MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

GELİN MÜSLÜMAN OLALIM

106 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
GELİN MÜSLÜMAN OLALIM

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Hamd; göklerive yeri yaratan, göklerdeve yerde hamd ile tesbih edilen, ezeli ve ebedi hayat sahibi âlemlerin Rabbi,İlah’ı ve mabudu Allah’adır. Salat ve Selam son Rasul yaşıyan Kur’an âlemlereRahmet olarak gönderilenHatemul Enbiya Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) aline, ashabına vemüminlerin üzerine olsun.

GELİN MÜSLÜMAN OLALIM?

“Allah evlat edinmemistir; O´nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirdeher ilâh kendi yarattigini sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biridigerine galip gelirdi. Allah, onlarin yakistirdiklari seylerden münezzehtir.”Muminun 91. Ayet

ESMA’UL HUSNA

El-Hayy;

Yüce Allah’ınsıfatı olarak El- Hayy; diri olan, canlı olan, yaşıyan, daimi var olan, bakiolan, Hayat sahibi ve ölümlü olmayandemektir. YüceAllah’ın El-Hayy sıfatı Kur’an-ı Kerimde yaklaşık olarak 30 yerde geçmektedir. Bunlardan bazısı Allah için, bazılarıda yaratılmış mahlûklar için geçmektedir. Yüce Allah için zikrolunanlardan iki ayeti okuyalım.

” Sen, O ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlüövgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak Oyeter.” Furkan Suresi 58

” O, hay (diri) olandır, O’ndan başka ilah yoktur;öyleyse dini yalnızca kendisine has kılanlar olarak O’na dua edin. ÂlemlerinRabbine hamd olsun.” Mumin Suresi 65

YüceAllah’ın El- Hayy ismi, her yönüyle tam bir hayata sahip olmak manasını içermektedir. Yani eksiksiz bir hayatın bütünanlamlarını kendinde toplayan demektir. Kul için gereken şey Allah’a ve sıfatlarına inanıpteslim olmaktır. Bilmek ise bu teslimiyeti güçlendirmek ve şuurlandırmak için gereklidir. Hayat Yüce Allah’ın uluhiyyet alametlerindendir.İnsana yaraşan da hayat sahibi ve hayat veren Allah’a kulluk etmektir.

El -Azim;

Lügatte Azim; Yüce, büyük, ulu,güçlü, aciz ve muhtaç olmayan gibi anlamlaragelir.                     Yüce Allah’ın sıfatı olarak El- Azim; YüceAllah şanı büyük, çok yücelik sahibi, her büyüktendaha büyük, azamet ve kibriya sahibi olandır.

Azim mutlak olarak kendisinden kaçınmak ve uzak durmak mümkünolmayandır. Çünkü bir toplumun büyüğü, o toplumun bütünişlerini üstlenen,kendisine karşı çıkılamayanve emirlerine aykırı davranılamayandır. Ancak gerçek mahiyeti böyle olmakla beraber bu kimse, çeşitli bela ve musibetler nedeniyle zayıf düşebilir ve gücü elindengidebilir. Bu durumda kendisine karşı çıkılabilir,hatta mağlup edilip saltanatı yok edilebilir. Oysa Allah teala mutlaka güç sahibidir ve hiçbir şey O’nu güçsüz kılıpaciz düşüremez. Karşı çıkılıp mahlup edilemez, emirlerine karşıkonulamaz, O gerçek ve enbüyük olandır. Bu ismin başkaları için kullanılması mecazi anlamdadır. Kur’an-ıKerimde Yüce Allahiçin El- Azim ismi ayetlerde ifadeolunmakla beraber izafi olarak bazı mahlûkat ı içinde kullanılmıştır. Bu hususta iki ayetiokuyalım.

” O halde sen, O Azim olan Rabbinin adınıtesbih ve tenzih et.” Vakıa Suresi 74

Yüce Allahbüyüktür,her büyüktendaha büyüktür. Hiç bir akıl O’nun büyüklüğünü kavrayamaz. Kainatta büyük olarakbilinen her şey O’nun var kılmasıyla var olmuş, O’nun büyütmesiylebüyük olmuştur. O kendisinden başka bütün büyükleri küçültür,dilerse yok eder.

Kur’an-ı Kerimde 109 defa geçmektedir. Bunlardan altısı Allah’ın sıfatıolarak geçer.Diğerlerinin bir kısmı mecaz bir kısmı da hakiki manasıyla başka varlıkların büyüklüğündenbahsetmektedir.  Bir misal ;

” Eğer aldırmazlarsa deki; bana Allahyetişir O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na dayanmaktayım ve O, büyük arşınsahibidir.” Tevbe Suresi 129

El-Aliyy;

YüceAllah’ın sıfatı olarak El- Aliyy; şanı yüce, kadri yüce, en şerefli, en yüce, kudreti üstün olan,noksan sıfatlardan münezzeholan, gücü ile herşeyden üstün olandemektir. Aliyy; alçaklığınzıddı olan bir yüceliktirki noksanlık ve özürlerden çok uzak olan ulviyeti ifade eder. Akılsahipleri ulviyetin mahiyeti akıllar tarafından anlaşılamaz çünkü Oakıllarında üstündedir. Yüce Allah’ın diğer sıfatlarında olduğu gibiEl- Aliyy sıfatının keyfiyyetini, mahiyetini, cemalini ve celalini anlamaktaakıllar aciz kalır. Allah kendi zatında yücedir. O, ilimde, kudrette, hayatta, cömertlikte, merhamette ve diğer bütün sıfatlarındakusursuz ve mükemmelolduğu gibi yüceliktede eksiksiz ve kusursuzdur. Bu O’nun akli derecelerde bütünvarlıklardan üstün olduğunu ispatlamaktadır. O’nun bu yüceliği cihet ve mekân bakımından değildir.Zira O cihet ve mekândan münezzehtir.

El-Aziz;

Lugatta; kadri yüce, güçlü,izzetli, kahreden, üstün gelen, şerefli, yüce, galebe çalan gibi manalara gelir. Yüce Allah’ın sıfatı olarak El-Aziz; en güçlü,kuvvetli, üstün gelen, daima galip olan, asla acizolmayan, şerefli, kahhar, melik ve ulvi değerde olandır. Elif lam takısıylamarife olarak Allah (c.c)’a has bir isim olur. Aynı zamanda kudret sıfatınaracidir. Yani misli, benzeri bulunmayan manasına gelir. O mutlak galibiyetin yegânesahibidir. İzzet sahibi, mağlup edilmesi imkânsız olan, her şeye galip olandır.Aziz adı izzetten türemiştir.Anlamı güçlü bir mevkide bulunma anlamınada gelmektedir.Daha açık birifadeyle güçlü olup hüküm koyananlamına da gelmektedir.

YüceAllah’ın sıfatı olarak bir çokayet-i kerimede geçmektedir.Bunlardan birtanesini okuyalım.

” Göklerdeve yerde olanların tümü Allah’ı tespih etmiştir. O üstün ve güçlüdür, hüküm vehikmet sahibidir.” Saf Suresi 1

El-Aziz Yüce Allah’ın sıfatı olarak; eşi ve benzeriolmayan, kendisine herşeyin şiddetle muhtaç olduğu ve ulaşılması zor olan manasındadır.Bütün varlıklar herşeyde Yüce Allah’ın zatına, sıfatlarına, fiillerineve bekasına muhtaçtırlar,hiç kimse O’nun gücüneerişemez, lakin O’nun gücü herşeye yeter, akıl O’nun gücünü kavramaktan aciz, gözler O’nun yücelik ve azametini görmekten acizdir. Bütün busıfatlar sadece Allah (c.c)’hu içindir.Aziz kelimesi Kur’an-ı Kerim içinde geçmiştir. Bu hususda da bir ayeti kerimeokuyalım.

” Şüphesizkendilerine zikir gelince onu inkar edenler (ateşin içine bırakılırlar); oysa o, aziz (şerefi yüksek, üstün) birkitaptır.” Fussilet Suresi 41

Üstün, değerli, güçlü veeşsiz manalarına gelen El-Aziz ismi Kur’an-ı Kerim de 90 defa geçmektedir. Kur’an-ı Kerim Allah kelamı olmasınedeni ile El-Aziz kelimesi Kur’an-ın sıfatı olarak gelmiştir. Tevbe 128.Ayette de peygamber efendimizin sıfatı olarak kullanılmıştır.

“Allah evlat edinmemistir; O´nunla beraber hiçbir ilâh da yoktur. Aksi takdirdeher ilâh kendi yarattigini sevk ve idare eder ve bir gün mutlaka onlardan biridigerine galip gelirdi. Allah, onlarin yakistirdiklari seylerden münezzehtir.”Muminun 91. Ayet

Yukarıda zikredilen Allah teala’nın isimleriaklın sınırlarının ötesindemükemmellik yücelik içermektedir. Ehli kitap (yahudi ve hristiyan)bazıları Allah teala’ya peygamberleri Allah’ın oğlu (haşa) melekleride Allah’ınkızları olarak nispet etmişlerdir. Bu batıl ve cahilene tutumu Allah tealakendisinden başka ilah’ın olmadığına düşünmeye akletmeye sevk etmiştir. oğullar yadakızlar edinmek acizliğin göstergesidir.Krallar hüküm sürdükleri ülkelerde kendilerinden sonra yerlerine vekrallıklarının devamı içinevlatlara ihtiyaçduyarlar. Evet ayet hükmetmekmutlak otorite ve yönetimile alakalıdır.

İLAH NEDİR?

Tevhid inancını ve onun karşıtlarını yeterincebilmek için bukavramı iyi anlamak gerekir. Esasında yeryüzündeinsanlar iki cephe iki yol üzeredir;İMAN CEPHESİ VE KÜFÜR CEPHESİ SIRATI MUSTAKİM YOLU İLE İMAN EHLİVE DELALET YOLU İLE KÜFÜR EHLİ. La ilahe illallah kelimesinde yeralan bu kavram küfür ile iman arasında ki farkı ortaya koyar.

Sözlük anlamı; kuluk edilen, mabut halinegetirilen, yönelinen,alışılan, düşkün olunan demektir. Kendisinden türediği elihe fiili; yönelmek, düşkün olmak,kulluk yapmak, örtmek-gizlemek,alışmak gibi anlamlara gelmektedir.

Kavram olarak; kendisine ibadet edilen, mabutsayılan her şey, her şeyden çoksevilen, tazim edilen kutsal varlık (saygıyla önündeboyun eğilen )

Peygamberlerin anlattığı Allah inancından uzaktopluluklar ve insanlar, pratik hayatlarındaki bir ilaha bağlanma ihtiyacınıbaşka şekillerde giderirler. Tarihte ve günümüzde dinsiz insan olmadığı gibi ilahsızinsanda yoktur. Kimileri hiç birilaha inanmadığını söylesebile onun içerisindesığındığı, bağlandığı, yardım istediği, her şeyden çok sevdiği, her şeyden çok büyüksaydığı bir şey mutlaka vardır. İşte o şey onun için bir ilahtır.

Bir takım insanlar kendi görüşlerini,kendi isteklerini, kendi emirlerini en üstün vedoğru görürler. Bir dinin emrine uymayı bırakın,toplumda geçerli hiç bir kural onları bağlamaz. Bu tip insanlarbir çeşitkendi keyiflerine uyarlar. Kendi arzularından (hevalarından) başka kutsal,kendi istek ve görüşlerinden üstün güç ve doğru kabul etmezler. Bu tür insanlar için Kur’anı Kerim ;

” Gördün mü o kendihevasını (istek ve arzularını) ilah edinen kimseyi, şimdi onun üzerine sen mi bekçi olacaksın. Furkan Suresi 43

Kendi hevasını (istek ve arzularını) ilah edinenbir melun da Fravundur. bununla ilgili ayetleri okuyalım;

Firavun dedi ki: “Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunubilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kuleinşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan(biri) sanıyorum.” Kasas 38

“Firavun derhal (adamlarını) topladı, (onlara)bağırdı ve: “Ben, sizin en yüceRabbinizim! dedi.” (Naziat/23,24)

Bu iki ayetinifadesine göre, Firavun açıkça ilahlık ve rablik iddia etmiştir. Acaba onuniddia ettiği bu ilahlık ve rabliğin hakikati nedir? Firavun’un bu iddiasının kendisinin göklerin, yerin,dağların, bitkilerin ve insanların yaratıcısı anlamına gelmediği, böyle bir iddianın ancak kendisinde delilik bulunanbir insandan sadır olabileceği çünkü fravunun yaratıcı olmadığını biliyorlardıve fravundan daha yaşlı olanlar vardı , Firavun’un bu ilahlık iddiası :“Hiç kimse üzerinde, benden başkasına ait emir veyasak koyma hakkı yoktur.”

Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: “Ey kavmim, Mısır’ınmülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim değil mi? Yine de görmeyecekmisiniz?” (Zuhruf 51)

Evet iddiası mısırın üzerinde söz sahibi benim burada sizin üzerinizde benim dediklerim olucak. Gönderilen Rasuller ve elçiler Allah’dan başka yaratıcı,rızık verici,terbiye eden,ihsanda bulunan, idaresi altına alan, yol gösteren, üstün olan,sahip ve malik, itaat edilen (RABB) olmadığını ve bütünhakimiyetin göklerdeve yerde tek ilah olan Allah’a ait olduğunu açıklamışlar ve mücadele etmişlerdir.

Mesela bu Allah düşmanlarının ilahlık iddialarını daha iyianlayabilmek adına bir ayet daha okuyalım;

 “Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararakRabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut´u) görmedin mi! İşte ozaman İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren veöldüren benim, demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sende onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir şaşırdı kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez. Bakara258

İnsanları Allah’ın indirdikleri dururkenuydurdukları kanunlarla sevk ve idare eden bütün kâfirlerinşaşa kaldığı hakikat; Benim Rabbim güneşidoğudan getirir haydi sende onu batıdan getirsene? Yani insanlar üzerinde belirledikleri kanunlar ile hüküm süren Allah düşmanı, şeytanın dostları, yeryüzünü ve nesilleri helake sürükleyen kâfirlereğer bu iddianızda doğru iseniz Allah yeryüzüneinsanların hayatlarına karışmaz diyorsanız haydi siz gökyüzüne karışın güneşi batıdan getirin kâfirler şaştı kaldı.Neden Güneş?Neden onu batıdan getirsene? insanıda güneşide ve diğer bütün mahlûkatıYaratan Allah subhanehu ve teala seni güneşin istikametine karıştırmıyorsa seninbuna gücün yetmiyorsa nasıl olurda Allah tealanınyarttığı insanı sevk ve idare edebilceğini iddia ediyorsun kendi uydurduğun kanunlarla?Bu düpe düz ahmaklıktır. Bu hakikati idrak edemeyen vegünümüzfravunlarına itaat eden onların hâkimiyetine destek verenlerin ahmaklığına ne demeli?

“Firavun, böylece halkını ahmaklaştırdı ve onlar da sonunda boyuneğdiler: çünkü onlar, aldatılmış, ayartılmış bir halktı! zuhruf54

Daha önce kifravunların zulmü altındaezilen ve baş kaldırmayanlar soğan sarımsak ekmek kısaca karın ve kursakderdine düşmüşlerdi bir ayet daha okuyalım ;

“Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbineyalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğanyetiştirsin” demiştiniz de, “Hayırlı olanı daha düşük şeyle mideğiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğinizvardır” demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah’ıngazabına uğradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleriöldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı. Bakarasuresi 61

Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber

Ey Tağutların zulmü altında fesada uğrayanlar bu günde sizi soğanla sarımsakla ekmekletağutlara bağlıyorlar siz yine ekmek sarımsak soğan için bir tağutu bırakıp diğerinesarılacaksınız. Kendilerini İslam’a nispet eden ve Allah’a ve Rasullerine imanettiğini iddia edenler şunu iyice idrak edip anlamalı ki Allah’ın indirdiği ilehükmetmeyen idarecilere destekveren, sevgi besleyen ve onlardan razı olanlar Allah’ın ayetlerini vepeygamberlerini inkarkar edenlerdir.

Peki, soğandan ekmekten sarımsaktan vazgeçmek kurtuluş için yeterli mi? Okuyalım…

MEKKEDEMÜSLÜMANLARA AMBARGO

Nihayet içlerinden birisinin teklifi üzerine bütün müşriklerarasında şu maddeleri haiz olan bir anlaşmayı imzalamaya karar verdiler…

1. Haşim ve Muttaliboğullarından asla kız alınmayacak…

2. Haşim ve Muttaliboğullarına asla kız verilmeyecek…

3. Haşim ve Muttaliboğullarına hiçbir şey satılmayacak…

4. Haşim ve Muttaliboğullarından hiçbir şey satın alınmayacak.

Bu dört ana hükümdenbaşka, anlaşma birçok hâllerde müşriklerle bu ailelerin aralarındaki bazıhısımlık bağları dolayısı ile bir arada oturmalarını, görüşmelerini, hatta acımave saygı bağlarını bile koparmayı emrediyordu… Ayrıca bu anlaşmanın EfendimizAleyhisSelâm ölünceye kadar yahut kendilerine teslim edilinceye kadarsürdürüleceği de yazılı idi… Bu anlaşma, aşağı yukarı 80 aile reisitarafından imzalanmış ve gücü herkese ispat edilsin diye de Kâbe’nin içineasılmıştı… Müşriklerin bu anlaşmayı ilan etmeleri üzerine Ebu Talib birmanzume ile bütün Haşim ve Muttalib oğullarını bir araya toplanmaya davetetti… Bu toplantı mahalli Ebu Talib’in Şi’bi idi… Bu davet üzerine birkısmı müslüman olan, diğer kısmı da akrabalık gayretiyle olmak üzere bütünHaşim ve Muttalib oğulları, bugün Şibi Ali diye bilinen Mekke’nin birmahallesine toplandılar… Ve hep bir arada yardımlaşarak yaşama yolunututtular… Fakat artık bu; bir arada yaşamaktan çok daha öte, tam bir muhasaraaltına alınmanın ifadesi idi… Bu bir araya toplanma hareketinin hemenertesinde müşrikler mahalleyi gerçek bir iktisadî ve içtimaî muhasara altınaaldılar… Mahallenin giriş ve çıkışlarını dikkatli nöbetçilerle kontrolediyorlar, böylece müslümanlara bir yardım malzemesi götürülmemesi içinellerinden geleni ardlarına koymuyorlardı… Bu muhasara İslâm’ın doğuşunun tamyedinci senesinin Muharrem ayı başlangıcına rastgelmiş ve tam üç sene devametmişti… Bu süre zarfında Efendimiz’e bir kötülük yahut bir suikastyapılmasından çekinen Ebu Talib mutlaka her gece Efendimiz AleyhisSelâm’ınyanına bir nöbetçi koyardı… Hatta bazı geceler kendi yanında alıkoyup, evinedahi gitmesine müsaade etmediği olurdu… Bu muhasara yıllarında Şi’bi’ye nebir yiyecek, ne de bir içecek girmesine müsaade etmeyen müşrikler, onların Hacaylarında dahi dışarı çıkıp rahatlıkla alışveriş yapmalarına müsaadeetmiyorlardı… Hac aylarında ne zaman bir müslüman çarşıya alışverişe inse,derhâl ondan evvel bir müşrik pazarcının önüne koşuyor ve mal satmaması içinkendisini tehdit ediyordu… Bu durum karşısında o müslüman pazardan bir şeyalmaksızın elleri boş, mahalleye dönmek zorunda kalıyordu… Mahallede yaşayanmüslümanlar arasında öylesine bir kıtlık başlamıştı ki, bu asla kalemegelmezdi… Müslümanlar çoğu zaman yiyecek bir şey bulamazlar, ağaç kabuklarınıyahut deri parçalarını kaynatıp onlarla karınlarını doyurmaya çalışırlardı…İcabında günlerce tek bir lokma yemedikleri olurdu, bu müslümanlarla onlarıkorumak isteyen akrabalarının çocukları açlıktan saatlerce ağlar, sonundayorgun ve bitap bir hâlde susarak uyuya kalırlardı… Bu ağlama ve yakınmasesleri mahallenin civarından geçen müşriklerin kulağına gider ve onları büyük birsevince gark ederdi… Zira böylelikle müslümanlar ile akrabalarını yolagetireceklerini sanırlardı… Bu süre zarfında birkaç defa, Hişam adındakimüşrik içeride yaşamakta olan bir akrabasına bir deve yükü yiyecek yollamış,ancak bu daha sonra diğer müşrikler tarafından tespit edilmişti… EfendimizAleyhisSelâm bu zaman zarfında hanımı Hazreti Hatice’tül Kübra validemizlebirlikte ellerindeki bütün serveti harcamış, açlıktan inleyen müslümanların busıkıntılarının hiç olmazsa bir parça hafifletmek için ellerinden gelenleriardlarına koymamışlardı… Buna rağmen gene de sıkıntılar bitmiyordu… Bu sürezarfında bir defasında da Hakim bin Hizam akrabası olan Hazreti Hatice’ye birdeve yükü buğday yollarken Ebu Cehil tarafından görülmüş ve mâni olunmuştu…Bu durum karşısında Hakim, elindeki deve çenesi kemiği ile Ebu Cehil’inkafasını yarmış ve yüzünü kan içinde bırakmıştı… Bu zaman zarfında dahiEfendimiz AleyhisSelâm Risâlet vazifesini ifa etmekten kaçınmıyor; beraberindebazı aileler olduğu hâlde Mekkelileri İslâm’a davet ediyordu… Ancak budavetler maalesef çoğu zaman bir netice görmüyordu… Bu zamanın son günleriyaklaşmaya başlamıştı ki Cebrâil AleyhisSelâm Efendimiz AleyhisSelâm’a birhaber getirdi:Bu habere göre, Kâbe’nin içinde asılı bulunan antlaşmanın yazılıolduğu sayfaya bir kurt musallat olmuş ve sahifenin en başında bulunan: “Bismikallâhumme = İsminle başlarım Allâh’ım” yazılı kısım hariç bütün yazıyıyiyip bitirmişti…

Bildiğimiz üzere Paygamberimizin amcası ebu TalibMekke’li müşriklerinyürürlüğekoyduğu ambargoda yeğeninin yanında yer almış yıllarca süren sıkıntılara katlanmış ve yiğenini onlarateslim etmemiş buna rağmen ebu Talib kazanamadı.. Peygamberi üzen bizide üzüyorfakat bu cereyan eden hakikati değiştirmiyor. Bugün vatan perverlik uğruna kavmiyetçilik uğruna cenk edip uğraşlar mücadeleler verenler ya da vericek olanlariyice bilmeli ki Allah içinyapılmayan ve Allah içinolmayan mücadeledekurtuluş yok…

Daha iyi anlaşılabilir olması için iki misal daha okuyalım..

“Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldumki, ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var.””Onu vekavmini, Allah’ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlarayaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundandolayı onlar hidayet bulmuyorlar.”Ki onlar, göklerde ve yerde saklı olanıortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah’asecde etmesinler diye (yapmaktadırlar).” “O Allah, O’ndan başka İlahyoktur, (Neml Suresi 22-26)

SABA KRALİÇESİ BELKIS VALİDEMİZ

GÖNDERİLEN MEKTUP

“Gerçek şu ki, bu, Süleyman’dandır ve ‘Şüphesiz Rahman veRahim Olan Allah’ın Adıyla’ (başlamakta)dır.”(İçinde de:) “Bana karşıbüyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin” diye (yazılmaktadır).(Neml 30-31)

TAHTIN GETİRİLMESİ VE SORULAN SORU

Dedi ki: “Onun tahtını değişikliğe uğratın,bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi, yoksa bulmayanlardan mı olacak? Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: “Senin tahtınböyle mi?” denildi. Dedi ki: “Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilimverilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.”

FİRAVUNUN SİĞİRBAZLARI

Sihirbazlar, Firavun ve Mısır halkının önünde yere birkaç değnek ve ip atmışlardı. Onlar dakıvrılıp yılan gibi görülmeye başlamıştı. Ancak emr-i ilâhî ile Mûsâ-aleyhisselâm- asâsını atınca, o, kocaman bir ejderhâ olup meydandaki bütünsihir âletlerini yuttu. Sihirbazlar, bu hâlin beşerî bir sanat ve mârifetdeğil, ilâhî bir mûcize olduğunu anladılar. Çünkü sihir olsaydı, atılan değnekve ipler, sihir bozulduğunda yerinde kalırdı. Hâlbuki sihirbazların sihirleribozulup iptâl edildiği gibi, aynı zamanda değnek ve ipler de ortadankaybolmuştu:

“Böylece gerçekortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.” (el-A’râf, 118)

Mûsâ-aleyhisselâm-’ın asâsı sihirbazların sihir âletlerinden ne varsa hepsiniyutmuş, fakat asâda hiçbir farklılık olmamıştı. Allâh -celle celâlühû-, bununbeşerî bir hüner olmadığını, bilâkis kudret-i ilâhî olduğunu sihirbazlaragöstermeyi murâd etmişti. Zîrâ o esnâda sihirbazların yaptığı şey beşerî birhüner ve kâbiliyete dayanan bazı oyunlardan ibâretti. Mûsâ -aleyhisselâm-’ınasâsında zuhûr eden hârikulâde hâdise ise Allâh Teâlâ’nın kudretinintecellîsinden başka bir şey değildi. Onun için sihirbazların alelâdehünerlerini yok ediyordu. İşte bunun içindir ki Hazret-i Mûsâ’nın beşerî birhüner sâhibi mi olduğunu, yoksa semâvî bir kudretle mi desteklendiğini anlamakisteyen sihirbazların reisi, arkadaşlarından birine şöyle dedi:“_Bu işlerolurken Mûsâ’ya dikkatle bak bakalım, o anda ne gibi bir hâl içindeolacak?”Arkadaşı da öyle yaptı. Mûsâ -aleyhisselâm-’ın hâl ve tavırlarınıdikkatle süzdü. Durumu baş sihirbaza şöyle bildirdi:“_Hâdise meydana gelirkenMûsâ’nın rengi atıyor, haşyetullâh içerisinde ve ilâhî bir tecellîye mazhar durumda,fakat asâ işine devâm ediyor…”Bunu öğrenen sihirbazların reisi şunlarısöyledi:“_Öyleyse bu tecellî Allâh’tandır, Mûsâ’nın işi değildir. Zîrâ birsihirbaz kendi sihrinden korkmaz. Hiçbir sanatkâr kendi sanatından korkmaz,bilâkis onu kolayca ve rahatlıkla icrâ eder.”Bunları söyleyen sihirbazlarınreisi, daha sonra Mûsâ -aleyhisselâm-’ın hak peygamber olduğuna îmân etti.Diğer sihirbaz arkadaşları da kendisine tâbî oldular ve îmân ile şereflendiler.

Kur’ân-ı Kerîm’debuyrulur: “(İştebu mûcizeyi gören) sihirbazlar, derhal secdeye kapandılar:

«–Âlemlerin Rabbine,Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine îmân ettik!» dediler.

AKLI KULLANABİLMEK VE VAHY KARŞISINDATESLİMİYET GÖSTERMEYEÖRNEKLERSUNDUK

Belkıs validemize tahtının sorulmasında verdiğicevab bu benim tahtım değil yada bu benim tahtımdır bilakis şu cevabı veriyorona benziyor yani oda olabilir olmayada bilir. Bu cavabı inceleyen alimlerbelkıs validemizin aklının kemaline işaret ediyor yani aklını kullanabilen vebunun neticesinde de öncekihayatını şu sözleriyle

“(Melîke:) “Rabbim! Gerçekten ben nefsime zulmetmişim!Artık Süleymân’la berâber âlemlerin Rabbi olan Allah’a teslîm oldum!” dedi. nemlsuresi 44

Siğirbazlarda karşılaştıkları mucize karşısındaakıllarını kullanarak vahy teslim oldular ve secdeye kapandılar.

ŞİMDİ SİZE BİR SORU?

El- Hayy (daima diri olan) El- Azim (çok yüce), El-Aliy (gücü ileherşeyden üstün),El-Aziz; en güçlü,kuvvetli, üstün gelen, daima galip olan, asla acizolmayan, şerefli, kahhar, melik ve ulvi olan Allah teala’nın sözleri Kur’an-ın ve Allah’ın Rasulu HzMuhammed (s.a.v) çağrısıkarşısında aklınızı kullanıp teslim olup secde edenlerden misiniz? İnkar edip yüz çevirenlerdenmi?

EN DOĞRUSUNU ALLAH TEÂLA BİLİR.

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Faris ÇİFTÇİTüm Yazıları
Yorum Yaz