MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

BİD’AT

537 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
BİD’AT

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

BİD’AT

                Her hâlükârda övülen, her işte kendisine hamd edilerek başlanılan, işlerimizi hayırla sonuçlandıran o Rabbe Hamd ederiz. Yardımı ve mağfireti ondan dileriz. Nefislerimizin şerrinden, amellerimizin kötülüklerinden O’na azze ve celle sığınırız. O’nun saptırdığını kimse doğru yola iletemez, O’nun doğru yola ilettiğini ise kimse saptıramaz.

Salat; Efendimiz, Dostumuz, Canlarımızdan evla sevdiğimiz Muhammed Mustafa’nın(sav) üzerine olsun. O (sav) Mü’min’lere karşı rahmet ve merhamet, kâfirlere karşı ise hiddet peygamberidir. O’nun getirdiği tüm kavimleredir. O’nun hüccetinin yanına hiç kimsenin hücceti olamaz. Akl-ı Selimin onun yolunan başka gideceği hiçbir yol yoktur. Selam ise Muhammed’in (sav)  Milletine olsun inşaAllah.

Bundan sonra hiç şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın azze ve celle kelamı, yolların en hayırlısı Muhammed’in (sav) yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlardır. Her sonradan çıkarılan bidattir. Her bidat sapıklıktır. Her sapıklık ise ateştedir.

Bizler gelenek, görenek, örf olarak büyüklerimizden bir takım miraslar aldık ki bu toplumdan yaşayan tüm fertler olarak kadın, erkek, genç, yaşlı demeden bunu istisnasız kabul edecektir. Bu miras olarak bırakılan şeylerin ilk başında gelen unsur ise her zaman İslam oldu. Bizlerde bilmeden bu dinin miras olarak nesillerden nesillere aktarılabilecek olduğunu düşünerek Müslüman olduğumuzu söyledik. Ancak ulema bunun böyle olmadığını İslam’ın Esasları olan bir Din olduğunu ve bu esasları yerine getirmeden İslam Dinine girişin olmayacağını söyleyerek zihinlerdeki kalıplaşmış pasları kazıyıp atmıştır. Bu esasların başında gelen ilk Unsur “La İlahe İllallah” itikadını benimsemek, “Muhammedurrasullah” tasdiğini de hayatlara tatbik etmek, devamında ise bunu bozacak her türlü halden muhafaza için gayret sarf etmektir. Ancak bizler bu itikadı delik deşik edip kenarlarından yonttuktan sonra kabullenmeye çalıştık ki bunun sonucunda içleri boşaltılmış Müslümanlar ortaya çıktı. Tıpkı ruhu içerisinden çekilmiş bir cesede insan diyemeyeceğimiz gibi İçerisinden İslam alınmış bir ferde maalesef Müslüman diyemeyiz. Cesedin etrafında buz torbaları koyup kokmasını engellediklerinde, arkasına yastık koyup oturttuklarında, üzerine kıyafet giydirip çıplaklıktan kurtardıklarında o cesed canlı olmuyorsa, ferde “Müslüman!” dediklerinde, eline Kur’an’ı Kerim’i verip, üzerine cilbabı giydirdiklerinde asla Müslüman olmaz.

Müslüman olunmasının yolu tektir ki oda Allah azze ve cele den başka ilah kabul etmeyip Rasulunu hayatımıza şiar edinip onların önünden yürümeyecek, kuralı, nizamı, hududu dinin sahibi Allah azze ve celle ye bırakacak bizler yaşamakla görevli memurlar olacağız. Ancak insanlar her zaman ki gibi burada da hududları aşarak o dine müdahalede bulunmaya çalıştı. Bu müdahaleye İslami ıstılahta BİDAT denmektedir.

Çağımızdaki birçok ferdin bilerek ya da bilmeyerek içerisine düştüğü Bidat yanılgısı ki bu kişileri Allah’ın azze ve celle rıza için yaptığı amelleri zayi etmekle kalmayıp tıpkı bir binanın temeline koyulan dinamit misali itikadı yerle bir etmektedir. Bidatı ortaya atan ve hayatına geçirenlere ise yaptığının yanlış olduğu tebliğ edildiğinde Allah rızası için yaptıklarını söyleyerek ya da küçücük bir şey olduğunu iddia ederek yapılan fiile hüccet aramaktadırlar. Ancak elmanın içerisine giren kurt misali nasıl ki kurdun küçük olması ya da zararsız olması onun mide bulandırıcı olmasına engel değilse. Aynı şekilde yapılan amelin ve sahip olunan itikadın Allah indinde makbul olmasına yeterli sebep olmayacaktır. O bize bu dini tamamlamış ve yaşanması en hayırlı olan hayat nizamını inzal etmiştir, bununla da kalmayıp insanları bu nizama meyilli olarak yaratıp fıtratlarına bunu yerleştirmiştir. İnsana düşen buluğa erdikten sonra bu fıtratı koruyup yaşaması ,yaşanması içinde mücadeleye davet etmesidir.

                “ Rum 30 : Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen bir hanif olarak dine çevir ki O insanları bu fıtrat üzere yaratmıştır.”

İnsanlar bu temiz fıtratından sonra Mü’min’liğe, Muvahhidliğe, Müslimliğe yönelmesi yerine zındıklığa, müşrikliğe, kafirliğe, bidatçiliğe kısacası İslam’ın olmadığı batıla yönelinmiş. Hevasını, ihtiraslarını, beşeri sistemleri, kendisine dahi faydası olmayan aciz yaratılmışların doğrultusunda güdülen hayatları, kendilerine şiar edinmişler. Bu gidişler ise toplumların İslam ile bağlarını tek tek koparmışlardır.

                “Tekvir 26 : Bu gidiş nereye?”

Bu gidişin tek istikameti var ki  oda Cehennem!.

Kâfir kimdir, müşrik kimdir az çok biliriz ama bilmediğimiz o kavram Bidatçilik nasıl olur hayatlardaki göstergesi nedir diye irdelediğimizde;

Bidat kelime manası olarak daha önce yapılmış herhangi bir örneği, kendisine uyulacak bir benzeri olmayan veya bilinen bir misali olmadan kişinin kalbiyle, diliyle, azalarıyla ortaya attığı her şey. İslam Fıkhında; İslam’da bir yeri olmaksızın sonradan ortaya çıkarılıp dine atfedilen ancak geçersiz olan amellerdir. İlk bidat havadisi Hulefa-i Raşidin döneminde ortaya çıkmakla beraber günümüze kadar artarak devam etmiştir. Her zaman birileri bu dine bir şeyler eklemeye yâda bir şeyler eksiltmeye çalışmıştır. Ancak ilk ortaya atıldığı günden beri sahabe ve Mü’min’ler bunlarla devamlı bir savaş halindedir. Zira yapılan fiillerin etkisi sadece yapanla sınırlı kalmayıp uzantısında Allah azze e celle’ye, Peygamber’e(sav) ve İslam’a iftira boyutuna ulaşmaktadır.

                “Maide 3: Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslam’ı beğendim.”

Ayeti Kerimesinde Allah azze ve celle bu dinde bir eksiliğin ya da fazlalığın olmadığını insanların yaşaması için hazırladığı dinin artık tamamlandığını bildirmektedir. Evet, belki lafız olarak bu ayete iman ettik dil ile de ikrar ettik ancak dine bir şeyler eklemeye, çıkarmaya çalışmak, yaşadığımız zaman güncellemek gerektiğini iddia etmek ya da savunmak aslına fiiliyatla yapılan inkârın aleni göstergesidir. Bu tür davranışlarla ne kadar aksine inandığımızı söylesek de hayatımızla şunu haykırıyoruz: “Ey Rabbim evet sen dinini tamamladım diyorsun ama burada bir eksiklik var, burayı tamamlamayı unutmuşsun. (HAŞA!)”, ya da “Evet dilimle rabliğini kabul ettiğim ama hayatımla reddettiğim Rabbim dinini tamamladığını bildirmişsin ama sen bizim bu günümüzü bilemedin o yüzden de bu zamanda bunlar biraz fazla, bunlar biraz aşırı. (HAŞA!)” “Bu çağda yaşayanlar bizleriz bu çağın getirdiklerini biz daha iyi biliriz. (HAŞA)” gibi dinin eksiklik iddia etmekle beraber Allah azze ve celle’ye görmediği bilmediği, ya da zamana hapsetmek, ilminin eksikliği gibi noksan sıfatlar izafe edilmektedir. Ne kadar “Yok efendim ben onu söylemedim, haşa olur mu öyle şeyler diyerek” reddedenlerin düşüncelerini fiilleri ispat etmektedir. Ancak Allah azze ve celle o cahillerin niteleniregeldikleri şeylerden yücedir.

                “Hucurat 16 : Deki siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz. O Allah göklerde ve yerde olanların tamamını bilerek (kuşatıcı) ilme sahiptir.”

Allah azze ve celle’ye dinini öğretmeye kalkan yarım akıllılar aklın kalan kısmını kullansalardı nasıl bir hezeyana kapılıp savrulduklarını anlayacaklardı.

Hâlbuki o akıl onunla vahyin önüne geçmeye çalıştığı akıl acizlikten ibarettir. Âdemoğlu kendi nefsinde ve kalbinde olan duyguları nefsinin özünü ve duygularının gerçek niteliğini bilmediği halde bilgiçlik taslar ki akıl dahi nasıl çalıştığını bilemez. Çalışırken bile nasıl çalıştığını kontrol edemez. Kendini kontrol ederken çalışamaz. Akıl daha kendi işleyişini kontrol edemezken insanın kendisiyle böbürlendiği araç bundan ibarettir. Kendisi gibi aklıda aciz, noksan olan insan bu acziyetini kabul etmek yerine dönüp Rabbine kafa tutmaktadır. Utanmadan!

Bidat ehli tıpkı şeytanın (aleyhilla’ne)  âdemoğlunun yoluna oturup her yönden onu kuşatarak sıratı müstakimden saptırmaya çalıştığı gibi, tevhid ehlinin yoluna oturmuş muvahhidleri akidelerinden saptırmaya çalışmaktadırlar ki bunların ilk avı da ilimsiz Müslümanlar olmaktadır.

Bunların bu kuşatıcı mücadelelerine karşılık tevhid ehli Mü’min’ler ise canları, malları, evlatları, en sevdikleri pahasına kulaklarını patlatırcasına tek ses olarak tefrikaya düşmeden şunu haykırırlar:

                “Ey Rabbimiz! Biz hayatlarımızda ihtilaflarımızı çözecek, ilişkilerimizi düzenleyecek, idaresine alacak, terbiye edecek, sonsuz ilmiyle kuşatacak, tek Rabb olarak seni seçtik. Senin gönderdiğin dine şüphesiz teslim olanlardan olduk. Senin haramlarını haram, helallerini helal kabul eder, emirlerini yerine getirir yasaklarından uzaklaşırız. Nazil ettiğin İslam bizim için tek şiardır. Şiar edindiğimiz dinin ibadetlerini, muamelatını, ukubatını senden alırız. Senin bildirmediğin şekilde sana yanaşmaya çalışmaktan haya eder, Rasul’unun tebliğ ettiklerini her şeyimiz pahasına yaşarız. Senin ve Rasul’unun önünden yürümez, seslerimizi onun sesinden yükseltmeyiz. Yükseltenleri de ebediyen düşman ediniriz. Şayet bunun dışında bir şey söylersek apaçık bizde saçmalayanlardan oluruz.”

Dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var ki; Bidat ehli çıkıp ben bir bidat çıkardım demez, onları tanımanın tek yolu yüzlerindeki secde izi ve arkasından hayatlarıyla istikbar edişleridir.

Biz bu batılcılardan ve yaptıkları tutarsız fillerden teberri ettik. Bizim dinimizin başı da, ortası da, sonu da Âlemlerin Rabbi tarafından bildirilmiştir. Bizim tabi olduğumuz İslam bunun üzerine bina edilmiştir. Önemli olan Halis dini yaşamaktır. Allah Rasulu (sav) bu garibleri (az topluluğu) müjdelemiştir.

İslâm garip başladı, (ileride) başladığı gibi garip olacaktır. Ne Mutlu o gariplere! (Müslim, İman 232 ; Tirmîzî, Îman 13 ; İbn-i Mâce, Fiten 15 ; Dârimi, Rikak 42 ; Ahmed B. Hanbel c.l, s.184, 398, c.2, s.222, 389, c.3, s.73)

Abdullah b. Mes’ûd’un rivayetiyle Peygamber Efendimize: “Garipler kimlerdir Yâ Rasûlallah?” diye sorulduğunda: “İnsanlar arasında Allah’ın kitabı terkedildiğinde ona yapışan ve Rasulunun sünneti kaybolduğunda onunla amel edenlerdir.” (Müslim, İman; Tirmîzî, Îman 13 ; İbn-i Mâce 36, Fiten 15;; Ahmed B. Hanbel c.l, s.358, 398, c.4, s.73)

Duamızın başı ve sonu Âlemlerin Rabbi Allah azze ve celle’ye hamd etmektir.

ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ÂLEMİN..

Sümeyye SANCAKTüm Yazıları
Yorum Yaz