilerini sadece derslerine verirler. Tek amaçları üniversiteyegirebilmektir. Bu amaca ulaşabilmek için büyük bir sabır ve kararlılıkgösterirler.

Günümüz Türkiye’sinde üniversitediplomasının ne kadar faydalı olup olmadığı bile düşünülmez. Çok yararlıolduğunu düşünsek bile, elde edilmek istenen yararların tümü geçicidir. Ama,bir de asla kaybolmayacak olan, asla tükenmeyecek güzelliklerin, sonsuzyararların bulunduğu ve insanın devamlı yaşayacağı gerçek bir hayat var. Bu,iman eden insanların dünya hayatında ulaşmak istedikleri her durumdan önemligördükleri âhiret hayatıdır. Çok az bir faydası olan ve yararının da geçiciolduğu üniversite sınavına gösterilen değer, nice müslüman tarafından âhiretsınavı için gösterilmiyorsa, bu sınavın kaybedilme ihtimalinin büyüklüğünü degösterir. Üniversite sınavına hazırlandığı gibi esas imtihana hazırlanan birmü’min, büyük ihtimalle cenneti garanti edecektir.

İnsanın sonsuz âhiret yurdunaulaşmak için denendiği yer “dünya hayatı”dır. İnsan, yeryüzündebulunduğu sürece âhirete yönelik bir sınav yaşamakta ve bu konuda gösterdiğiçabayla denenmektedir. Hayat, gerçekte Allah’ın bizleri sınamak ve eğitmek içinyarattığı geçici bir süredir. İnsan bu süre boyunca düşünmek, böylece Rabbinitanımak, O’nun hükümlerine uymak ve O’nun rızâsını aramakla sorumludur. Bununyanında bu imtihan hayatı boyunca başına gelen herşeye en güzeliyle karşılıkvermek, sabretmek ve güzel ahlâk göstermekle yükümlüdür. Başına gelen herşeyin, Rabbinden gelen bir deneme olduğunu bilmek, bunlardan zevk almak,karşılaştığı her olayı neşe ve şevkle karşılamak ise, dünyadaki imtihanınmü’minlere has olan bir sırrıdır. Bu sırrı kavrayan ve tüm yaşamınıdenendiğinin bilincinde geçiren insanlar, asla son bulmayacak ve tükenmeyecekolan bir kazanç sağlayacaklardır.

Dinden uzak insanların en büyük yanılgıları,bu dünyadaki hayatın geçici olduğunu unutmaları ve aslında bir imtihandangeçirilmekte olduklarının bilincinde olmamalarıdır. Dünyada böyle bir gafletiçinde yaşayan insanları etkileyebilecek, akıllarını çelebilecek pek çokgüzellik ve süs vardır. Âhiretin unutulduğu toplumlarda insanlar, doğduklarıandan itibaren kendilerine süslü görünen bu değerleri elde etme hırsınakapılırlar. Allah, insanları dünyaya hırsla bağlayan bu süsleri şöyle belirtir:

“Kadınlara, oğullara, kantarkantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlereduyulan tutkulu şehvet, insanlara süslü ve çekici kılındı. Bunlar, dünyahayatının metâıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. De ki:‘Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Korkup sakınanlar için Rablerininkatında, içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemizeşler ve Allah’ın rızâsı vardır. Allah, kulları hakkıyla görendir.” (Âl-i İmran: 3/14-15)

Allah bütün insanları dener; enbüyük rasüllerden avam tabakasındaki her insana kadar herkes denenir. Budenemeler aslında, gördüğü derslerden imtihana tâbi tutulan öğrencinin durumugibidir. İmtihanı başarırsa bir üst sınıfa geçer, başaramazsa kalır. Allah’ınKur’an okuluna girememiş, “mekteb-i İslâm”a kayıt olamamış insanlar, bu okulugörsünler diye çok çeşitli   şekillerde  denenirler;   kıtlıkla   denenirler,  bollukla    denenirler,    zaferle  denenirler, yenilgiyle denenirler. Ama durumlarını değiştirmeyip küfür venifaklarında ısrar ederlerse “üzerlerine göklerin kapısı açılır”, iyice azıptuğyanda bulunurlar ve sonunda ya bütün azabı âhirette görmek üzere cehennemeyuvarlanırlar, ya da dünyada iken cezalarını görürler. Bu ceza, yerden vegökten gelebileceği gibi, başka insanların eliyle de olabilir; kendi aralarındafitneler şeklinde de olabilir. Öte yandan, mü’minler de bir üst sınıfa geçmek,imanlarının sağlamlığının açığa çıkması, imanlarının derecelerinin belirlenmesiiçin denenirler. Onlar da ya kaybedip –Allah korusun- nifaka, fıska veya küfredönerler, ya da imanları daha bir güçlenir ve derecealırlar.       

Âhiret hayatının dehşet vericikorkuları ve azapları, ümitleri ve nimetleri, bize pek çok uzaktaymış gibigörünüyor. Oysa ki hayat takviminin son yaprağı her andüşebilir. Hayat filminin çekimi, her an bitebilir. Evet, hayatımız filmealınıyor, sözlerimiz tesbit olunuyor. Aktörlüğünü ve seslendirmesini yaptığımızhayat filminin çekimi, tescil işlemi melekler tarafından yapılıyor. Mânevîobjektifler yalnız umumî görüntümüzü değil; irâdemiz altında organlarımızdansâdır olan her ameli, ayrı ayrı ve yakın çekimle tesbit ediyorlar. Sözlerimizvazifeli melekler tarafından kayda alınıyor.

Bu hayat filmi; çekimzamanları ve mekânları belirlenmiş, resimleri, söyleniş anları ve gayeleriişaretli olarak, satırlanmış sözleri ile bir amel kitabı olarak bizleresunulacak. Rabbimiz öyle buyuruyor:

“İşte bu, aleyhinize gerçeğidile getirecek (hazırlattığımız amel) kitabımızdır. Zira Biz, neler yapıyoridiyseniz (meleklerimize) görüntülerini aldırtıyor; tescilleriniyaptırıyorduk.” (Câsiye: 45/29)

“Sizin üzerinizde hakikibekçiler, (amel ve hareketlerinizi her an gözeten Allah katında) çok şerefliyazıcı melekler vardır. Onlar ne yapıyorsanız onu bilirler.” (İnfitâr: 82/10-11)

İnsan, melekler tarafındanhazırlanan bu amel dosyasıyla Mevlâmız’ın huzuruna çıkacak, kitaplaşan hayatfilmi; amel dosyası bizzat kişiye izlettirilecek ve okutturulacak.[74]

Ölümle birlikte, imtihan sonaerecek, hesap günü herkes karnesini alacak:

“Artık amel kitabı ortayakonmuştur. Günahkârları onun içindeki (görüntülerden ve kayıt)lardan ötürükorkuya düşmüş görürsün. ‘Eyvah bize!’ derler. ‘Nedir bu kitaptaki (görüntülerve tesbit)ler? Küçük büyük her bir ameli ayrıntılarıyla ortaya koymuş.’ Onlarbütün yaptıklarını amel kitaplarında hazır bulmuşlardır. (Ey Peygamber!) SeninRabbin hiçbir insana zulmetmez.” (Kehf: 18/49)

Melekler tarafından ilâhîobjektifler altında ve mikrofonlar önünde hayatımız filme alınıyor. RolünüKur’an ve Sünnet ölçülerine göre yapabilenlere müjdeler olsun! Çünkü onlar içinölüm, ilâhî bir hediye ve ebedî hayatın mutlu bir başlangıcı olacaktır.

Kullarını İmtihan Konusunda Tasarruf Yalnız Allah’ındır

Kulunu imtihan konusunda daAllah tek olup, bu hususta da O’na kimse ortak olamadığı gibi, bu imtihanınyeri, zamanı, şekli, zorluğu ve çeşidini tâyin konusunda da O’nun ortağıyoktur. İmtihanın ve kulunu denediği sıkıntının çeşidini, yapısını, yerini vesüresini sadece O düzenler. Kulun, nerede olursa olsun, bu imtihana, sınavınkonu ve ayrıntılarına karşı çıkması câiz değildir. Böyle bir durum müslümandagörülürse, imanıyla  çelişir,  hatta  dinden  çıkmasınasebep olabilir. Nasıl ki bir öğrenci, imtihanın şekli, yeri, zamanı ve süresikonusunda sınav yapan yetkiliye veya öğretmenine baskı yapamaz, karşıkoyamazsa, kulun Rabbine karşı bunları yapması hiç düşünülemez. Müslümanadüşen, imtihanının hafif geçmesi ve başarması için Allah’a dua etmesi,başaramayacağı veya ezileceği zor sınavlardan, fitne ve sıkıntılardan, onlarınşerlerinden Allah’a sığınmasıdır.

Buhâri ve Müslim’in rivayetettikleri şu hadis, bu kabilden bir duâdır:

“Allah’ım! Tembellikten,ihtiyarlıktan, günah işlemekten, borç altında kalmaktan, kabir fitnesinden veazabından, zenginlik fitnesinin şerrinden ve yalancı Mesih Deccal’ınfitnesinden Sana sığınırım.”[75]

Bir âyette de bu konudaki duaörneği olarak şöyle buyruluyor:

“Rabbimiz! Bizi,kâfirler/inkâr edenler için bir fitne/İmtihan kılma (onları bizim başımızamusallat etme), bizi bağışla! Ey Rabbimiz! Yegâne gâlip ve hikmet sahibi ancakSensin.” (Mümtehine: 60/5)

Belâ/İmtihan Hakkında Temel Prensipler

Belâlarla imtihan hakkında İbnKayyim el-Cevziyye, şu prensipleri sayar:

1- Mü’mine isâbet eden belâ,kâfire isâbet eden belâdan daha hafiftir. Mü’mine isâbet eden şerler, sıkıntılar ve ezâların tamamı kâfirlere isâbetedenlerin çok aşağısındadır. Olaylar da bunlara şâhiddir. Aynı şekilde budünyada iyi insanların başına gelen belâlar, çoğu kez günahkâr, fâsık vezâlimlerin başına gelenlerden daha azdır.

“(Bedir’de) İki katını(düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musîbet, (Uhud’da) kendi başınızagelince, ‘Bu nasıl oluyor?’ dediniz ha! De ki: O, kendi kusurunuzdandır.Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Âl-i İmran: 3/165)

2- Mü’minin karşılaştığıbelâlar, Allah’ın rızâsına ve O’nun affına ulaşma amacına yöneliktir. Allah’ın rızâsını kaybettiklerinde, mü’minlerinsabra ve O’nun affına yönelmeleri gerekir. Böylece belâların ağırlığı vesıkıntısı üzerlerinden kalkar. Sabır ve af dileyerek karşılığını ödediklerindeüzerlerindeki meşakkatin zorluğu gider. Kâfirlerde ise ne rızâ amacı vene de af ümidi vardır. Sabrederlerse ancak hayvanlar gibi sabrederler. AllahTeâlâ onların bu hallerine şöyle dikkat çekmiştir:

“Düşmanınız olan kavmiarayıp takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Şayet siz acı çekiyorsanız, aynışekilde onlar da acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan onların ümit edemedilerişeyleri umuyorsunuz.” (Nisâ: 4/104)

Onlar, mü’minlerle elem çekmekhususunda birleşiyorlar. Mü’minler ise onlardan, Allah Teâlâ’dan af ve yakınlıkümitleriyle ayrılıyorlar.

3- Âkıbet (istikbâl) müttakîler(Allah’tan hakkıyla korkanlar) içindir. Mü’min, Allah yolunda ezâ gördüğü zaman itaati, ihlâsı ve kalbinde bulunanimanî gerçekler oranında üzerindeki yükü kaldırır. Bu yük, ondan başka hiç birkimsenin çekemeyeceği kadar şiddetlidir. Bunlar, Allah’ın mü’min kulundanbelâları def etmesidir. Allah böylece ondan birçok belâları giderir.Kaçınılması mümkün olmayan ağırlık, sıkıntı, meşakkat ve bunlarla beraber gelendiğer dertlerin de ağırlıklarını ondan giderir.

4- Yüce sevgili uğrunda çekilençilenin tadı hiç bir şeyde yoktur. Sevgi kalpte yerleşip oradaderinleşince, sevenin sevdiği uğrunda çektiği sıkıntılar dert olmaktan ziyadetat verir. O yüce zâtı sevmek, O’nun rahmet ve ihsânını ummak, O’nun lutfukadar kahrının da hoş olduğu anlayışına götürür. Mevlâ görelim neyler, neylersegüzel eyler dedirtir.

5- Günahın verdiği alçaklık,imanın verdiği sıkıntıdan daha şiddetlidir. Mü’minin ulaşamayıp, kâfirin, fâcirin ve münâfığın ulaştığı ün, zafer veüstünlükler oldukça çok olabilir. Fakat bunlar, görünüşleri aksine bile olsaiçlerinde büyük bir alçaklık ve âdilik gizlerler. Allah kendisine isyan edenihakir düşürmekten çekinmez.

6- İmtihan, zaferin tamamlanmasıiçindir. Mü’minin belâlarla imtihanı, onu içinde kaldığıtakdirde helâk olacağı ve ecrinin azalacağı hastalıklardan kurtaracak olan birilâçtır. Belâ ve sıkıntılarla imtihan, onu bu hastalıklardan kurtarır,mükâfatının tamamlanmasını, derecesinin yükselmesini sağlar. Bilindiği gibimü’min için bu imtihanın varlığı yokluğundan daha hayırlıdır. Rasulullah(s.a.s.) de şöyle buyurmuştur:

“Nefsim kudret elinde olanAllah’a yemin ederim ki O, bir mü’min için hayrına olmayan bir şeyle hükmetmez.Bu, ancak mü’minler içindir. Şayet mü’mine bir iyilik isâbet ederse o bunaşükreder ve kendisi için hayırlı olur. Şayet bir sıkıntı isâbet edersesabreder. Bu da kendisi için hayırlı olur.”

Bu imtihanlar ve belâlarlasınanmalar zaferi, şerefi ve âfiyeti tamamlamak içindir. Bu sebeple insanlardanen çok sıkıntıyla karşılaşanlar peygamberlerdir. Sonra derece olarak onlarayakın olanlar gelir. Kişi dinine sahip çıktığı oranda belâlarla sınanır. Şayetimanı sağlamsa başına gelecek olan belâlar şiddetlenir; imanı azsa belâlarhafifler. Hiçbir hata yapmasa bile yeryüzünde yaşadığı müddetçe mü’mininbelâlarla sınanması son bulmaz.

7- Belâlarla imtihan zarûrî birşeydir. Bu dünyada mü’minin başına gelen belâlardüşmanlarının kendisine saldırması, ona galebe çalması ve ara sıra onu zelildüşürmeleri gerekli bir iştir. Ondan kaçınmak mümkün değildir. Bunlar, şiddetlihastalıklar, sıcaklar, sıkıntılar ve kederler gibidir. Bunlar tabiat için veinsanın bu dünyada gelişimini tamamlaması için gerekli bir iştir. Bu, insanlariçin olduğu gibi çocuklar ve hayvanlar için de gerekli bir iştir. Bunlar,hikmet sahiplerinin en hikmetlisi olan Allah Teâlâ’nın hikmeti gereğidir. Şayetbu dünyada hayır şerden,fayda zarardan ve lezzet elemden ayrılsaydı budünya başka bir âlem olur; bu hayat, başka bir hayat olurdu. Hayırla şerrin,elemle lezzetin, faydayla zararın arasını birleştiren ilâhî hikmet zâyi olurdu.Birinin ötekisinden ayrılması ve âhirette herkesin yerini bulması mümkünolmazdı. Allah bu konuda şöyle buyurur:

“Allah temizi murdardan/pisliktenayırır. Sonra murdarları/kirlileri birbiri üstüne yığar. Ve hepsini birdencehenneme atar. İşte onlar, hüsrâna uğrayanlardır.” (Enfâl: 8/37)    

8- Belâlarla imtihanınhikmetleri: Mü’minin zaman zaman düşmantarafından mağlup edilip ezilip kırılarak imtihan edilmesinde çok büyükhikmetler vardır. Bunları tafsilâtlı bir şekilde Allah’tan başka kimse bilemez.Bunlardan birincisi; Allah’a karşı olan kulluklarının, O’nun huzurundaâcizliklerinin, O’na muhtaç oluşlarının ve düşmanlarına karşı O’ndan yardımdilemek zorunda olduklarının ortaya çıkması içindir. Eğer daima düşmanlarınakarşı muzaffer olup onları yenseler, şımararak hakkı inkâr ederlerdi. Yok eğersürekli ezilseler, mağlup olsalar din ayakta duramaz, hakkı ikame edecek olanbir devlet (İslâm devleti) kurulamazdı. Allah hikmetiyle onların bazen galipbazen de mağlup olmalarını uygun gördü.

Yenildiklerinde Rablerineyalvarıp O’na sığınsınlar, O’na boyun eğsinler ve O’na tevbe etsinler,yendiklerinde ise O’nun dinini, prensiplerini yerine getirsinler, iyiliğiemredip kötülüklerden sakındırsınlar, O’nun düşmanlarıyla cihad etsinler vedostlarına yardım etsinler diye. Diğer bir hikmet de şudur: Şayet daimamuzaffer, galip ve üstün olsalardı aralarına amacı din ve peygambere uymakolmayan çok sayıda kişiler de girerdi. Şerefleri ve üstünlükleri sebebiylemüslümanların yanına üşüşürlerdi. Daima yeniliyor ve eziliyor olsalardı,bunlardan hiç birisi onların yanına girmezdi. Allah hikmetiyle, üstünlüğü bazenonlara bazen de düşmanlarına verdi. Böylece Allah’ı isteyenle, muradı buolmayıp yalnızca dünya malını ve makamı isteyenleri birbirinden ayırmış oldu.

Hikmetlerden birisi de; Allah’ınkullarının sıkıntı ve bollukta, âfiyet ve belâ halinde, galip ve mağlupolduklarında kulluklarını tam yapmalarını sevmesidir. Her iki halde de Allah’ınkulları üzerinde ilâhlık hakkı vardır. Kulluk, sadece biriyle tamamlanmaz, kalpbirisi olmaksızın doğrulanmış olmaz. Tıpkı beden gibi ki, o da sıcaksızsoğuksuz, açlık ve susuzluk olmaksızın, yorgunluk ve sıkıntı olmadan edemez.Her iyi ile birlikte onun zıddının da bulunması şarttır. İnsanın olgunlaşmasıve istenilen doğru yola ulaşabilmesi için bu belâlar ve sıkıntılar şarttır.

Bir başka hikmet de, mü’minlerindüşmanlarının galebesiyle imtihan edilmeleri, onları tevbeye ve samimiyetesevkeder. Onların ahlâklarını güzelleştirir.

“Gevşemeyin, üzülmeyin; eğergerçekten iman etmiş iseniz, üstün gelecek olan sizsiniz. Eğer size bir sıkıntıisâbet etmişse (biliniz ki) benzeri bir sıkıntı düşmanınız olan kavme de isâbetetmişti. Bunlar (yengilgi ve zafer) insanlar arasında sırayla değiştirdiğimizgünlerdir. Tâ ki Allah, iman edenleri ortaya çıkarsın ve aranızdanşehidler/şâhitler edinsin. Allah zâlimleri sevmez. Bir de (böylece) Allah, imanedenleri günahlardan temize çıkarmak ve kâfirleri de helâk etmek ister. Yoksa,Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadancennete gireceğinizi mi sandınız?” (Âl-i İmran: 3/139-142)

Şehidlik, Allah yolundasavaşmaktan başka bir yolla elde edilmez. Şayet düşmanların saldırısı olmasaydıAllah katında en sevgili durum olan ve kul için en faydalı amel olan şehitlikderecesi nasıl elde edilebilirdi? Yine, Allah bu âyetleriyle insanların cihadetmeksizin ve hesaba çekilmeksizin cennete girebileceklerine dair olaninançlarını reddediyor. Cennete ancak cihad ve sabır yoluyla girilebilir. Şayetmü’minler daima muzaffer ve galip olsalardı, kimse onlarla savaşmaz vemü’minlerin belâlarla imtihan edilmeleri, düşmanlarından gelen sıkıntılara sabretmelerimümkün olmazdı.

9- Yaşamak ve ölmek hep kulunimtihanı içindir. Allah, kullarını imtihan edipsınamak için yeri göğü, ölümü ve hayatı yarattı. Yeryüzünü ve onunüzerindekileri zînet/süslerle onun için bezedi. Allah’ı ve Allah katındakileriisteyenlerle dünyayı ve dünyanın süsünü isteyenleri böylece birbirinden ayırmakistedi.[76]  

Allah’ın  “iman ettim” diyeni, bu sözünde doğru mu yoksa yalan mı söylediğinin ortaya çıkması içinimtihan etmesi ve belâlarla sınaması gerekir. Şayet yalancıysa, imtihandankaçar ve topukları üstünde geri döner. Şayet doğruysa, sözünde durur.Zorluklarla imtihan edilmesi ve bolluklarla sınanması onun imanından başka birşey artırmaz. Allah şöyle buyurmuştur:

“Mü’minler, düşman ordularınıgördüklerinde; ‘işte bunlar bize Allah ve Rasulü’nün vâdettikleridir. Allah veRasulü doğru söylemiştir’ dediler. Bu (orduların gelişi), ancak onlarınimanlarını ve teslimiyetlerini, Allah’a bağlılıklarını  arttırmıştır.” (Ahzâb: 33/22)

İnanmayana ise âhirette azabedilir. Bu, iki sıkıntının en büyüğüdür. O, Allah’ın rasulüne itaat etmeyipisyan edenler için hazırladığı dünya azabından kurtulsa da âhiretteki azaptankurtulamaz. Mü’minin sıkıntısı oldukça hafiftir. Allah, imanı dolayısıyla onakolaylık verir, sıkıntıyı uzaklaştırır, onu sabır, sebat ve rızâ vasıflarıyladonatır. Mü’minin sıkıntısı hafif ve geçici olduğu halde; kâfirin ve fâsığınazabı, sıkıntı bakımından daha şiddetli ve devamlıdır. İster mü’min olsun,isterse münkir, her kişinin azabı tatması kaçınılmazdır. Fakat mü’min, öncedünyada acı çekse bile, acısı uzun sürmez, bir müddet sonra huzura kavuşur;âhirette ise devamlı mükâfat ona aittir. Kâfir ve fâsık ise, dünyada çeşitlinimet ve lezzetlere kavuşsa da bunlar henüz dünyadayken sıkıntıya dönüşür;kimse onu tam anlamıyla sıkıntı ve üzüntüden kurtarıp huzura kavuşturamaz.Çünkü huzur ve mutluluk, maddî değil manevîdir; kalıpla değil kalple kazanılır.Kalbin huzuru ise, Allah’ın zikrinden gâfil olanlara verilmez.[77]

10- İnsanların birbirinekarışması kaçınılmazdır. Bu durumda kendimizi nasıl muhafaza ederiz? İnsan, fıtrat/yaratılış icabı  toplumsaldır.  Diğer insanlarla  beraber  yaşaması kaçınılmazdır. İnsan, başkalarına yauyar veya muhâlefet eder. Toplum, bâtıl üzere olduğunda insan onlara uyumsağlarsa üzüntü ve ızdırap içinde kalır. İnsanların inançlarına, arzularına veirâdelerine uymayıp muhâlefet ettiğinde de yine eziyet görür. Hiç şüphe yokturki, onların bâtıl işlere baş kaldırdığında karşılaşacağı belâlar bu bâtılaboyun eğdiğinde karşılaşacağı belâlardan daha kolaydır. Peşinden büyük vesürekli bir lezzetin geleceği bir sıkıntıya katlanmak, hiç şüphesiz sonundabüyük ve sürekli bir sıkıntının geleceği küçük bir lezzetten çok dahahayırlıdır. 

11- Belânın çeşitleri: Allah yolunda mü’mine isâbet eden belâlar en fazla dört kısımdır. Bunlar;ya canına, ya malına, ya namus ve şerefine veya ailesine ve sevdiklerine isâbeteden belâlardır. Allah’ın kulunu imtihan edeceği belâlar bunlardır. Bumusibetlerin en şiddetlisi, sonu ölümle biten veya işkenceler çektiren canaisâbet eden belâlardır. 

Bilindiği gibi bütün yaratıklarölümlüdür. Bir olgun mü’minin gayesi ise Allah yolunda şehid olmaktır. Şehâdet,ölümlerin en şereflisi ve en kolay olanıdır. Çünkü şehidler şehid olurken basitbir incinmeden fazla acı duymazlar. Şehidlerin âhirete göçü, ölümlerin enkolayı ve en faziletlisidir. Ölümden kaçan kişi, bu kaçışıyla ömrünüuzatacağını, yaşayışını rahatlatacağını zanneder. Allah onların bu zanlarınıyalanlar:

“De ki: Eğer ölümden veyaöldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size asla faydası olmaz! (Ecelinizgelmemiş ise,) o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok değildir. De ki: Allahsize bir kötülük dilerse, O’na karşı sizi kim korur, ya da size rahmet dilerse(size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine Allah’tan başka ne bir dostbulurlar, ne de bir yardımcı.” (Ahzâb: 33/16-17)

Allah, ölümden başka bir kötülükde murad etse, kulu O’nun elinden kimsenin kurtaramayacağını da habervermiştir. Kul, aslında ölümü kötü gördüğü için ondan kaçmaktadır; halbukiAllah yolunda savaşıp öldürülmekten kaçan, daha da kötü bir şeyin içinedüşmektedir.

Canda durum böyle olduğu gibi;bedende, malda, namusuna iftira atılması veya şerefine leke sürülmesiyleimtihanda da durum böyledir. Kim malını Allah yolunda ve Allah’ın dininiyüceltmek uğrunda infak etmezse Allah o malı onun elinden alır veya nedünyasına ne de başka bir şeyine yaramayacak, bilâkis kendisine erken veya geçbir sıkıntı musallat ederek elinden giderir. Kişi malını hapsedip biriktirmişseAllah o maldan faydalanmasını engeller veya başkasına geçirir. Malınsıkıntısını o, zevk ve sefasını sonrakiler çeker. Aynı şekilde kim de dünyevîrahatını Allah yolunda yorulmaya tercih ederse, Allah onu yorar ve kendiyolundan başka bir yolda onu zayıf düşürür. Allah’tan korkmayan kişinininsanlarla uğraşması, Allah’tan korkan kişinin takvaya ulaşma çabasından çokdaha büyüktür.

Puta tapanların durumu daböyledir. Onlar, insandan bir elçiye uyup, tek ve büyük bir ilâh’a kulluketmekten kaçınmışlar, taşlardan tunçlardan tanrılara ibadet etmeye veya kulakulluğa râzı olmuşlardır. Aynen böyle, Allah için zora düşmekten, yahut malınıO’nun rızası için sarf etmekten, canını ve bedenini O’nun rızası için yormaktansakınan kişi, ceza olarak kendi gönlü olmaksızın başkalarının önünde alçalır,malını saçıp savurur, nefsini ve bedenini Allah’ın râzı olmayacağı şeylerdeyorar. Meşhur sözdür: “Allah, kardeşinin ihtiyacını karşılamak için birkaç adımyürümekten sakınan kimseyi, kendi arzusu dışında daha fazla yürütür.”[78] 

“Andolsunki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma(fakirlik) ile imtihan eder, deneriz. (Ey Peygamber!) Sen sabırlı davrananlarımüjdele. İşte o sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman ‘Biz Allah içinvarız ve biz sonunda O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara: 2/155-156)

Fertleri terbiye etmek içinelbette belâ lâzımdır. Hak savaşında samimi olanlarla olmayanları ayırdetmekiçin; korku, açlık gibi imtihanlar lüzumludur. Uğrunda eziyetlere katlanıldığımiktarda gönüllere iman yerleşir. Zahmet  çekilmeden, kolaylıklar  içerisinde  kabul edilen inançlar, ilksadmede/sarsıntıda yok olur. Ne zaman iman uğrunda eziyetlere katlanır, nezaman dâvâ uğrunda canlar verilirse imanın gönüllere yerleştiği anlaşılır. Yenimü’minler bunların karşılaştığı gibi musibetlere uğrayıp sabırla mukabeleettikten sonra, ancak gereken seviyeye yükselebilirler.

Mü’minlerin imanınınkuvvetlenmesi için elbette belâ lâzımdır. Şiddetler; gizlenmiş kuvvetleri,saklı enerjileri coşturup meydana çıkarır. Mü’minin imanı, şiddet/zorlukdarbeleri altında daha da kuvvetlenir. Gerçek ölçü ve değer, zorluklara karşıtahammüldür. Şiddette çekingenlik, hilekârlık kalmaz. Bütün bunlardan dahamühim olan taraf da, fertlerin şiddet esnasında yalnız Allah’a yönelip, gönlünümâsivâdan temizleyerek, yalnız O’na bağlamasıdır. Şiddet/zorluk esnasında bütünperdeler kalkar; basiret tecellî eder; göz alabildiğine ufukları seyre dalar vekâinatta mü’min, yalnız Allah’ı görür. Hakkal yakîn anlar ki, hiçbir güç yok;yalnız O’nun gücü var. Yegâne sığınak O… Kur’an bu mertebeyi imtihanla ilgiliâyetin devamında ne güzel ifade ediyor:

Sen sabırlıdavrananları müjdele. İşte o sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman‘Biz Allah için varız ve biz sonunda O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara: 2/155-156)

Biz yalnızAllah içiniz… Her şeyimiz, bütün varlığımız Allah için. Tekrar dönüş yineO’na. Yalnız O’na teslim oluyoruz. Yalnız O’na teslim… İşte belâlarasabredenler bunlardır. Tatlı nimetlerle müjdelenenler onlardır. Ayetindevamında müjde açılım kazanıyor:

“İşte onlariçin Rableri tarafından mağfiret ve rahmet vardır; hidayete erenler deonlardır.” (Bakara: 2/157).

Rableritarafından salevât vardır onlara. Melekler deonlar için salevât getirir. Hak Teâlâ, şanlı peygamberi’nin nasibine bu yüceşehitleri de ortak etmektedir. Ne yüce makamdır bu! Hem de rahmet vardır veAllah tarafından, onların hidayete ermiş kimseler olduklarına şehadetedilmektedir.

Açlık,korku, malların, nefislerin ve ürünlerin azlığı, şehâdet ve ölüm… Meşakkat veçırpınma, yorgunluk… Bütün bunları terazinin bir kefesine koyuyor Allah vekarşı göze de tek şey yerleştiriyor: “Rableri tarafından mağfiret ve rahmet”Âyette başka dünyevî hiçbir şey vâdedilmiyor. Mü’min, yolunda yürürken Allah’ınrızâsı, mağfireti, rahmeti ve şehâdet arzusundan başka hiçbir şeye sarılmaz,bağlanmaz…  İşte  hedef,  işte  gaye…  Allah’ınkendilerine ihsan etmiş olduğu rahmet, mağfiret ve şehâdet, mükâfatların enbüyüğüdür. Mallar, nefisler ve meyvelerle fedâkârlığın mükâfatı. Korkunun,açlığın ve şiddetin mükâfatı. Ölümün ve şehâdetin mükâfatı. Terazinin bu gözü,verilen ihsanlarla daha da ağır basıyor. Bu ihsan; zaferden, temkinden,göğüslerdeki kinleri temizlemekten daha ağırdır.

İşte, AllahTeâlâ’nın, müslümanları o akıl almaz fedâkârlıklara, zor sınavlara hazırlamakiçin tatbik ettiği terbiye metodu… Kendisini; Allah’a, Allah dâvâsına,Allah’ın dinine adayanlara Allah’ın koyduğu terbiye metodu…[79]        

Ölüm, bir ayrılık, yok olmakdeğil; bir diriliştir, yeni bir hayata geçiştir. Dünya iki kapılı bir handır veyaşayanlar birer yolcu, birer misafirdir. Ana vatanımız, baba ocağımız; anamızHz. Havva ve babamız Hz. Âdem’in yaratıldıkları yerdir. 

“Dünya hayatı oyun veeğlenceden ibarettir.” (En’âm: 6/32; Ankebut: 29/64;Muhammed: 47/36; Hadîd: 57/20) Oyuncaktan hoşlanan çocuklar mıyız, yoksarüştümüzü isbat eden adamlar mı? Dünya oyuncağına verdiğimiz değerde saklıbunun cevabı. Oyuna dalıp çokça eğlenenler, çocuklar ve o seviyedeki çocukakıllılardır.

Kur’an’a baktığımız zaman âdetatüm azgınlık, isyan ve başkaldırıların sebeplerinin tek sebebe bağlandığınıgörürüz. O da âhireti hesaba katmadan ve âhiretten korkmadan yaşamak.“Hayır,doğrusu onlar âhiretten korkmuyorlar.” (Müddessir: 74/53)

Sadece bu dünyada yaşayacağınızı düşünerek yaşarsanız ölü yaşarsınız. Ama öleceğinizi düşünerek yaşarsanız diri yaşarsınız. Çevremizdeki insanlar hep dirilişin etkisiyle, ahiret şuuruyla yaşasalar!.. Seyredin o zaman hayatın güzelliğini. İkinci asr-ı saadet olur çağımız. İnanın, iman ettiğimiz cenneti daha burada iken yaşamaya başlarız. Fakat biz, tüm yatırımlarımızı bu dünyaya yönlendirerek yaşadığımız hayatı ve yeri sahte cennet haline getirmeye koyulunca cenneti de unuttuk. Özlemez olduk. Nasıl özleyebiliriz ki; lüks, israf demeden yaşadığımız hayatı, materyalistlerin uydurma cenneti gibi yapmak için bir ömür boyu gece gündüz koşturunca. Sahabe, cenneti öyle bir özlüyordu ki! Enes bin Nadr, Uhud savaşında “cennetin kokusunu Uhud’un arkasından duyar gibi oluyorum” diyordu. Bilirsiniz, insan çok acıkınca yemeğin kokusunu çok uzaktan duyar. Sahabe de cennete öyle acıkıyordu ki, daha dünyada iken kokuları geliyordu cennetin.

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

KAYNAKLAR:

[1] Hüseyin K.Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 70-71.

[2] Râgıbel-İsfahanî, Müfredât, s. 61 (Kur’an’da Temel Kavr. S. 266, naklen)

[3] Mülk: 67/2.

[4] En’âm: 6/165.

[5] Bakara: 2/155-156.

[6] Hüseyin K.Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 71.

[7] Hûd: 11/7.

[8] Mülk: 67/2.

[9] Bakara:2/155; Âl-i İmran: 3/186; Mü’minûn: 23/30; Ankebut: 29/2-3.

[10] Âl-i İmran: 3/166-167, 169; Tevbe: 9/16; Ankebut: 29/3; Muhammed: 47/31.

[11] Enfâl:8/28; Kehf: 18/7; Tâhâ: 20/131; Enbiyâ: 21/35; Teğâbün: 64/15; En’âm: 6/165; A’râf:7/168; Mü’minûn: 23/55-56; Fecr: 89/15-16.

[12] En’âm:6/53; Enfâl: 8/28; Tevbe: 9/126; İsrâ: 17/60; Enbiyâ: 21/35; Furkan: 25/20;Teğâbün: 64/15.

[13] Bakara: 2/155, 214; Âl-i İmran: 3/140-142, 186.

[14] Enbiyâ: 21/109-111.

[15] Ankebut: 29/10.

[16] Enfâl: 8/28; Furkan: 25/20; Teğâbün: 64/14-15.

[17] Nahl: 16/92.

[18] Tâhâ: 20/85.

[19] Bakara: 2/143.

[20] Saffât: 37/106.

[21] Yûsuf: 12/23-24.

[22] Müddessir: 74/31. 

[23] İbn Mâce, Fiten 23, hadis no:4034.

[24] Buhâri, Tevhid 32, hadis no: 92, Mardâ ve’t-Tıb 1, hadis no: 3, 4; Müslim,Sıfatu’l-Münâfikun 14, hadis no: 58-62; Dârimî, Rikak 36, hadis no: 2752.

[25] Tirmizî, c. 7, s. 78-79; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, c. 1, s. 136; Ahmed binHanbel

[26] Dârimî, c. 2, s. 320; Sabuni,  Muhtasaru Tefsir-i İbn Kesir, III/28;Taberânî, Mu’cemu’l-Kebir; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr c. 1, s. 136; Keşfü’l-Hafâ,I/144.

[27] Keşfü’l-Hafâ, I/80.

[28] İbn Kayyım el-Cevziyye, Belâ ve İmtihan, S. Kutub, s. 40.

[29] Ahmed bin Hanbel, Müsned IV/123.

[30] Buhâri; Askalânî, S. BuhâriŞerhi, c. 10, s. 111.

[31] Müslim, Zikr 26, hadis no:99; Tirmizî, Fiten 24, hadis no: 2286; İbn Mâce, Fiten 19, hadis no: 4000.

[32] Tirmizî, Tıbb 1, hadis no: 2107.

[33] Buhâri; Müslim.

[34] Buhâri; Müslim.

[35] Sîret-i İbn Hişam, c. 2, s.33.

[36] Buhâri; Askalâni, Şerh-i Sahih-i Buhâri, c. 6, s. 156.

[37] Tirmizî; et-Tâc, c. 5, s. 308.

[38] Müslim, Cennet 1, Hadis no: 2822, 4/2174; Dârimî, Rikak 117, Hadis no:2846, 2/245; Tirmizî, Cennet 21, Hadis no: 2559, 5/693;  Ahmed b. Hanbel,2/260, 333, 354, 380, 3/153, 254, 284.

[39] S. Buhârî,Menâkıbu’l-Ensâr 29, Menâkıb 25, İkrâh 1; Ebû Dâvud, Cihad 107, hadis no: 2649;Nesâî, Zînet 98, 8/204; K. Sitte, 9/548.

[40]Keşfü’l-Hafâ.

[41] Tirmizî, c. 7, s. 78-79; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, c. 1, s. 136; Ahmed binHanbel.

[42] A’râf: 7/141; İbrahim: 14/6.

[43] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 71-72.

[44] Muhammed:47/31.

[45] Enbiya:21/35.

[46] A’raf:7/163.

[47] Kehf:18/7.

[48] Maide:5/48; Hüseyin K.Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 72-73.

[49] En’am: 6/165.

[50] Âli İmran: 3/186.

[51] İnsan: 76/2.

[52] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları: 73.

[53] Ankebût: 29/2-3.

[54] Muhammed: 47/31; Benzerleri içinbkz. Enfâl: 8/17; Âl-i İmran: 3/152, 154; Ahzâb: 33/11.

[55] A’râf: 7/154-156.

[56] Furkan: 25/207; Mümtehine: 60/5.

[57] Ankebût: 29/2-3; Bakara:2/214.

[58] Enbiyâ:21/35.

[59] Tâhâ:20/131.

[60] Enfâl:8/28; Teğabûn: 64/15.

[61] Zümer:39/49.

[62] Tâhâ:20/40.

[63] Tevbe:9/126; Hacc: 22/11.

[64] En’âm:6/53.

[65] Tevbe:9/126.

[66] Cinn:72/16-17.

[67] Yûnus:10/83.

[68] Hacc:22/11.

[69] Enbiyâ:21/35.

[70] Tâhâ:20/131. 

[71] Râgıpel-İsfahanî, el-Müfredât,  s. 61. 

[72] Ayrıcabkz. Teğâbûn: 64/14-15. (Malların ve çocukların deneme sebebi olduğunu ‘belâkelimesiyle ifade eden âyetler için bkz. Âl-i İmran: 3/186;/Mâide: 5/48; En’âm:6/165.

[73] Hüseyin Ece, Belâ ve Fitne Maddesi

[74] İsrâ: 17/14.

[75] Buhâri; Askalânî, S. Buhâri Şerhi, c. 11, s. 176; Müslim; Nevevî,Müslim Şerhi, c. 17, s. 20-21.

[76] Bkz. Hûd: 11/7, Kehf: 18/7; Mülk: 67/2, Enbiyâ: 21/35; Muhammed: 47/31;Ankebut: 29/2-3.

[77] Ra’d: 13/28.

[78] İbn Kayyim el-Cevziyye, Belâ ve İmtihan, s. 38-49.

[79] Seyyid Kutub, Fi Zılâl, c. 1, s. 300-302.

Yorum Yaz