MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

DANIŞMA İLKESİ

131 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
DANIŞMA İLKESİ

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Hikmetlerinin emsalsizliğiakılları mağlup eden, delillerinin inceliği düşünceleri yenen, sanatındakidehşet ve harikası inkârcılara mazeret bırakmayan ve delillerinin dillerikâinatın kulaklarına ‘’ Allahtan başka hiç bir ilah yoktur’’ diye haykıranAllah’a hamdolsun. Salat ve selam da Efendimiz, Önderimiz ve Rehberimiz olanHz. Muhammed(sav) ‘e, a’line, ashabına ve onun izinden giden ümmetine olsun.

 O Allah ki onun kendisinedenk olabilecek ne bir dengi ne kendisine benzeyecek bir benzeri ne de yardımcıolacak bir ortağı vardır. O, kahredici gücü karşısında zorbaların boyun eğdiğibir Cebbardır. O, izzet ve şerefi karşısında haşmetli Kralların zelil düştüğü,heybeti karşısında bütün heybet sahiplerinin korkup boyun eğdiği veyarattıklarının hepsinin, ister istemez kendisine itaatte teslim olduğu birAziz’dir.  İste Aziz ve Celil olan Allah, bu hususta şöylebuyurmuştur :‘’Göklerde ve yerde olanlar, ister istemez Allah’a boyun eğerler. Gölgeleri desabah akşam Allah’a boyun eğerler. [ Rad S. – 15 ] .Allah öyle bir Allah’tır ki, her varlık onun birliğinedavet eder. Her hisseden şey, onun varlığını gösterir. Çünkü o, mevcudata vehissedilen şeylere sanatının damgasını vurmuştur.

Bugün, dininizi kemale erdirip üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Din olarak da size İslam’ı seçtim. Maide 3

DANIŞMA İLKESİ

İslâm dini şurâ usülü prensibiniortaya koymuş, kabullenmiştir. Allah (cc) şöyle buyurur: “…ki bunların işleriaralarında meşveret iledir. ( Şura 38 )”, “ İş hususunda onlarla müşâvere et. ( Al-I İmran 159 ) ” Danışmausülünün kabul ve benimsenmesi, toplumun içinde bulunduğu durumun tabii birsonucu da değildir. Araplar büyük bir cehalet, son derece gerilik ve ictimaibir düşüklük içinde bulunuyorlardı. İslâm dininin bu danışma usülünü kabuletmesinin nedeni , her şeyden önce, zaman zaman değişiklik veya tebdileuğramayı reddeden, sürekli, tam bir din ve hukuk sistemi oluşunun icabıdır.Çünkü danışma usülünün tatbiki cemiyet seviyesinin yükselmesine, umumimeseleler üzerinde düşünüp onlara önem vermeye yol açar. Milletin geleceğiniyepyeni bir bakış ve değerlendirmeye tâbi tutar. Dolaylı da olsa halkınyönetime katılmasına imkân verir. Devlet idarecilerinin halk tarafındandoğrudan doğruya ve dolaylı kontrölünü sağlar. Şu halde

“İslâm’ın kemâle ermesi, toplumun sevk veidare seviyesinin yükseltilmesi için şürâ usülü kabul edilmiştir.’’

Şürâ usülü ile ilgili yukarıdaki ikihükmün son derece genel mahiyette ve esneklik arzettiği meydandadır. Gelecektedeğiştirilip tebdil edilmelerine lüzüm yoktur. Bu durum da İslâm’ın değişiklikve tebdili kabul etmemesi, fikrini açıklamaktadır.

Bu itibarla İslâm hukuku danışma usülünügenel bir ilke olarak tespit eylemiş, uygulaması için gerekli kurallarınçoğunun tesbitini yetkili makamlara, yöneticilere bırakmıştır. Çünkü bukurallar, yer, zaman ve toplumlara göre değişmekte, değişebilmektedir. Yetkilimakamlar, dolaylı veya dolaysız usüller ile farazâ, ailenin, aşiretlerin,grupların başkanları vasıtasıyla, yahut belirli vasıfları taşıyan yurttaşlardanhalkın görüşünün ne merkezde olduğunu öğre- nebilirler. Toplumun görüş vetemâyülünü öğrenmek hususunda cemiyet ve âmme menfaatına zarar vermeden, zararazararla mukabelede bulunmama şartı ile, daha iyi görülen en iyi metotizlenebilir.

Danışma usülünün uygulanmasına has temel kurallarazdır. Bunların teferruatla ilgili yönlerinin açıklanması, hükümlerininkonulması yetkililere bırakılmışsa da asıl kuralları İslâm açıklamış olup, bunuidarecilere bırakmamıştır. Bu temel kurallar da danışma usülünün temel hükmügibi değişiklik ve tebdil kabul etmez. Çünkü hakkında özel hükümler gelmiştir.Hakkında Kur’ân veya Sünnette hüküm bulunan konuda naslar değiştirilip tebdiledilemez. İslâm”ın bir temel prensibi şudur: ““Mevrid-i nasda ictihada mesağyoktur.( Mecelle 14 Md.) Hukuki bir hükmün bulunduğu yerde ictihattabulunulamaz.

Şürâ usülünün uygulanmasında İslâm’ın,izlenmesini gerekli kıldığı kurallardan biri şudur; görüşü benimsenençoğunluğun bu fikrini, azınlığın da benimseme gereği ve zorunluluğudur.Çoğunluğun savunduğu gibi azınlığın da aynı fikirleri desteklemesi ve savunmasızorunludur. Zira azınlıkta kalanların tartışma dönemi geçmiş, görüşlertartışıldıktan sonra çoğunluk bir fikirde karar kılmıştır. Azınlıkta kalanlarıntartışma dönemi geçmiş, artık görüşlerini tartışma alanına getirmeleri,uygulama alanına konulmuş görüş hakkında şüphe uyandırır şekilde bir faaliyetve propagandada bulunma hakları kalmamıştır. Böyle hareket etmek, Hz.Peygamber(as)’in bir sünnetidir ve şu âyet-i kerime hükmüne göre insanların uymasıgerekir: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan dasakının. (Haşr 7)

Hz.Peygamber şu sünneti koymuş, hayatındada tatbik etmiş, vefatından sonra o prensibi sahabeler uygulamaya devametmişlerdir. Kureyşlilerin Uhud savaşına hazırlandıklarını, Medine üzerineyürüyerek Uhud dağının yakınında ordugâh kurduklarını Hz.Muhammed (as)öğrenince ashabını toplamış, bu şürâ ilkesine uyarak ashabı ile istişâredebulunmuş, Kureyşlilere karşı koymak için şehir dışına mı çıkılması veyaMedine’de mi kalınması konusunda herkes görüşlerini açıklamıştır. Hz.Peygamberas’in görüşü, Medine’den çıkmamak, şehirde istihkâm kurmak, Kureyşliler şehregirdiklerinde onlarla müslümanların sokak başlarında çarpışmaları, kadınlarında evlerin üstünden bu mücâdeleye katılabilmelerini sağlamak şeklindeydi. Bugörüşü Abdullah b.Ubeyy ve bazı sahabiler destekledi. Fakat ashabın çoğunluğuMedine dışına çıkılması görüşünü savundular ve bu konuda ısrar ettiler.Hz.Peygamber (as), çoğunluğun görüşüne uyarak Medine dışına çıkmaya kararverdi. O, bu hareketiyle çoğunluğun görüşünü uygulayan ilk insandı. Hemenkalktı; odasına giderek giyindi, dışarı çıktı, azınlığı ve çoğunluğu Medinedışında düşmanı karşılayıp savaşmaya davet etti. Kendi görüşüne uymasa bileçoğunluğun görüşünü uygulamak için hemen harekete geçti. Halbuki daha sonrakiolayların gelişmeleri, Hz.Peygamber (sav)’in görüşünün daha isâbetli olduğunugöstermiştir.

Ashab-ı Kirâm, Rasulullah (as)’ın vefatındansonra dinden çıkanlar (irtidâd edenler) ile savaşlarında da bu sünnet(istişareyi emreden uygulama) gereğince hareket ettiler, Çoğunluğun görüşüönce, İslam’dan çıkanlarla savaşmamak, onlarla barış yapmak şeklindeydi. BaştaHz.Ebu Bekir (ra) olmak üzere azınlığın görüşü ise, onlarla savaşmak ve irtidadedenlere müsamahada bulunmamak şeklindeydi. Karşılıklı fikir alışverişinden,istişâreden sonra azınlığın görüşü çoğunluk tarafından benimsendi. Bu görüşuygulama alanına konulunca, karşı fikirde bulunanlar da, artık o fikrin tatbikinde canlarıve mallarıyla çalıştılar.

Genel danışma usülünü tamamlayan bugüzel sünnet ve uygulama, zamanımızda demokrasinin başarısızlığa, çıkmazagirdiği konular için en iyi bir çıkış yolu, çözüm tarzıdır. Demokratik ülkelerin,danışma ilkesini uygulamada büyük bir başarısızlık içinde olduğunu, şürâmüessesinin yaralar aldığını herkes gayet iyi biliyor. Bu başarısızlığın asılsebebi ise, münakaşa ile müzakere dönemi kapandıktan sonra çoğunlukla kabuledilen görüşün, azınlık tarafından tenkidine müsaade edilmesidir. Böyleceçoğunluk tarafından benimsenen fikrin uygulanması ve infazı sırasında azınlıktarafından, bu görüşün önemi, yeterliliği ve uygunluğu konusunda şüpheleruyandırılmakta ve buna müsamaha edilmektedir. Hatta görüşün uygulanmasındansonra bile hâlâ ekseriyetin fikri tenkit edilip horhanmaktadır. Çoğunluğuniktidara gelmesi kural olduğu halde, bu iktidar grubunun fikir ve icraatıbeklenilen saygı ve olgunlukla karşılanmamakta, hatta sürekli şekilde hakkındaşüpheler uyandırılıp alay konusu yapılmakta, onların önemsiz ve yetersiz olduğusöylenmektedir. Çoğunluğun çıkardığı kanun- ları uygulamada çekimserdavranmakta, bu durum ve tutum azınlığın iktidara gelişine kadar sürüpgitmektedir. Azınlık, iktidara gelince de kendi görüş ve dav- ranışları, aynısıile karşılık görmektedir. Böylece iktidardaki her grup, her görüş, davranışbakımından sürekli tenkit, şüphe ve alay konusu haline getirilmektedir.Tenkitçi, kişi görüşünü, fikir teâtisi sırasında belirtirse veya dala öncemünakaşası yapılmamış görüşlerin tenkidini yaparsa, bu ıslah ve doğruyu bulmayollarından biridir ve normaldir. Fakat uygulama alanına konulmuş, mü- nakaşadönemi geçmiş görüşler hakkında şüphe doğuracak tenkitlerde bulunmak,bozgunculuğun tâ kendisidir. Şârâ usülünün dayandığı temele ters düşmektedir.Danışma usülünün temeli, temel esprisi, çoğunluğun kabul eylediği fikre görehalkın idare edilmesidir. Bunun mânası, halkın çoğunluğu bir fikir etrafındabirleşirse o kanun olmuştur. Artık kendisine saygı duyulması ve itaat edilmesigereken bir hüküm haline gelmiştir.

Fakat azınlığın, çoğunluğa karşı aldığıolumsuz tutum, tabii olarak şu sonucu doğurmaktadır: Demokratik ülkelerdehükümet yetkilileri iyi davranamayan âcizler şeklinde tanıtılmakta, böyleceyurttaşlar yönetime karşı güvenlerini kaybetmekte, halkı idarede ve işlerinigörmedeki güçlerinden şüphe etmektedirler. Vatandaşlar, bir gün bile iktidarınfikrinin takdir edildiğini işitmedikleri için ve düşüncelerinin alay konusuedilmediğini, icraatının tenkit edilmeyip hakkında şüphe uyandırılmadığınıgörmedikleri için, yönetime karşı güven duyguları haklı olarak sarsılmakta,güvenlerini yitirmektedirler.

Demokratik ülkelerde, danışma ilkesininuygulanmasındaki başarısızlığın esası, halkın, yönetimi ellerindebulunduranlara karşı güvensizlik duymasının öne çıkması sebebiyledir. Bubaşarısızlığın bütün demokratik ülkelerde yaygın hal alması insanlarda, danışmailkesine karşı menfi duygu uyandırmakta, kâbil-i tatbik bir müessese olmadığınaonları inanır hale getirmektedir. Böylece bu ilkeyi tatbik durumunda olanlarhakkında uyandırılan bu güvensizlik ve şüphe, şürâ usülünden vazgeçmelerinesebep olmuştur. Ve demokratik ülkelerden birçoğunda milletlerin yaşadığıitimatsızlık ve şüphe haline bir çözüm bulunabilir

ideali ve zanlarıyla hareket edenyöneticiler, diktatörlük ilkesini benimsemeğe kalkışmışlardır.

Bununla diktatörlük ağızları kapamakta,fikir, seçme- seçilme hürriyetlerine son vermekte, milletle idareciler arasındagüveni kaldırmakta, halk ve hükümet istenmeyen felâketlere sürüklenmekte veyapılan her iş ve icraat yalnızca zararlı sonuçlar doğurmaktadır. Başarısızdemokrasiden sonra onun yerine getirilen diktatörlük, genellikle problemlerinüstesinden gelecekmiş gibi işe başlamaktaysa da, aslında umulan bu başarı,tecrübelerin de isbatladığı gibi, rejimlerle değil, idare edenlere, idare edilenlerinduyduğu güven daha kötü olmuştur .

Ve şimdi haklı olarak şunusöyleyebiliriz: İslâm, hukuk sisteminde yalnızca aciz beşeri sistemlerinbaşarısızlığına çözüm getirmekle kalmamakta, bunun yanında insanlığıdiktatörlükten koruyan bir emniyet sübabını da beraberinde getirmektedir. Çünküİslâm hukuku, şürâ usülünün nazari değerini koyup izah eyledikten sonrayeterliliğini gerçekleştirmekte, bütün kuvvetleri toplumun emrine vermektedir.Danışma usülünü ayakta tutan ve ona önem veren idarecilere güven duymayı telkinederek, yıkıcı ilkeler ve faaliyetleri, diktatörlüğe giden yolları kapamaktadır. ( En-Nizamul İslam )

Ve yine diyebiliriz ki, beşeri düzenler ,aslında işbirliği , menfaat ve karşılıklı çıkara dayanmaktadır. Fakat kötüuygulama sebebiyle, idarecilerin, idare edilenlere baskıları, bu iki gruparasında işbirliğinin kaybına yol açmıştır. Diktatörlük de aslında itaat,yöneticiyle yönetilen arasındaki güvene dayanır. Fakat az önce de belirtildiğigibi, kötü tatbikat nedeniyledir ki, yönetenlerin yönetilenlere baskıdabulunmalarına ve aralarındaki güvenin kalkmasına sebep olmuştur. İslâmınöngördüğü sistem ise , istişâre merhalesinde, danışma safhasında, işbirliği vedanışma, müzakere; infaz ve uygulama safhasında ise, itaat ve güven esasınadayanmaktadır. Orada bir grubun bir diğer gruba tahakkümüne, baskıda bu-lunmasına müsamaha gösterilmemekte, müsaade edilmemektedir.

Böylece İslâm dininin sistemi, demokrasive diktatörlüğün iştişare tanımını bir araya getirmiş, aynı zamanda her ikisistemin hatalı, yanlış yönlerini reddetmiş, onlardan kendisini uzak tutmuştur.

İslâm hukuku, şürâ usülü ilkesini bugünkükanunlardan on bir asır önce kabul etmiştir. Zira bu kanunlar danışma usülünüancak Fransız İhtilâli’nden sonra tanıyabilmiştir. Danışma ilkesini, 17. asırdatanıyan İngiltere ve 18. asrın ikinci yarısında tanıyan Amerika BirleşikDevletleri kanunları bu genel hükümden bir istisnâdır. Fransız kanunları ilekıta Avrupası kanunları şürâ ilkesini 18. asrın sonlarında benimsedi; 19.asırda birçok ülke kanunlar, da bu usülü ve ilkeyi benimsemek zorunda kaldı. Şudurumda bugünkü kanunlar danışma ilkesini ka- bul etmekle, ancak kenditoplumları, rejimleri açısından yeni bir şey getirmiş ve ilk defa İslâm’ıngetirdiği bir müesseseye onlar da kavuşmuş oluyorlar. İs- lâm’ın, Miladi 7.asırdan beri takibettiği yolu izlemeye başlıyorlar.

Yazdıklarımızın doğrusuİslam’ın hatası ise bizimdir. Allah(c.c.) Hakkı Hak bilip Hakka sarılan, Batılıbatıl bilip batıldan uzaklaşanlardan eylesin. Âmin.

KÛLÛ LA İLAHE İLLALLAH, TUFLİHÛ! (La ilahe illallah deyiniz, kurtulunuz!)

ELHAMDULİLLAHİRABBİLALEMİN

Zafer GÜVENTüm Yazıları
Yorum Yaz