MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

DİL İLE DEĞİL, KALP İLE

479 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
DİL İLE DEĞİL, KALP İLE

 

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

 

DİL İLE DEĞİL, KALP İLE

 

Hamd gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri emsalsiz yaratan ve saymaktan aciz olduğumuz nimetler bahşeden kainatın sahibi, hakimi, ilahı ve rabbi olan Allah subhanehu ve teala’yadır. Salat ve Selam son Rasul yaşıyan Kur’an müminlerin önderi Hz. Muhammed’e sallallahu aleyhi ve sellem aline ashabına ve müminlerin üzerine olsun.

Abdullah b. Ömer’in, babası Hz. Ömer’den naklettiği bu hadis şöyledir:

“Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)’in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru peygamber (s.a.s.)’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:”Ya Muhammed! Bana İslâm’ın ne olduğunu söyle?” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt’i hac etmendir.” buyurdu. O zat: “Doğru söyledin.” dedi. Babam dedi ki: “Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.”

“Bana imandan haber ver?” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): Âllah’a, Allah’ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır.” buyurdu. O zât yine: “Doğru söyledin.” dedi. Bu sefer ……..

Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki: “İman etmediniz. (Öyle ise, “iman ettik” demeyin.) “أَسْلَمْنَا ”islam olduk deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Hucurat Suresi 14. Ayet

yukarıda zikrettiğimiz hadis ve Kur’an dan getirdiğimiz delillerle islam ve imanın birbirinden ayrı şeyler olduğunu tespit etmiş olduk. Burada karşımıza İman nedir ? suali çıkmaktadır.

İMAN NEDİR ?

İmâm Ebû Hanîfe’ye göre îmân, kalbin tasdiki ve dilin ikrarından ibarettir.Tek başına ikrâr(DİL İLE SÖYLEM), tasdik(ONAYLAMAK) ve marifet(BİLMEK) îmânın sahih olması için yeterli olmaz. Zira ikrârın yeterli olmasını kabul durumunda münafıkların, tasdikin yeterli olması durumunda îmânı ikrâr etmeyenlerin; marifetin yeterli olması durumunda da Şeytan’ın ve Ehl-i Kitab’ın îmânlarının sahih olması gerekir. Halbuki bütün bu sayılanlar Kur’ân âyetlerinin şehadetleriyle kafirdirler.

Ona göre tek başına tasdikin yeterli olmayacağına ve ikrarın şart olduğuna Kur’ân’dan pek çok delil getirmek mümkündür. Örneklenecek olursa Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Rasûle indirileni duyunca gözlerinin, bildikleri doğrular sebebiyle dolu dolu olduğunu görürsün. Derler ki: Ey Rabbimiz biz îmân ettik… Allah da onları bu sözlerine karşılık altlarından ırmaklar aktığı cennetlerle mükafatlandırır.”[Maide Suresi 83-84-85] Bu âyete göre Allah, insanlara marifet ve ikrâra binaen cenneti vadetmektedir.

Yine “Allah’a ve bize indirilene îmân ettik deyin”[Bakara Suresi 36] ve “Allah onlara takva kelimesini farz kılmıştır”[Feth 26] “Onlar sözlerin en güzeline hidâyet olundular”[Hac 24] “Allah îmân edenleri dünya ve ahirette sabit söz üzerine sebat ettirir”[İbrahim 27] “Onlar sizin îmânınız gibi îmân ederlerse kurtulurlar”[ibrahim 27] buyurmuştur.

Allah Teâlâ mezkûr âyetlerde îmânı: “Sabit Söz”, “Takva kelimesi” “Sözlerin En Güzeli” şeklinde nitelemiş ve “İman ettik deyin” şeklinde ikrârı emretmiştir. Sonradan gelecek mü’minlerin de ifade edilen şekilde îmân etmeleri durumunda kurtuluşa ereceklerini haber vermiştir.

Bütün bunlardan îmânın sıhhati(kabulü) için tek başına tasdikin yeterli olmadığı ortaya çıkar.

Tasdik ve ikrâr olmaksızın tek başına marifet(BİLMEK) de yeterli değildir.

Ebû Hanîfe buna delil olarak İblis, kafirler ve Ehl-i Kitab’ın îmânlarının sahih olmadığını ifade eden âyetleri göstermiştir.

İblis Allah’ı tanımaktadır. “Ey Rabbim beni dalalete düşürdün…”[Hicr 39] “Bana onların tekrar dirileceği güne kadar mühlet ver”[Araf 14] “Beni ateşten onu topraktan yarattın”[Araf 12] dediği sâbittir. Bütün bu âyetlerin de ifade ettiği gibi İblis Rabbini tanımakta onun yaratıcısı olduğunu itiraf etmektedir. Ama buna rağmen Kur’ân onun kafir olduğunu haber vermektedir. Tek başına marifet yeterli olmuş olsaydı İblis’in kâfir olmaması gerekirdi.

Yüce Allah kâfirlerin hakkında “Onu tanımalarına rağmen bile bile inkar ettiler”[Neml 14] “Allah’ın nimetlerini bilirler, sonrada inkar ederler, onların çoğu kafirlerdir.”[Nahl 83] “Onlara, sizlere göklerde ve yerlerde kim rızık veriyor denildiğinde; Allah derler… Onlara öyleyse Allah’tan hiç korkmaz mısınız de.”[Yunus 31-32] buyurmaktadır.

Âyetlerde de açıkça ifade edildiği gibi kâfirlerin bir kısmı Allah’ı bilmelerine rağmen küfürle vasfedilmişlerdir. Yani tek başına Allah’ın tanınması îmânın sıhhati için yeterli değildir.

Ehl-i Kitap için de durum aynıdır. Onlar Allah Rasûlünün hak peygamber olduğunu bilmelerine rağmen ona îmân etmemişlerdir. Bu sebeple haklarında “Onlar onu çocuklarını bildikleri gibi bilirler”[Bakara 146- Enam 20] buyurulmuştur.Tek başına bilmek yeterli olmuş olsaydı Ehl-i Kitab’ın îmânlarının sahih olması gerekirdi.

Ebû Hanîfe “İmanın tasdik ve ikrar oluşuna” Kur’an’ın yanı sıra sünnetten de delil getirmiştir.Ona göre Allah Rasûlü’nün “Lâ ilâhe illallâh deyin, kurtulun”[Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II. 492, IV. 63-341, V. 371-376] sözü ile, müşrikleri îmâna davet ederken onları Allah’ın var, bir ve ortağının olmadığına, kendisinin de, Allah’ın katından getirdiklerinin hak oluşuna şehadet ve bunu ikrar etmeye davet edişi de[Ez-Zebîdî, Ukûdu’l Cevâhiri’l Münîfe, I. 195; el-Hârizmî, Câmiu’l Mesânid, I. 119] îmânın tasdik ve ikrar olduğuna delalet etmektedir.Müşriklerden şehadet ve ikrârı istemesi ve bunları kabul etmeyenleri kâfir sayması göz önünde bulundurulursa ikrârın îmânın rükunlarından olduğu şüpheye yer kalmayacak ölçüde anlaşılacaktır.(DİP NOT; DİL İLE İKRAR İÇİN ŞİDDETLİ BASKI VE ÖLDÜRÜLME TEHLİKESİ İLE KARŞI KARŞIYA KALINMADIĞI DURUMLAR İÇİN GEÇERLİDİR.)

İşte Ebû Hanîfe bütün bu örneklerden hareketle îmânı; kalbin marifeti ve tasdiki, dilin de bunları ikrarı olarak tarif etmiştir. Luğavî ve Kur’anî kullanım esas alınarak yapılmış olduğu söyleyebileceğimiz bu îmân tarifi onun itikadla alakalı eserlerinde ve menâkıb kitaplarındaki konu ile ilgili metinlerde bu şekilde geçmektedir.

SİZ KESİN DELİLİNİZİ GETİRİN HAYDİ !!

“(Onlar mı hayırlı) yoksa, gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren mi? Çünkü biz onunla, bir ağacını bile bitirmeye gücünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir. Allah’la beraber başka bir ilâh mı var! Doğrusu onlar sapıklıkta devam eden bir güruhtur.(Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah’ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.(Onlar mı hayırlı) yoksa, kendine yalvardığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri yapan mı? Allah’ın yanında başka bir ilâh mı var? Ne kıt düşünüyorsunuz?(Onlar mı hayırlı) yoksa, karanın ve denizin karanlıkları içinde size yolu bulduran, rahmetinin (yağmurun) önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen mi? Allah’ın yanında başka bir ilâh mı var? Allah onların koştukları ortaklardan çok yücedir, münezzehtir.(Onlar mı hayırlı) yoksa, önce yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden ve sizi hem gökten, hem yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber başka bir ilâh mı var? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız, siz kesin delilinizi getirin haydi! ”  [ NEML SURESİ 60-61-62-63-64  ]

Giriş bölümünde İman’ın tarifini açıklamanın sebebi İman’ın aslının, yerinin kalp ile tasdik kabul ediş oluşudur. Ve kalbin asli rukunlerinden,temayüllerinden olan SEVGİ ve KORKU yukarıdaki ayette bahsedilen ve muhatab alınan kişilerin bu temayülleri Allah subhanehu ve teala’dan başkalarına has kılmaları sonucu yoktan var eden Allah’ı (c.c) bırakıp, yok iken var edilmiş yok olmaya mahkum ve aciz varlıklara itaat ve teslimiyetle kulluk yapmaları sapıklık olarak nitelendirilmiştir.

İLAH KELİMESİNİN MANASI NEDİR ?

İlâh kelimesinin kökü konusunda iki görüş vardır.Birinci görüşe göre: İlâh kelimesi aslen “ibâdet etmek” anlamına gelen “يَأله-ألَه elehe-ye’lehu”den gelir. Buna göre kelimenin mânâsı: “Ma’bûd/kendisine ibâdet edilen”dir. Diğer görüşe göre: “Hayret etmek, şaşkına dönmek” anlamındaki “يَأله-ألِه elihe-ye’lehu” den gelir.Mânâsı ise: “Yüceliğiyle, kudretiyle akılları hayrete düşüren” demektir. Bu iki görüşten birinci görüş diğerinden daha kuvvetlidir. Zîrâ birinci görüşe göre, ilâh kelimesi zâten ma’bûd anlamına geldiğinden, isimle müsemma arasında herhangi bir bağlantı sağlamaya gerek yoktur. Buna göre kendisine ibâdet edilen tüm varlıklar, ister hak olsun isterse de bâtıl olsun ibâdet edenler açısından ilâh olmaktadırlar. Zîrâ ifâde edildiği üzere ilâh kelimesi: “Kendisine ibâdet edilen şey” anlamına gelmekte olup, kendisine ibâdet edilen şeyler hakkında kullanılan cins isimdir.“Allâh’u Teâlâ şöyle buyurdu: İki ilâh edinmeyin! O ancak tek ilâhtır.” (Nahl: 16/51)

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “İlâh, ilâh edinilendir. İlâh edinilen de ibâdet edilmeyi hak edendir. İlâh demek gönüllerin sonsuz bir sevgi, saygı, iclâl ve ikrâm ile recâ ve havf ile kendisine yöneldiği, tapınıp sığındığı zat demektir… İşte bu hak ilâh, ancak Allâh’tır.” [İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ: 1/135; 10/249.]

İmâm İbn Receb rahîmehullâh, şöyle demiştir: “İlâh kendisine itaat edilip, asla isyân edilmeyendir. O’nun heybeti ve azameti büyüktür. O kendisine saygı, sevgi, korku ve umutla bağlanılandır. Kendisine tevvekkül edilen, kendisinden istenilen ve duâ ile yardıma çağrılandır. İşte bütün bunlar ancak Allâh için geçerlidir. Allâh’tan başkasının bu konularda hiçbir hak ve yetkisi yoktur. Kim, bir yaratığı Azîz ve Celîl olan Allâh’a şirk koşar, ilâhlığa gölge düşürürse, işte bu kimse Allâh’tan başka bir varlığa bağlanmış ve ona ibâdet etmiş olur.” [İbn Receb, Kelimetu’l-İhlâs: 23.]

Kişi sevdiği bir şeyi ancak ondan daha çok sevdiği bir şey için terkeder.

Neml Suresinde zikredilen ve Allah (c.c) başka kimsenin güç yetiremediği ve yetiremiyeceği, insanın hiç bir güç ve kuvvet harcamaksızın faydalanmaya devam ettiği bu nimetler gözler önünde olmasına rağmen insanlar sevgi ve korkuyu Allah (c.c ) dışındakilere has kılarak onlara ibadet etmelerinin sebebi ; kendisinin yaratılış amacını anlayamaması, içinde bulunduğu Dünya’nın gerçek mahiyetini anlayıp kalbine yerleştirememesi ve Alemlerin Rabbi Allah subhanehu ve teala’yı tanıyamamak olmuştur. Kalpte sevgi beslenilen; elde edebilmek  ve razı edebilmek, rızasını kazana bilmek için uğrunda mücadele edilendir. Herşeyin gerçek sahibi, hakimi ve yoktan var edeni Allah subhanehu ve teala sevginin ve korkunun kendisine has kılınmasını hak edendir. Çünkü O gerçek Hak İlah’tır. İnsan fıtratı gereği eşini, çocuğunu, annesini babasını sevebilir ve bu meselenin fıkhi boyutu vardır. Allah (c.c) emri ile kalpte fıtri sevgi beslediği kişi yada eşya karşı karşıya geldiğinde ikisinden birisini seçmek zorunda olduğunda sevgiyi Allah’a (c.c) has kılan kişi Rabbinin emrini yerine getirendir.

“Bu böyledir. Çünkü Allah hakkın ta kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise batıldır. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.” Lokman Suresi 30. Ayet

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır.

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Allah (c.c) Hakkı Hak bilip Hakka sarılan.Batılı batıl bilip ondan uzaklaşanlardan eylesin.

 

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Faris ÇİFTÇİTüm Yazıları
Yorum Yaz