MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

Amir Bin Abdi Kays(Rah)

130 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
Amir Bin Abdi Kays(Rah)

 

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

Hamd âlemlerin Rabbi Rahman ve Rahim, ölüden diriyi- diriden ölüyü çıkartan, geleceğinde hiç şüphe bulunmayan günün sahibi, mümin kullarına merhametli, inkârcılara şiddetli, indirmiş olduğu Kur’an ile bizlere izzet bahşeden ALLAH(CC) aittir

Salât ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen kendi döneminde ve kendisinden sonra var kılınan mükelleflerin ona(sas) itaatten başka kurtuluşunun mümkün olmadığı önderimiz komutanımız Hz. Muhammed sas’e âline ashabına, bugünden önce yaşamış bugün yaşamakta olan ve kıyamete kadar yaşayacak, hakkın gönüllerini aydınlattığı mücahid müminlere selam olsun.

Tabiinin önde gelenlerinden ve kendisinin Sahabe olduğuna dair rivayetler de vardır. İsmi Âmir bin Abdullah bin Abdülkays et-Temimi el-Basrî’dir. Ashabı kiramdan hazret-i Ömer’i, hazret-i Osman’ı ve Abdullah bin Mes’ûd gibi büyükleri gördü. Hazret-i Ömer’den ve Selman-ı Farisi’den hadîs-i şerif rivayet etti. Kendisinden, Hasan-ı Basrî ve Muhammed bin Sîrîn rivayette bulunmuşlardır.

Âmir bin Abdullah, hazret-i Ömer’in halifeliği sırasında Medâin ve Tüster’in fethine katıldı. Sonra da Basra’ya yerleşti. Basra’da vâli Ebû Musa el-Eşarî’den kıraat ilmini öğrendi. Kendisi de ders verir, vaktinin çoğunu Kur’ân-ı kerim ve kıraat ilmini öğretmekle geçirirdi. Ayrıca yapılan savaşlara katılır, cihâd ederdi. Savaşa çıktıkları zaman arkadaşlarının hizmetini, müezzinliği o yapardı. Ayrıca arkadaşlarına mümkün olan her ikramı yapmaya çalışırdı. Bu üç hususu kendisinin yapmasını şart koşar, kabul edenlerle yol arkadaşı olurdu.

Geceleri namaz kılar, gündüz oruç tutardı. Namaza durduğu zaman şeytan gelip secde edeceği yere uzanırdı. Bunun farkına varıp şeytanı secde yerinden eliyle kovardı. O namaz kılarken şeytan yılan şeklinde gelip gömleğinin içine girer, kolundan çıkardı. Bu hali görenler hayret edip, namazdan sonra, yanına yaklaşıp, yılanı niçin kovmadığını sorarlardı. O ise; “Vallahi ben namaza durduktan sonra koynuma girip gömleğimin kolundan çıktığını söylediğiniz bu yılandan hiç haberim yok, farkında değilim. Allahü teâlâdan başkasından korkmaktan Allah’dan utanırım.” derdi.

Amir b. Abdullah’la ilgili olarak Basralılardan bir kimse yaşadığı bir olayı nakleder; içinde Amir b. Abdullah’ın bulunduğu bir kafileyle birlikte yolculuk yapmıştım. Gece olunca bir ormanda konakladık. Amir eşyasını bir yere toplayıp atını bir ağaca bağladı. Yularını biraz uzattı. Atına, karnını doyuracak kadar yeşil ot toplayıp önüne attı. Sonra ağaçların arasına daldı. Kendi kendime şöyle dedim. Vallahi, onu mutlaka takip edeceğim ve bu gece ormanın derinliklerinde yapacaklarını göreceğim. O ağaçlarla sarılmış ve gözlerden uzak bir tepeye varıncaya kıbleye yöneldi ve namaz kılmak İçin durdu. Namazı onunkinden daha güzel, daha mükemmel ve daha huşulu kimse görmemiştim… İstediği kadar namaz kıldıktan sonra, Allah’a dua etmeye başladı söylediği şeyler şunlardı: “Allah’ım! emrinle beni yarattın ve iradenle bu dünyanın belalarıyla karşılaştırdın. Daha sonra bana: Kendini tut dedin… Lütfunla sen beni tutmazsan, ben kendimi nasıl tutarım.” “Allah’ım! Biliyorsun ki bu dünya içindekilerle birlikte benim olsa ve sonra senin rızan İçin onlar benden istense onları isteyene mutlaka verirdim. Beni kendime ver, ey merhamet edenlerin merhametlisi… Allahım Seni öylesine sevdim kİ bana her musibeti kolaylaştır ve başıma her gelene karşı razı kıl… Sana olan sevgimin yanında sabahleyin aleyhime olacak akşamleyin İçinde bulunduğum duruma aldırmıyorum…” Basralı şahıs şöyle der: “Daha sonra uykum geldi ve gözlerimi uykuya teslim ettim… Ara sıra uyandığımda, Amir hâlâ yerinde duruyor, namazına ve duasına devam ediyordu ve nihayet sabah oldu. Sabah olduğunu anlayınca, sabah namazını kıldı ve dua etmeye başladı: “Allah’ım Sabah oldu, insanlar senin lütfunu aramak için gidip gelmeye başladılar. Onlardan her birinin İhtiyacı vardır. Amir’in sana olan ihtiyacı ise senin onu affetmendir… Allah’ım! Benim ve onların ihtiyaçlarını yerine getir, ey cömertlerin en cömertli” Allah’ım! Senden üç şey İstedim, ama sen bana ikisini verdin, diğerini vermedin Allah’ım! Bana onu da ver ki sana arzu ettiğim gibi ibadet edebileyim daha sonra oturduğu yerden kalkıp gözünü bana çevirdi. Benim bu geceyi orada geçirdiğimi anladı ve buna çok üzüldü. Bana dönüp: Ey Basralı! Görüyorum ki geceyi beni gözetlemekle geçirmişe benziyorsun? Dedi. Evet, dedim. O da: Benden gördüklerini sakla ki Allah da seninkileri saklasın, dedi. Ben de şöyle dedim: Vallahi ya bana Rabbinden istediğin üç şeyi anlatırsın ya da gördüklerimi insanlara anlatırım. O: Yazıklar olsun sana, bunu yapma! Dedi. Ben de; Sana söylediğim gibi, dedim. Israr ettiğimi görünce bunu hiç kimseye söylemeyeceğine dair bana söz verirsen sana anlatırım, dedi. Ben de şöyle dedim: Sağ olduğun sürece sana ait hiçbir sırrı ifşa etmeyeceğime dair Allah adına söz veriyorum… Şunları söyledi: Dinim hakkında kadınlardan başka korktuğum hiçbir şey yoktu. Rabbimden onların sevgisini kalbimden çekip almasını istedim. Allah duamı kabul etti ve öyle hale geldim ki, bir kadın mı gördüm yoksa bir duvar mı gördüm aldırmıyorum. Bu birisi, İkincisi ne ya? Dedim. İkincisi ise: Rabbimden, ondan başka hiç kimseden korkmamamı istedim. Onu da kabul etti. Vallahi, yerde ve gökte ondan başka hiçbir şeyden korkmuyorum, dedi. Ya üçüncüsü? Dedim. Rabbimden, benim uykumu gidermesini istedim ki gece gündüz istediğim gibi ona ibadet edebileyim. Ama Rabbim bu üçüncü isteğimi kabul etmedi, dedi. Bu sözleri duyunca ona: Kendine yumuşak davran, çünkü sen geceleri namaz kılarak, gündüzleri oruç tutarak geçiriyorsun… Cennete yaptıklarının en azıyla da ulaşılır, cehennemden de karşı koyduklarının en azıyla kurtulunur dedim. O da şu cevabı verdi: Pişmanlığın fayda vermediği günde pişman olmaktan korkuyorum… Vallahi, çalışmaya imkân bulabildiğim kadar ibadet etmeye çalışacağım… Eğer kurtulursam bu Allah’ın rahmetiyledir… Eğer cehenneme girersem, bu benim kusurum yüzündendir…

Yine derdi ki; Bize anlatıldığına göre Allah, Farzlar kılmış sünnetler koymuş ve sınırlar(hadler) belirlemiştir. Kim Allah’ın farzlarını, sünnetlerini ifa eder ve sınırları aşmazsa maddi ve manevi herhangi bir pislik taşımadan cennete girer. Allah’ın farzlarını ve sünnetlerini ifa eden, ancak sınırları aşıp sonra tevbe eden kişi kıyamet gününde sıkıntılar, sarsıntılar ve eziyet verici şeyler ile karşılaşır, sonrasında ise cennete girer. Allah’ın farzları ile sünnetlerini ifa eden, ancak sınırları aşıp tevbe etmeden ölen kişi Allah’ın huzuruna Müslüman olarak çıkar, Artık Allah dilerse onu affeder, dilerse de cezalandırır.

O şöyle derdi; Resulullah(sas) dostlarından bir grup gördüm ve onlarla arkadaşlık ettim. Bize hadis nakledip şöyle dediler; Kıyamet gününde en saf imana sahip olacak olanlar, dünyada kendini en çok hesaba çekenlerdir. Dünyada en çok sevinenler, kıyamet gününde en çok üzülecek olanlardır. Dünyada en fazla gülenler, kıyamet gününde en çok ağlayacak olanlardır.

Bu ve buna benzer birçok rivayetten anlaşılan o ki; İslam’ın gereklilikleri vardır. Bu gereklilikler teferruat değil asıllardır. Öncelik her insan için bu olmalıdır. Yani Allah’ın yardımıyla başarı sağladıkları her meseleye, ulaşılması adına gösterdikleri bir çaba,  bir gayret ve bir metot var. Bunları görmezden gelerek okunan yazılar ve hayatlarıyla duyguları harekete geçiren o kıssalar, anlık olarak kalplerimize etki etse de istikrar sağlamada yeterli olmayacaktır. Allah cc Ayeti Kerime de mealen; “Allah’tan hakkıyla âlimler korkar.”(Fatır 28) Buyurmaktadır. Bir nebze olsun, Allahu Telanın isim ve sıfatlarının tecellilerini anlayabildiğimiz her meselede kalplerimiz biraz daha yumuşamakta ve korkmaktadır. Yani tanıklık, şehadet ve teslimiyet. İşte Âlimler hayatlarının çoğunluğunda böyledirler. Geriye dönüp biraz tefekküre daldığımızda, kalbimizle bazı manaları idrak ettiğimiz anların sonrasında belli bir süre etkisi devam edip tesiri hayatımıza aksediyordu. İşte onlar bunu zirvelerde yaşayan kimselerdir. Allah azze ve celle akıl, idrak, basiret ve anlayışımızı arttırsın İNŞAALLAH… Âmin. “ Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur” (Rad 28)

Dualarımızın sonu Âlemlerin RAB’ bine hamdetmektir.

Selam ve dua ile   اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَ

 

Eymen GÜÇLÜTüm Yazıları
Yorum Yaz