MENÜ
Maltepe Escortpendik escort
alanya escort

ALLAH’I(CC) SEVMENİN SEMBOLÜ “KURBAN”

139 defa okunduYorumlanmadı kategorisinde, tarihinde yayınlandı
ALLAH’I(CC) SEVMENİN SEMBOLÜ “KURBAN”

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Yerde ve gökte bütün mahlukatın sayısızca alemin Rabbi olan Allahu Teala’ya sonsuz hamd olsun. O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden amellerimizin kötülüklerinden O’na sığınırız. İki cihan ve insanlık aleminin kıyamete kadar yegane önderi olan Rasulu Ekrem (sav)’e salat ve selam olsun. Allah(cc) O’nu hidayet ve hak din ile müşrikler hoş görmese dahi diğer bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir. O’nun yüce Âline, şerefli Ashabına ve O‘nun nurlu yolunun yolcusu olan bütün hidayet ehline de selam olsun.

Gökler yer ve ikisi arasında bulunan varlıkların tamamı insana hizmet etmektedir. Allah(cc) her şeyi insan için yaratmıştır. İnsanı ise sadece kendisine kulluk etsin diye yaramıştır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”(Zariyat 56)

Bu hakikati anlayan her insan Allah’ın kendisine bahşettiği her nimeti yine O’na kulluk yolunda harcayacak Rabbiyle arasındaki bağı kuvvetlendirmek yüksek dereceler elde etmek ister. Geçmişten günümüze bu hep böyle olmuştur. İşte kurban ibadetinde insanı Allah Teala’ya yaklaştırmaya vesile olan amellerden bir tanesidir. Kurbanın ne demek olduğunu anlayabilirsek eğer bu ibadetin senede bir defaya mahsus olmadığını da anlamış  oluruz. Zira kurban görünen zahiri yönüyle yılda bir defa yerine getirilirken taşıdığı mana itibariyle bir ömrü kapsar.

Kurban ne demektir Kurbanı nasıl anlamalıyız ?

Her ibadetin bir zahiri bir de batıni yönü vardır. Bu açıdan kurban denilince akla sadece boğazlanan hayvan gelmemelidir.

Kurban; kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeydir. Kurbanla insan Allah Teala’ya yaklaşmaya çalışır. Kurban insanı Allah Teala’ya yaklaştırır da diye biliriz. Bu yaklaşma elbette ki maddi anlamda zaman  mekan cihet bakımından bir yakınlaşma değildir. Ruhen manevi açıdan Allah azze ve celle’nin sevgisine ve rızasına yaklaşmaktır.

Kurban her yıl yapılan ne basit bir adet ne de malı belirsiz bir amaç uğruna bir tarafa atmak değildir.

Kurban insanın emrine verilen maddenin varlığın asıl sahibine sunulmasıdır.

Kurban Allah Teala’yı sevmenin bir sembolüdür.

Kurban en sevdiklerini en sevgilinin yolunda harcamaktır.

Kurban yakınlaşmak demekse Allah azze ve celle’ye sunduğumuz her şey de bir kurban demektir. Acaba bizim kurbanlarımız Allah Tealaya yakınlığımızı mı arttırıyor uzaklığımızı mı?

Zira Allah azze ve celle her kurbanı kabul etmez ve her kurban veren Allah (cc)’ya yaklaşmış olmaz.

Yeryüzünde ilk kurbanı Habil ve Kabil, Adem (as) iki oğlu sunmuştu. Kur’an-ı Kerim’de bu şöyle anlatılır;

“Onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat. İkisi birer kurban sunmuşlardı. Birinin ki kabul edilmiş diğerinin ki edilmemişti. Kabul edilmeyeni: ‘Andolsun seni öldüreceğim’ deyince Kardeşi ‘Allah ancak muttakilerin kurbanını kabul eder’ demişti.”(Maide 27)

Zahirde bakıldığında ikisi de kurban sunmuştu. Fakat arada bir fark vardı. Habil kurbanını en sevdiğinden verip ihlası kuşanmışken Kabil ise malının değersiz olanını arta kalanını vermişti. Ve Allah (cc) elbette ki temiz halis olanı ihlasla verileni kabul eder.

“Kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşmaz. Fakat Mü’minlerin takvaları Allah’a ulaşır.”(Hac 34)

Bu Ayeti Kerime de bize Kurbanın maksat ve manasını göstermektedir ki kurbandan Allah’a ulaşan sadece niyetleridir. İşte kul kalbinde taşıdığı halis niyetle Allah Teala’ya yakınlaşır.

Hem Allah azze ve celle’nin bizim verdiklerimize ihtiyacı da yoktur. Zira her şeyin yegane sahibi zaten O’dur.

Kurbanın ne demek olduğunu en iyi Allah’ın emri gereği gözünü kırpmadan oğlunu kurban veren İbrahim (as)’dan ve Allah’ın emrine hoşnut bir şekilde teslim olan İsmail (as)’dan öğrenebiliriz.

“Ey Rabbim bana Salihlerden olacak bir evlat ver dedi. Biz de onu yumuşak huylu bir oğul ile müjdeledik.”(Saffat 100-101)

Şimdi yıllarca evlat hasreti çekmiş bir baba düşünün.. Kavmi tarafından reddedilmiş bütün ailesinden yakınlarından ayrılıp hicret ettiği bir sırda Allah(cc) bir evlat müjdesi veriyor.

Yıllarca evlat hasreti çeken İbrahim (as)’ın bu müjde ile ne kadar sevindiğini bir düşünelim. “Oğlu onun yanında rüyamda boğazladığımı görüyorum bir düşün ne dersin”(Saffat 102)

Yıllar sonra sahip olduğun evladı iyice ısındığın alıştığın zamanda kurban vermek…

Seyyid Kutub’un ifadesiyle: “Durum gerçekten zordur. Kedisine biricik oğlunu savaşa göndermesi istenmiyor. Ondan oğlunun hayatına mâl olacak bir şeyi oğluna emretmesi de istenmiyor. Ondan bu işi bizzat kendisinin yapması isteniyor. Bizzat ne yapacak oğlunu boğazlayacak…”

Tereddüt yok… ama neden, nasıl olur demek yok. Fetva aramak yok, kaçmak hiç yok. Mü’mine düşen emredileni emredildiği gibi aynen yapmaktır.

“Çocukda ‘babacığım sana ne emrediliyorsa yap inşallah beni sabredenlerden bulacaksın’ dedi.”(Saffat 102)

Allah’ın emrine samimice yaklaşım, teslimiyetin doruk noktası. İfadeye dikkat edin “Babacığım”. Zoraki bir kabullenme değil bu. Aman ne yapalım yapmamız gerekiyor değil. İsmail (as) Allah’ın bu emrini hoşnutluk ve kesin bir inançla karşılıyor. Babasına karşıda herhangi bir hoşnutsuzluk yok. Dikkat edin babacığım diyor. Bu söz sevgi ve yakınlık ifade ediyor. Boğazlanma emri onu korkutmuyor doğru yoldan şaşmasına yol açmıyor.

“Her ikisi de teslim olup onu alnı üzerine yatırınca…”(Saffat 103)

İsmail(as) babası kendisini kurban etmeden önce: Ey babacığım sana bazı tavsiyelerim olacak beni kesmeden önce ellerimi sıkıca bağla ki hareket edip çırpınarak sana eziyet vermeyeyim.

Yüzümü toprağa doğru çevir ki yüzüme bakıp bana acımayasın. Çünkü merhamete gelipte korkarım. Bıçağını iyice keskinleştir ve hızlıca çek çünkü ölümün acısı pek şiddetlidir.

İbrahim(as) oğlunu yatırmış ve bıçağı hızlıca İsmail (as)’ın boynuna çekmişti. Ancak bıçak kesmedi. İbrahim (as) bıçağı taşa vuruyor taş ikiye ayrılıyor fakat İsmail (as)’ın boynunu kesmiyordu.

“Allah Teala bıçağa kesmeyeceksin demişti bıçakta kesmedi.” (Durretul Vaizin)

Bıçak dahi bizlere Allah’ın emrine nasıl teslim olunur bunu gösteriyor. Ne acıdır ki bir bıçak kadar olamıyoruz…

Şaka değil, hikaye değil formalite değil İbrahim (as) oğlunu yatırdı boynuna bıçağı dayadı ve çekti. Tereddüt etmedi.

Halilullah (Allah’ın dostu) olmak kolay değil. Allah sevgisini bütün sevgilerin üstüne geçirmek istenildiğinde vermek, emredildiğinde tereddüt etmemek gerek ki Allah’a dost olabilelim ve bir nebzede olsa O’na yakınlaşabilelim. Zira Allah’ı sevmek Teslimiyet sadece dille “Rabbim sana canım feda”  demek değil bilakis İsmailleri kurban etmektir.

“Ey İbrahim Rüyayı doğruladın. Biz iyileri işte böyle mükâfatlandırırız. Bu gerçekten apaçık bir imtihandı. Biz oğluna fidye olarak bir kurban verdik diye seslendik.”(Saffat 104-107)

İşte Allah azze ve celle samimi ihlasla emirlerini yerine getiren kullarına böyle yardımını gönderir.

Bizler İsmaillerimiz (en sevdiklerimizi) kurban edersek Rabbimde koçlarını (nusretini) gönderecektir.

“Ey insanlar sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.”(Bakara 21)

Kurtuluşa ermenin yolu kulluktan, kul olmanın yolu da canları ve malları Allah’a kurban vermekten geçer.

Hepimiz O’na aidiz ve yine O’na döneceğiz.

Rabbim canını malını nefsini sağlığını vaktini kısacası her şeyini ömrünü Allah azze ve celle’ye kurban veren salih muttaki kullarından eylesin bizleri de Amin.

Dualarımızın başı ve sonu Allah’a hamd etmektir.

 

 

 

Maşite GALİBTüm Yazıları
Yorum Yaz